islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1847
EURO
52,8022
ALTIN
6.674,07
BIST
14.311,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
15°C

MİRAS TAKSİMİYLE İLGİLİ ELEŞTİRİLER 2

MİRAS TAKSİMİYLE İLGİLİ ELEŞTİRİLER 2
11/08/2025 09:44
A+
A-

(Makasıd tarihselcilik mi (a)

Miras taksiminde erkeğe 2, kadına 1 hissenin verilmesini esas alan hüküm, yerleşik Arap geleneği ve Yahudi şeriatı dışında bir yenilik getiriyordu; bu durum bazı yabancı ve yerli oryantalistlerin iddia ettiğinin aksine, İslam Şeriatı ne Arapların hayat tarzının bir tekrarı –oryantalistler buna yanlış olarak “Arap örfü” diyorlar-, ne de Yahudilikten basit bir iktibastır. Taksim  Kur’an tarafından vaz’edilmiş amir bir hükümdür. Bu hükmün kaynağı nedir?

Miras taksimini düzenleyen hükmün ilk kaynağı Hz. Peygamber (s.a.)’e gelen vahiyle mi  yan taksim vahiyle mi hukuki bir mahiyet kazandı, yoksa daha önce de bu yönde bir fikir veya bir teşebbüs olmuş muydu?

Kaynaklar, eski cahiliye Arapları döneminde Zü’l Mecasidi’l Yeşkuri adında bir şahsın, ilk defa kız çocuklarına mirastan hisse verdiğini, paylaşımı da erkeğe 2, kadına 1 hisse şeklinde düzenlediğini yazmaktadır. Yeşkuri’nin bu taksimi o zamanın teamüllerine tamamen aykırıydı, muhtemelen tepkiyle karşılanmış, kabul görmemiş (Ali Osman Ateş, İslam’a göre cahiliye ve ehl-i kitap örf ve adetleri, Beyan y., İstanbul-1996, s. 381.), bu hükmün uygulaması İslam’ın gelişini beklemiştir.

Burada akla ilginç bir soru gelir. Yeşkuri, bu hükme nereden varmıştır? İki ihtimal söz konusu görünmektedir: Yeşkuri, ya fıtri ve akli olarak bu paylaşımın adil olduğuna hükmetmiş –ki temiz fıtrat ve selim akıl da ilahi bağış ve yetidir- veya esasında Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’den kalan bir tatbikattan haberdar biri olarak buna başvurmuştur. Her hal-ü kârda Yeşkur’un ilahi hükmün muradı olan bölüşümde adalet ilkesini gözettiğini söyleyebiliriz. Miras bölüşümünde adalet, külfete göre nimet ilkesinin gözetilmesidir.

Şu halde muteber ve meşru bir usul olarak Makasıd yoluyla ulaşmak istediğimiz menzil, külfete göre nimet, emeğe göre hak taksim ilkesini esas aldığından, külfete göre nimet ilkesi adaleti tesis eder. Makasıd usulünü kullandığımız zaman 2’ye karşılık 1 oranını 1-1 şekline çevirdiğimizde ilahi murad, başka bir deyişle hükmün maksadı olan adalet ilkesini gözetmiş oluruz, bunun hükmü maksadıyla birlikte tarihe gömen tarihselcilikle karıştırmamak lazım, az ileride bu konuya dönme fırsatımız olacak.

7.)Belirtmek gerekir ki, Makasıd tarihselcilik değildir, yer yer bazı alanlarda örtüşseler de –bu yüzden iki okuma biçiminin aynı şeyler olduğu zannediliyor-, mahiyetleri itibariyle birbirlerinden hayli farklıdırlar. İlletlerine binaen hükmün maksadını evrensel-küresel addedenler tanım gereği tarihselci olamazlar. Tarihselci bakış açısına göre, tarihe ve tarihsel olgu ve olaylara aşkın bir güç ve irade müdahale etmez, başka bir deyişle ilahi bir güç (Allah, vahiy) tarihi yönlendirmez, tirihi sadece ve tamamiyle insan yapar; Tanrı, tarihin kendi iç dinamikleriyle ve yasalarla sürüp giden gelişmesini, seyrini değiştiremez. Dini olsun olmasın, hükümler belli bir tarihin şartları ve olgularıyla sınırlıdır, bir tarihsel hüküm sonraki tarihe referans olamaz, sonraki her olay ve olgu, kendisinden öncekilere göre ilerleme ve gelişme halini ifade eder. Durum böyle olunca sadece Yahudilik ve Hıristiyanlık değil, İslamiyet’in de hukuki teamüllerde esas alınmasını talep ettiği hükümlerinin bugün için bir değeri ve geçerliliği yoktur. Bu açıdan:

a.) Tarihselcilik, paradigması icabı hükmü tarhihsel zaman ve ortaya çıktığı toplumsal durumla ilgili sayar, hükmün maksadında, evrensel veya bugünkü deyimle küresel ilke veya mesaj aramaz

b.) Bundan dolayı tarihselcilikte hükümlerde illet aramanın lüzumu ve manası yoktur, hükme mesnet teşkil eden nassın nüzul veya vurud zamanına bakılır, bu da sadece hükmün oluştuğu tarihi şartları anlamak içindir

c.) Tarihselcilere göre İslam Şeriatında yer alan hükümler Arap örfünden kabul edilir, hatta İslami hükümler Arapların hayat tarzını yansıtmaktan öte gitmezler, hükümlerin çoğu Yahudilikten iktibastır, bu bakımdan İslamiyette orijinal şeyler aranmaz; Müslümanlığı geleneksel fakihlerin söylemleriyle ele aldığımızda Arap olmayan diğer kavimlerin tamamı Araplaşmış olur; oysa her kavmin veya insan topluluğunun kendine özgü “kültür”ü vardır.

Halbuki yukarıda ifade ettiğimiz üzere İslami hükümler ne Arapların hayat tarzının bir tekrarı ne de Yahudi şeriatından bir iktibastır. Aarap örfünden devam ettirilenler ile Musa aleyhisselamın şeriatından alınanlar ilahi menşe’leri dolayısıyla İslam tarafından kabul edilmişlerdir. (Tarihselcilikle ilgili geniş bilgi için bkz. Ali Bulaç İle Tarihselcilik Üzerine, (Haksöz Dergisi, Haziran-Temmuz-2019, Sayı: 339-340.)

d.) Makasıdla takip edilen usul, hükmün indiği tarihsel zamanı ve toplumsal durumu esas alır –ben buna Vasat-ı hükm- derim. Esasında hükümlerin tamamı oluştukları geniş sosyo ekonomik, politik ve çevresel vasat/ortam, iklim doğru anlaşılmadan hükümler hakkında doğru bilgilere ulaşılamaz. Makasıd usulü, mevzubahs olan hükmün vasatı Nüzul veya vurud sebebini içine alır ama daha geniş bir sosyo politik ve ekonomik çerçeve çizer. Buna göre Vasat ve İllet hükmün teşekkülünde “etkileyici (müessir)”, maksad “belirleyici (muayyin)” rol oynar. Etkileyici ve belirleyici faktörler, yerli yerine oturtulmadığı zaman, hükümlerde içkin olan maksat ve hikmet ortaya çıkamaz.

8.) Makasıd’ın aksine, tarihselcilikte hüküm indiği zaman vetiresine ve hususi ortamla münhasır olduğundan hüküm bir daha geri gelemez, tarihe gömülür. Burada tarihselciler açısından büyük sorun ortaya çıkar, o da şudur: Eğer Kur’an’da yer alan hükümler Miladi 610 ile 632 yılları arasında ve bu tarihte yaşayan İslamiyet’i kabul eden Müslümanlar veya reddeden/inkâr edenlere mahsus olarak indirildiyse, hükümleri indiren yüce Allah’ta –haşa- üç büyük eksiklik söz konusudur:

a.) Allah, Arap yarımadası dışında kalan diğer beşer havzalarını ya göz önüne almamıştır veya haklarında bir bilgiye/ilme sahip değildir

b.) Aynı şekilde Allah, 610-630 yılları arasındaki tarihsel zamandan sonraki tarihi göz önüne almamış veya –şimdi Abdulaziz Bayındır’ın öne sürdüğü üzere- geleceği bilmemiştir

c.) Allah, İslamiyet’i sadece Araplar ve 610-632 yılları arasındaki sosyal ilişkileri düzenlemek üzere din indirdiği halde, Araplar ve sonra İslami literatüre muazzam katkılar sağlayan diğer kavimlerin alimleri Arapların örf ve adetlerini, hayat tarzını bütün kavimlere empoze etmiş, hatta zorla kabul ettirmek istemişlerdir.

Tarihselci bu üç önermeye dayandığından, zorunlu olarak deizme sürüklenir.

Tarihselcilerden istisnaları tenzih ederek soruyorum: En azından bu perspektiften bakanların en çok sesi çıkmıyor mu? Bu vahim hataya hiçbir İslam alimi düşmemiştir, bu Aydınlanmacı tarih bakışının etkisinde yeni bir din ve tarih okumasıdır; bizce bir hakikat değeri yoktur.

ALİ BULAÇ 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

NOT: Bu makalede ileri sürülen görüşler yazarına aittir. Mirat Haber olarak tarihselci bulduğumuz bu görüşlerin bir kısmına katılmadığımızı beyan ederiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Musa ŞAHİN dedi ki:

    Sayın Bulaç’ın yapmaya çalıştığı şey ile tarihsilcilerin yapmaya çalıştığı motomot aynı değil tabii;ancak son tahlilde münakaşa konusu olan aetlerin aynı olması insanı düşündürüyor.Nihaytinde amaçları farklı da olsa hemtarihselciler hem de makasıdcılar ayet üzerinde çeşitli muamelerle sonucunda hükmü Şari’nin koyduğu hükümden başka bir şekle çevirmiş oluyorlar.Neticede ayet bir nevi mülğa oluyor.

    Bu;hükmün muvakkataen tatbik edilmemesi gibi değidir.Mevcut hükmün çeşitli saiklerle tağyir edilmesidir ki hükmün değişime açık olduğuna işaret eden karineler ve deliller çok zayıf veya yok hükmünde olmasına rağmen böyledir.

    Feminizmin gelişmesi,kadın haklarıyla alakalı meselelerin çoğalması ister istemez kadınlara dair muhtelif hükümlerin sorgulanmasına yol açtığı bir gerçektir. Bu meseleyi aşmak için çoğunlukla modernizmin dayattığı genel kabullere uyumlu yöntemler tercih ediliyor .Ya hükümler tarihe mahkum kılınıyor ya da farklı sebeplerle tevil ve tefsire tabi tutularak değişime maruz bırakılıyor.Kadınlarla alakalı mahdud bir zamanda varid ve cari hükümler mutlak doğru mu ki ahkamı bununla mutabık hale getirmeye uğraşıyoruz.
    Aynı mantıkla erkeklerin mehr verme zorunluluğu,nafaka ve ailenin geçiminden mesuliyeti de bal gibi makasıdla değişir.Aynı şekilde erkeğin cihat sorumluluğu da kadınlara teşmil edilebilir.Başörtüsü de şahitlik ve mirasta kadını kayıran yeni okumalardan daha kuvvetli ve makul bir yorumla avreti galizaya indirilebilir-ki bazı modernist ilahiyatçılar da aynısını iddia etmektedirler-.

    Faiz de makasıd merkezli bir okumayla pekala bugün tefeciliğe dönüşüp banka faizi mübah kapsamına sokulabilir.Hatta bunlarla alakalı argümanlar diğer meselelerden daha kolay bulunabilir.
    son tahlilde mutlak ilim sahibi Yüce Allah’ın belirlediği hududu aşmak ilahi cezayı celbeder.Bu yol,tehlikeli bir yoldur;ucu nereye çıkar kimse bilmez.