
Filistin toprakları, asırlardır Müslümanların idaresinde barışla yönetilen bir coğrafyaydı. 1516’da Osmanlı Devleti’nin Memlükler’i mağlup etmesiyle Filistin, dört asır boyunca Osmanlı himayesinde kaldı. Bu dönem boyunca Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler barış içinde yaşadı. Ancak Birinci Dünya Savaşı, sadece cephelerde değil, haritalar üzerinde de büyük bir yıkıma neden oldu.
İngilizler, Araplara verdikleri sözleri çiğnedi. 1917’de yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile Filistin toprakları üzerinde Yahudi devleti kurulması planlandı. İngiltere, Osmanlı’nın elinden çıkardığı bu kutsal beldeleri Siyonist projeye peşkeş çekti. 1948’de İsrail’in resmen ilan edilmesiyle bu topraklar kan ve gözyaşına mahkûm edildi.
Avrupa’da özellikle Nazi Almanyası döneminde Yahudilere uygulanan soykırımlar, Siyonist propagandanın temel malzemesi hâline geldi. Ancak bu durum, Yahudilerin gerçek anlamda bir kurtuluşu değil, yeni bir çatışmanın fitilini ateşledi. Avrupa’da antisemitizmin kurbanı olan Yahudiler, bu kez Filistin halkına zulmeden birer aktöre dönüştürüldü.
Zira bu göç ne insaniydi ne de barışçıldı. İngiltere, ABD ve diğer Batılı güçler, Yahudileri cebrî ve hileli yöntemlerle Filistin’e yönlendirdi. Yerli Filistinliler topraklarından sürüldü, köyler yakıldı, insanlar katledildi. 1948 Nekbe’si (Büyük Felaket) ile yüz binlerce Filistinli mülteciye dönüştürüldü. Ve bu dram hâlâ sürüyor…
Tarih bize açık bir örnek sunar: 1099 yılında Birinci Haçlı Seferi sırasında Kudüs işgal edildiğinde, şehir kana bulandı. Sadece Müslümanlar değil, Yahudiler ve Doğu Hristiyanları da kılıçtan geçirildi. Batılı Hristiyanlar için “Kudüs’ün fethi”, Doğu halkları için bir kıyım anlamına geliyordu.
Ancak 1187’de büyük komutan Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü fethettiğinde bambaşka bir manzara yaşandı. Hiçbir sivil öldürülmedi, kiliselere dokunulmadı, Yahudilere yeniden Kudüs’te yaşama izni verildi. Hıristiyan esirlere dahi insanca muamele yapıldı. Kudüs, yeniden çok dinli bir huzur şehri hâline geldi. Zira Selahaddin sadece bir komutan değil, adaletin temsilcisiydi.
Filistin toprakları, tarih boyunca farklı yönetimlere girdi; ama en uzun ve en huzurlu dönemi Müslümanlar zamanında yaşadı. Osmanlılar zamanında Yahudiler Avrupa’da kovulurken, Filistin’de özgürce yaşayabiliyordu. Müslüman yönetim, tüm dinlere adaletle muamele etti.
Bugün ise İsrail’in uyguladığı apartheid politikaları, yerleşim işgalleri, çocuk katliamları ve sistematik ambargolar bölgeyi cehenneme çevirmiş durumda. Ve bu cehennemin temelinde Batı’nın tarihî hileleri, emperyalist çıkarları ve İslam’dan uzaklaşmış dünya düzeni var.
Filistin toprakları, İngiliz hileleriyle Osmanlı’dan alındı. Bu topraklar, Yahudi soykırımı istismar edilerek Siyonist projeye teslim edildi. Bugün gelinen noktada, Filistin’de akan kanın sorumluluğu sadece İsrail’in değil, ona sessiz kalan dünyanın da üzerindedir.
Ve unutulmamalı: Filistin bir coğrafya değil, bir adalet meselesidir.
HAZIRLAYAN: ŞABAN DOĞAN