
Busra: Hz. Muhammed’in İzinde, Zamana Direnen Şehir
![]()
Suriye’nin güneyindeki Busra Antik Kenti, Hz. Muhammed’in çocukken Rahip Bahira ile karşılaştığı yer olarak İslam tarihinde özel bir konuma sahip. Roma’dan Osmanlı’ya, savaşlardan günümüze uzanan bu kadim şehir, hem peygamberlik müjdesinin mekânı hem de medeniyetlerin sessiz tanığı olarak zamana direniyor.
Ürdün sınırına yakın, Şam’a 140 kilometre uzaklıkta yer alan Busra, tarih boyunca Mekke’den Şam’a uzanan ticaret yollarının kavşağında bir uğrak noktasıydı.
Bugün harap haldeki taş duvarları arasında, Hz. Muhammed (s.a.v)’in çocukluk yıllarında yaşanan Rahip Bahira buluşmasının hatırası hâlâ canlı.
Roma döneminin izlerini, Emevi döneminin maneviyatını ve savaş yıllarının acılarını bir arada barındıran bu şehir, hem tarihî hem de ruhani bir mirasın taşıyıcısı konumunda.
İslam kaynaklarına göre, Hz. Muhammed henüz 9 veya 12 yaşlarındayken amcası Ebu Talib’le birlikte Şam ticaret yoluna çıktı.
Kervan, Busra yakınlarında mola verdiğinde küçük Muhammed, bir manastırda yaşayan Rahip Bahira ile karşılaştı.
Bahira, çocuğun yüzündeki nurlu ifadeyi fark etti, onu dikkatle izledi ve amcasına dönerek şu sözleri söyledi:
“Bu çocuk, Allah’ın son peygamberidir.”
Bu cümle, hem o manastırın taşlarına hem de tarihin kalbine kazındı.
Busra, o günden beri İslam tarihinde peygamberlik müjdesinin ilk yankılandığı şehir olarak anılıyor.
Busra, Roma öncesi dönemde Nabati Krallığı’nın önemli şehirlerinden biriydi.
Roma döneminde Arabistan eyaletinin başkenti, Bizans döneminde ise büyük bir ticaret ve dini merkez haline geldi.
634 yılında Halid bin Velid komutasındaki İslam ordularınca fethedildiğinde, İslam’ın Suriye’ye açılan ilk kapısı oldu.
Emeviler döneminde bir ilim ve kültür merkezi olarak öne çıktı.
Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan şehirde Roma Tiyatrosu, Busra Kalesi, Zafer Kemeri ve Mebraku’n-Nâka Camisi gibi yapılar, farklı çağların sessiz tanıkları olarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Busra’da bulunan Rahip Bahira Manastırı, yaklaşık 1500 yıllık geçmişe sahip.
Erken Hristiyanlık dönemine ait olduğu düşünülen yapıdan geriye sadece duvar temelleri, sütunlar ve apsis kalıntıları kaldı.
Yine de bu taşlar, insanlığa bir hakikati hatırlatıyor:
“Peygamberlik, burada müjdelendi.”
Bölge rehberi Ahmed el-Mikdad, savaşta harap olan manastırı göstererek şöyle diyor:
“Esed rejiminin saldırıları her şeyi yıktı. Ama bu hatıra, bu topraklardan silinmedi.”
Busra’nın kuzeydoğusunda yer alan Mebraku’n-Nâka Camisi, yani “Devenin Çöktüğü Yer Camisi”, hem dini hem de duygusal bir anlam taşıyor.
Rivayete göre, Şam’a gönderilen Kur’an-ı Kerim nüshasını taşıyan deve burada çöktü.
Ünlü seyyah İbn Battuta, bu olayı eserinde şöyle anlatır:
“Kur’an-ı Kerim taşıyan deve burada çöktü ve nüsha burada muhafaza edildi.”
Bugün cami, aydınlatma eksikliği ve bakımsızlıkla mücadele ediyor.
Müezzin Abdullah Nicim, “Camiye bir güneş paneli takılsa, içerde Kur’an okunabilir.” diyerek, bölgenin yeniden ihya edilmesi çağrısında bulunuyor.
Busra’nın simge yapılarından Roma Tiyatrosu, İmparator Trajan döneminde (MS 2. yüzyıl) inşa edildi.
15 bin kişilik kapasitesiyle döneminin en görkemli yapılarından biri olan tiyatro, 7. yüzyılda kaleye dönüştürülerek Haçlı seferlerinde savunma amacıyla kullanıldı.
Bugün hâlâ sapasağlam duran bu yapı, bir yandan medeniyetin kudretini, bir yandan da savaşın yıkıcılığını anlatıyor.
Suriye iç savaşında rejim güçleri bu tiyatroyu askeri üs haline getirdi; böylece tarihin sesi yeniden susturuldu.
2011’de başlayan iç savaş sırasında Busra, rejim karşıtı gösterilerin kalesi haline geldi.
Her cuma namazı sonrası binlerce kişi burada toplanarak barış talep etti.
Ancak bombardımanlar, o duaların üzerine çöktü.
Bugün şehir, yıkıntılar arasında bile direnen bir hafızaya sahip.
Birçok yapı zarar görse de halkın hafızasında Busra hâlâ “Peygamberin geçtiği şehir” olarak anılıyor.
Busra, tarih boyunca Akad, Amori, Roma, Bizans, Emevi ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yaptı.
Ama bu kadim şehir, en çok bir peygamberin ayak izleriyle onurlanmasıyla biliniyor.
Bugün UNESCO koruması altında olsa da, savaşın izleri hâlâ silinmedi.
Belki bir gün, Busra’nın taşları yeniden çocukların sesleriyle yankılanır…
Ve biri o zaman şöyle der:
“Bu topraklardan bir peygamber geçti.”
İSLAMİ HABER “MİRAT”