
Filistin toprakları, sınırları içinde İslâmiyet, Hıristiyanlık ve Museviliğin ilgi odağı olan Kudüs’ü Şerifi barındırmasıyla ayrı bir önem taşımaktadır. Bundan dolayıdır ki bölge hemen hemen her devirde dünyanın alakasını üzerinde toplamıştır.
1517 yılında Yavuz Sultan Selim Han Kudüs‘ü fethederek, Osmanlı himayesine kattı. Bu tarihten itibaren 1917 yılına kadar geçen 400 yıllık zaman diliminde en uzun istikrar dönemini, Devlet-i Aliyye döneminde yaşamıştır Filistin. Ecdadımız Mekke ve Medineden sonra üçüncü kutsal şehir olarak kabul ettikleri Kudus’ü de içine alan Filistin topraklarının barış ve huzur içinde idare edilmesine azami gayret göstermişlerdir. Kutsal mekanlarda her dinin mensuplarının, kendi inançları doğrultusunda ibadetlerini serbestçe yapabilmeyi bir devlet politikası olarak benimsemiş ve bunu başarıyla sürdürmüşlerdir.
19’uncu yüzyılın son çeyreğinden itibaren artarak devam eden, bölgeyi ele geçirme gayretlerine ve uluslararası müdahalelere rağmen, Filistin’de barış ve istikrarı koruma politikasından vazgeçmeyen Osmanlı Devleti, bu alanda gerekli gördüğü idari, iktisadi ve askeri tedbirleri almayı ihmal etmemiştir.
Filistin’in bugünkü noktaya nasıl ge[tiri]ldiğine baktığımızda, görünen o ki, siyonistlerin bir asrı aşan bir süreçte ısrarla yürüttükleri stratejiler kadar, Müslümanların dağınıklık ve perişanlığının da son derece önemli bir payı olduğunu görüyoruz.
Bahse konu bölgede, asırlar boyu adalet, barış, güven ve huzuru hakim kılan Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra ve bölgeye emperyalist güçlerin musallat olması ve 1948’de İsrail’in kurulmasını takiben, bölgede sıkıntılar, dağınıklıklar had safhaya ulaşmıştır…
Bugün Filistin, yaşanılamaz hale getirilmiş, topraklarının % 85’ine İsrail el koymuş durumda. Filistinliler ise bu alanın sadece %15’ini kullanabiliyor, bu alan da yasa dışı bir şekilde İsrail denetimindedir. Buna karşın Filistin nüfusunun %60’tan fazlası mülteci yahut göçmen olarak topraklarından farklı bölgelerde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Her geçen gün zulüm, katliam/soykırım devam etmektedir.
Hasılı, unutulmaması gereken şu hususun altını çizmek gerekir şöyle ki, 17 Aralık 1917’de birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti mağlup ilan edildi. İngiliz orduları komutanı Arenby’nin Selahaddin Eyyûbi’nin kabr-i şerifini, sandukasını tekmelemesini ve mezarın başındaki şu sözlerini unutmamamız ve Müslüman gençliğimize anlatmamız bir vecibedir, “Haçlı seferleri işte bugün sonucuna ulaştı. Selahaddin biz geri geldik” diyordu ve sonrası malum…
Biz Müslümanlar, Arenby’nin yaptığı kabih fiiliyati yapacak değiliz ancak, söylediği sözü hangi makbere ya da kime ne zaman söylemeye muktedir olacağız?
Abdulgafur LEVENT
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-