
EHL-İ SÜNNET: İSLAM DÜŞÜNCESİNDE ANA CADDE VE SAPMA HAREKETLERİ
Tarihsel Süreçte Sapmaların Başlangıcı
Müslüman toplumunda dinî sapma hareketleri, ilk olarak Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) vefatını takip eden dönemde, özellikle Hz. Ebubekir (Radiyallahu anh) zamanında ortaya çıkan zekâtı reddetme ve irtidat olaylarıyla kendini göstermiştir. Bu süreç, Hz. Osman’ın (Radiyallahu anh) şehadetiyle birlikte siyasi ve itikadi bir boyut kazanarak hızlanmıştır. Tarih boyunca, bu sapmaların önderleri, söylemleri ve ortaya çıktıkları coğrafyalar değişkenlik göstermiş olsa da, temelde yatan sebepler benzerlik arz etmektedir. Siyasi ihtilaflar, yeni Müslüman olmuş toplulukların önceki kültürel kodlarının etkisi, aklı naklin (vahyin) önüne geçirme temayülü ve nihayetinde modern dönemde İslam’ı çağdaş değerlerle uzlaştırma çabası, bu sapmaların başlıca motivasyon kaynakları olarak tespit edilebilir.
Ehl-i Sünnet’in Tanımı ve Merkezi Konumu
Ehl-i Sünnet, sadece belirli bir fıkhî mezhep değil, aksine İslam düşüncesinin ana gövdesini ve özünü teşkil eden bir çerçevedir. Bu çerçeve; Kur’an’ı ana kaynak kabul eden, Peygamber Efendimiz’i Kur’an’ı pratiğe döken en mükemmel örnek ve rehber olarak gören, onun sünnetine titizlikle tabi olan, ilk nesil sahabeleri dinî bilgiyi aktarmada “âdil” kabul eden ve onların yolunu takip eden Tâbiîn ile Etbâu’t-Tâbiîn neslinin anlayışını referans alan bir yapıdır. Ayrıca, bu temel üzerine inşa edilmiş, belirli bir ilmî metotla Kur’an ve Sünnet’ten içtihatlar yapan ulema geleneğini ve on dört asrı aşkın bir süredir Müslüman toplumlarda tatbik edilen pratikleri kapsar. Bu yönüyle Ehl-i Sünnet, İslam’ın ana caddesi ve koruyucu kalesidir. Bu merkezî çizgiden uzaklaşmak, bid’at ve dalâlet olarak nitelendirilen sapkın anlayışlara yakınlaşmak anlamına gelir.
Ehl-i Sünnet çizgisinde olmak Müslümanlığın gereği, onu korumak ve yaşatmak Müslümanın gayesi olmalıdır. Onu korumak, dinin aslına sadık kalmak için zorunludur.
Ehl-i Sünnet’i korumadığınız zaman kargaşaya, ümmetin birliğini dağıtmaya, her insanın dinden ne anladığının din olduğuna zemin hazırlarsınız. Günümüzde bazı insanlar kalkmış “geleneği reddediyoruz” diyerek dinden anladığını din zannediyor
Sapkın Dini Söylemlerin Analizi: Metodsuzluk ve Toplumsal Tehlike
Bahsi geçen şahısların en belirgin özelliklerinden biri, itikadi bir mezhebe olan bağlılıklarını açıkça beyan etmemeleridir. Bu durum, halk nezdinde kendilerini Ehl-i Sünnet olarak algılanmalarına yol açmakta; dolayısıyla söylemlerine itibar eden samimi Müslümanların itikatları, farkında olmadan ifsada uğramaktadır. Ehl-i Sünnet’i doğrudan hedef almak yerine, stratejik bir söylemle “geleneksel İslam”a itiraz ettiklerini iddia ederek bir telbis (kavram kargaşası) ortamı oluştururlar.
Bu grupların dikkat çekici bir diğer yönü ise, kendi içlerinde hiçbir temel dini mesele üzerinde uzlaşıya varamayacak derecede dağınık ve tutarsız olmalarıdır. Örneğin, kabir azabı, şefaat veya kadına yönelik bazı hükümler gibi konularda dahi aralarında mutabakat bulunmaz. Daha da ilginci, kelam ve akaid gibi derinlik ve uzmanlık gerektiren konuları tartışmaya açan bu kişilerin büyük çoğunluğu, günlük ibadet ve muamelelerde (abdest, cenaze, nikah vb.) Hanefi veya Şafii gibi köklü fıkıh mezheplerinin kurallarını pratikte taklit etmektedir. Bu durum, onların ilmi seviyelerinin yetersizliğini ve metodolojiden yoksun olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Söz konusu gruplar heterojen bir yapı arz eder. Bir kısmı, Filistin meselesi, namaz gibi konularda ortak dini hassasiyetler taşıyabilir ve samimi (takvalı) görünebilir. Ancak modern döneme özgü kritik bir tehdit daha vardır: Bu hareketlerin bir kısmı, art niyetli olup dini tahrif etmek amacıyla dış destekli yapılanmalardır. Samimi görünenler dahi, İslam’ın ana cadde(si)ni tahrip ettikleri ve ümmetin itikadi birliğini bozdukları için, ulemanın ittifakıyla sapkın (dalâlet) ve bid’at ehli olarak kabul edilirler. Bu nedenle, ümmeti bunların şerrinden korumak, sapkınlıklarını teşhir etmek ve onlarla ilmi ve akli zeminlerde mücadele etmek dini bir vecibedir.
Bu bağlamda, bid’at ehlini, Ehl-i Küfr’den daha tehlikeli kılan temel bir unsur vardır: Açık bir küfrün söylemleri, Müslüman şuur tarafından kolayca teşhis ve reddedilir. Oysa bid’at ehli, “Kur’an”, “Allah” ve “din” gibi kutsal kavramları istismar ederek, zehirli fikirlerini meşru bir zemin üzerinden sunar. Bu da onların şerrinden korunmayı ve toplum nezdindeki etkilerini kırmayı oldukça zorlaştırır.
Gözlemlenen bir diğer taktik ise, kendi aralarında sürekli bir ihtilaf ve tutarsızlık içinde olmalarına rağmen, Ehl-i Sünnet’in üzerinde ittifak ettiği değerleri, sembolleri (şiarlar) ve ilmî birikimi (müktesabat) sistemli bir şekilde hedef almalarıdır. Hatta bazıları, bu tutumlarını “ümmeti birleştirme” gibi süslü bir iddiayla meşrulaştırmaya çalışır; oysa kendileri, tefrika içindeki en dağınık yapılardan birini oluşturmaktadır. Temel sorun, usul ve metottan yoksun, kendi akıl ve heveslerini merkeze alan ve dini metinlerden çıkardıkları sübjektif yorumları mutlak doğru zanneden bir anlayışa sahip olmalarıdır.
Tarihten Bir İbret Örneği: Hariciler ve Metotsuzluğun Vahim Sonuçları Dini metinleri sağlam bir metodoloji olmadan anlamaya çalışmanın tehlikeleri, İslam tarihinin en erken ve en trajik sapma hareketi olan Hariciler örneğinde somutlaşmaktadır. Hariciler, çok ibadet eden, sahabeleri görmüş, ana dilleri Arapça olan ve ilk dönem İslam toplumunun içinden çıkmış bir topluluktu. Hatta Sıffin Savaşı’na kadar Hz. Ali’nin (r.a.) ordusunda yer almışlardı.
Ancak, Kur’an’ı bütünlükten koparan, bağlamından (sîyak-sibak) ve sünnetin açıklayıcılığından uzak, usulsüz bir yaklaşımla ele aldılar. Yusuf Suresi’nin 40. ayetini, tarihsel ve metinsel bağlamından tamamen soyutlayarak, Hz. Ali, Hz. Muaviye ve taraftarlarını tekfir etmek için kullandılar. Bu metodsuzluk, onları sadece söylemle sınırlı kalmayan aksiyonel bir sapmaya sürükledi: Hz. Ali’yi (r.a.) şehit etmeye kadar vardırdı. Daha da çarpıcı olanı, bu suikastı gerçekleştiren Abdurrahmân bin Mûlcem’in, ölene kadar Kur’an’ı ezbere okumaya devam etmesiydi. İşte, dini anlamada sahih bir metot ve ölçüden (usul) yoksunluğun, ibadet ehli bir topluluğu dahi vardırabileceği vahim nokta budur. Bu tarihi vakıa, sathî ve metotsuz bir din anlayışının toplumsal birliği ve dini itikadı ne denli tahrip edici olabileceğinin en açık göstergesidir.
Ehl-i Sünnetin delilleri:
Kur’ân’ın Emri: Fırka Olmamak ve Cemaate Uymak
Allah Teâlâ, Âl-i İmrân Suresi 103. ayette buyurur: “Hepiniz Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın, bölünmeyin.”
Nisâ Suresi 115. ayette ise: “Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme atarız.”
Hadis-i Şeriflerle Destek: Kurtuluş Ehl-i Sünnet’tedir
Peygamberimiz (s.a.v.): “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi ateştedir. O da cemaat (Ehl-i Sünnet)’tir.” (Tirmizî, Îmân, 18; Ebû Dâvûd, Sünnet, 1)
Bir başka hadis: “Size iki şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve sünnetim. Bunlara sarıldıkça sapıtmazsınız.” (Muvatta, Kader, 3)
Tarihî ve İçtimaî Zaruret: Ümmetin Birliği
Osmanlı’dan Abbâsîlere kadar İslam devletleri Ehl-i Sünnet üzerine kuruldu. İmam Mâturîdî ve İmam Eş’arî, akîdeyi sistemleştirdi; dört mezhep (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî) amelî birlik sağladı.
Akıl ve Mantık Açısından: Dengeli Yol
Ehl-i Sünnet, vasat ümmettir (Bakara Suresi, 143). Aşırı tefvîz (Mutezile) veya teşbih (Mücessime) gibi uçlardan kaçar.
İmam Rabbânî, Mektûbât’ında: “Ehl-i Sünnet’i korumak, bid’atleri susturmakla olur; yoksa din sulandırılır.”
Bölüm: Sapma Hareketlerinin İlmi Tasnifi: Ehl-i Bid’at ve Ehl-i Dalâlet
İslam âlimleri, tarih boyunca ortaya çıkan sapma hareketlerini, din dairesi içinde kalıp kalmama kriterine dayanarak iki ana kategoride tasnif etmişlerdir:
Ehl-i Bid’at: Bu kategorideki gruplar, dinin aslından (usul) herhangi bir şeyi reddetmezler. Ancak, zannî delillere dayanarak ve belli bir metodoloji takip ederek ulaştıkları sonuçlar itibarıyla Ehl-i Sünnet’in inanç esaslarıyla tam bir uyum içinde değillerdir. Müslüman âlimler, bu grupları -görüşleri sapkın olsa da- temel iman esaslarını korudukları için “Ehl-i Kıble” olarak, yani İslam toplumunun bir parçası saymışlardır. Şia’nın İsnâaşeriyye ve Zeydiyye kolları, Mutezile’nin bir kısmı ve Haricîler bu kapsamda değerlendirilmiştir.
Ehl-i Dalâlet: Bu kategori ise, her ne kadar kendilerini İslam’a nispet etseler de, temel iman esaslarından birini veya birkaçını inkâr etmek suretiyle İslam dairesinin dışına çıkan grupları tanımlar. Tarihte, Allah’ın (haşa) Hz. Ali’ye (Radiyallahu anh) hulul ettiğini (içine girdiğini) iddia eden gulât (aşırı) fırkalar; günümüzde ise Kur’an’ı yalnızca meali üzerinden anlamaya ve hüküm çıkarmaya çalışan, sünneti ve geleneksel tefsir birikimini devre dışı bırakan “Mealci” anlayış, Ehl-i Dalâlet’e örnek olarak gösterilebilir.
Sapmanın Ortak Metodolojisi
Sapma hareketlerinin ortak stratejisi, dinin temel iki kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’in otoritesini zayıflatmaya dayanır. Bu gruplar, ya Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) otoritesini tamamen veya kısmen devre dışı bırakarak işe başlarlar. Ardından, kendi ön kabullerine ve nefsanî arzularına uygun düşen ayetleri, Kur’an’ın bütünlüğünden kopararak veya zorlama yorumlar (te’vil) yaparak yalıtılmış bir şekilde okurlar. Hadislere olan yaklaşımları, Kur’an’a olan yaklaşımlarından farklı değildir. Bu yöntem, nihayetinde sapkın fikirlerini meşrulaştırmak için kullandıkları bir araç haline gelir.
M.Emin CAN
YAZARIMIZ “M.Emin CAN’IN” DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Bu makaleniz, Ehl-i Sünnet’in (Sünniliğin) İslâm düşüncesindeki merkeziyetini ilan eden ve bu çizginin dışındaki her türlü görüşü “sapma”, “bid’at” ve “dalâlet” olarak niteleyen otoriter ve dışlayıcı bir metindir. Makaleniz, Kur’an’ın açık ve temel mesajları ile çatışan, ümmeti hizipleştiren, düşünceyi donduran ve İslâm’ın ana kaynaklarına özgürce dönme çağrısını bastıran bir dogmatizmi savunmaktadır.
Kur’an’a Açıkça Aykırılıklar ve Eleştiriler:
1. Kur’an’ın Kaynak ve Otorite Anlayışına Aykırılık Makaleniz, Kur’an’ı “ana kaynak” olarak kabul ettiğini iddia etse de, pratikte Ehl-i Sünneti Kur’an’ın önüne geçiren bir usul dayatmaktadır. Aykırılık: Kur’an, dinin tek muteber kaynağı olarak sadece Allah’ı ve O’nun indirdiği Kitab’ı kabul etmeyi emreder (Zümer, 39:2, 3; En’âm, 6:114). Allah, kendi Kitab’ını “her şeyi açıklayıcı” (Nahl, 16:89) olarak nitelediği halde, makale, Kur’an’a dolaylı yoldan bir kısıtlama getirmektedir.Eleştiri: Makalenin savunduğu anlayış, Kur’an’ı doğrudan anlama çabasını “metotsuzluk” ve “dalâlet” olarak yaftalamaktadır. Bu, aslında Kur’an’ın anlaşılması ve yaşanması için “âdil sahabeler,” “Tâbiîn,” “Etbâu’t-Tâbiîn,” “ulema geleneği” ve “fıkıh mezhepleri” gibi tarihsel ve beşerî zincirlere mutlak bir tabi olmayı zorunlu kılmaktadır. Kur’an’a göre, dinin koruyucusu Allah’tır (Hicr, 15:9), belirli bir ulema zümresi veya tarihsel ekol (Ehl-i Sünnet) değil. Bu makale, Allah’ın Kitabı’nı, beşerî bir geleneğin filtresi olmadan anlamayı yasaklama cüretini göstermektedir.
2. “Cemaat” Hadisi İstismarı: Makalede geçen “O da cemaat (Ehl-i Sünnet)’tir” hadisinin yorumu (Tirmizî, Îmân, 18), açık bir çarpıtmadır. Kur’an’ın emrettiği “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünmeyin” (Âl-i İmrân, 3:103) emrindeki “cemaat” (topluluk), Allah’ın Kitabı’nın etrafında toplanan tevhid ehli topluluktur. Makaleniz, bu ayeti ve hadisi, Sünnîlik çatısı altındaki tarihsel mezhepler manzumesine uyma zorunluluğu olarak sunarak Kur’an’ın vahdet çağrısını, tarihsel bir hizip (fırka) lehine istismar etmektedir.
3. Fırkalaşma ve Ayrımcılığa Dayalı Dışlayıcılık Makale, Kur’an’ın şiddetle yasakladığı “fırkalara ayrılma” (Âl-i İmrân, 3:105; Rûm, 30:31-32) olgusunu, kendi varoluşunun meşruiyeti haline getirmektedir.Aykırılık: Allah Teâlâ, dinlerini parçalayıp fırkalara ayrılanlardan uzak durulmasını emretmiştir (En’âm, 6:159). Makale ise, kendi tarihsel fırkasını (Ehl-i Sünnet), “ana cadde,” “koruyucu kale,” ve “kurtuluş fırkası” ilan ederek diğer tüm Müslümanları (Şia, Mutezile, Mealci vb.) bid’at, dalâlet ve sapkınlık ile damgalamaktadır. Eleştiri: Bu yaklaşım, ümmeti birleştirmek yerine, dini siyasallaştıran ve itikadi olarak tefrika yaratan bir tutum sergilemektedir. Makale, kendisine uymayan her görüşü “kargaşaya,” “ümmetin birliğini dağıtmaya” zemin hazırlamakla suçlarken, aslında kendisi fırkalaşmanın en katı örneğini sunmaktadır. Kur’an’a göre, bir Müslümanın kurtuluşu, Ehl-i Sünnet’in mezheplerine (Hanefi, Şafiî vb.) değil, Allah’a ve elçisine imana, salih amele ve takvaya bağlıdır.
4. Aklı Bastırma ve Dogmatizmi Savunma Makalesi, “aklı naklin (vahyin) önüne geçirme temayülü”nü sapma sebebi sayarken, aslında aklı toptan devre dışı bırakmayı ve sorgulamayı yasaklamayı hedeflemektedir. Aykırılık: Kur’an, yüzlerce ayetle insanları düşünmeye, akletmeye, tefekkür etmeye ve Kitab’ı üzerinde derinlemesine çalışmaya davet eder (Yûnus, 10:101; Bakara, 2:44). Kur’an’ın kendisi, akla ve delile hitap eden bir kitaptır. Eleştiri: Makale, “geleneği reddetmek” ve “dinden anladığını din zannetmek” gibi ifadelerle, bireysel ve aklî tefekkürü toptan mahkûm etmektedir. Oysa her insanın dini anlamasının ve Kur’an’la doğrudan bağ kurmasının önünde hiçbir engel yoktur. Makale, fıkıh mezheplerinin içtihatlarını pratik taklit etme eleştirisiyle, bireylere Kur’an ve Sünnet’e dayalı yeni içtihat yapma hakkını tamamen elinden almayı amaçlamaktadır. “Kelam ve akaid gibi derinlik ve uzmanlık gerektiren konuları tartışmaya açan” kişilere yöneltilen eleştiri, dinin sadece belirli bir “ulema” zümresinin tekelinde olması gerektiği yönündeki anti-Kur’anî zihniyetin yansımasıdır.
5. Kavram Kargaşası ve Tehdit Dili Makale, terminolojiyi kasıtlı olarak karmaşıklaştırarak, Sünni geleneği eleştiren her kesimi şeytanlaştırmaktadır. Eleştiri: Kavram Çarpıtması: “Geleneksel İslam” eleştirisini, Ehl-i Sünnet’i hedef alma olarak nitelemek telbisin (kavram kargaşasının) ta kendisidir. Geleneksel İslam, tarih boyunca içine bid’at ve hurafelerin karıştığı kültürel ve pratik birikimi ifade eder; bu birikimi eleştirmek, doğrudan Kur’an ve Sünnet’e dönme çabasıdır ve bu durum dalâlet değil, Kur’an’a bağlılığın gereğidir. Tehlike Dilinin Kullanımı: Sünni geleneği eleştirenler, “dış destekli yapılanmalar,” “dini tahrif etmek,” “sapkın (dalâlet) ve bid’at ehli,” hatta “Ehl-i Küfr’den daha tehlikeli” olarak yaftalanmaktadır. Bu tehdit ve nefret dili, Kur’an’ın müminler arasındaki insaflı tartışma ve hikmetli tebliğ (Nahl, 16:125) çağrısına tamamen aykırıdır. Hariciler Örneği: Hariciler örneği, Kur’an’a değil, makalenin kendi metodolojisine karşıdır. Hariciler, Kur’an’ı değil, kendi aşırı ve sığ okumalarını mutlak doğru kabul ettiler. Makale ise, Ehl-i Sünnet’in metodolojisini sorgusuz kabul etmeyenleri Haricîlere benzetmek suretiyle, bu tehlikeli tarihsel örneği kendi dogmatik pozisyonunu güçlendirmek için bir sopaya dönüştürmektedir.
6. Nihai Hüküm Bu makale, İslâm’ı dar bir tarihsel kalıba hapseden, Kur’an’ın doğrudan otoritesini beşerî bir geleneğe devreden ve özgür düşünceyi “sapkınlık” ilan eden anti-Kur’anî bir dogmatizmi yansıtmaktadır. Kur’an, Müslümanları bölünmekten menederken, bu makale bölünmüşlüğü kutsamakta ve Sünnî mezhepler dışındaki her Müslümanı dini bir tehdit olarak göstermektedir. Gerçek ana cadde (Sırât-ı Müstakîm), Kur’an’ın apaçık hükümlerine ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sahih ve Kur’an’a uygun Sünneti’ne doğrudan tabi olmaktır, belirli bir fırkanın tarihsel yorumlar zincirine değil. Bu makaleyi savunanların, Kur’an’ın temel kaynağını ve otoritesini gerçekten ne ölçüde kabul ettiklerini sorgulamaları gerekmektedir.
1. Sünnilik elbette İslâmın özüdür bir fırka değildir. Şayet Ehli Sünnet islamın ana caddesi değil diyorsanız ozaman yapmanız gereken afili cümle kurma yerine İslâmın ana caddesi hangi ekoldur ve delilleri ile ortaya koymalısınız.
2. Kur’an sizce nasıl bir kaynak. Ehli Sünnet Usulü Kur’an’ın önüne geçirdi iddianız çok yanlış ve bir okadar da tutarsız. Sizin Kur’an’dan bize cevaben verdiğiniz ayetleri usulsuzce kullandığınız için Usule nekadar da ihtiyaç olduğunu gösteriyor. hukukta usul esastan önce gelir diye bir kaide var. Aslında usulü en çok sizin savunmanız gerekmez mi? İşte sana senin usulsüz Kur’an anlayışının nasılda delil olarak getirdiğiniz ayetleri Kur’an’a ay kırı bir biçimde tasavvur ettiğinizi göstereyim . Kur’an herşeyi senin anladığın şekilde açıklamışsa Neden Kur’an Nahl 44 te Peygamberimize onu açıklama görevi verdi şayet sizin anladığız manada olsaydı bu ayete gerek kalırmıy dı? Yâda bilmiyorsanız ilim ehline sorun diyor. Kur’an neden mütaşabih ve muhkem ayet diyor size göre böyle açıksa bu ayeti nasıl anlıyorsunuz? Bakın Kur’an burdada açık olmadığını bizatihi kendisi söylüyo. Daha çok delil getirmeme gerek yok. İnanan bir delillede inanır inanmayana ne kadar delil getirsenizde onlar için fark etmez. Burdaki açıklık küfrün batıl oluşu İslam’ın ise hak oluşudur. İmanı konulardır.
3. Bu yazının tefrikaya yol açtığını iddia ediyorsunuz değil mi? Zaten realitede tefrika yok mu? Şii, Mutezile, Cehmiye vb. Dahada korkuncu ne biliyormusunuz siz ve sizin Ehli sünnet’i red etmekle yeni bir tefrika olusturduğunuz.
4. Siz bu makalenin aklı dondurduğunu iddia ediyorsunuz halbuki pratik tam aksini söylüyor. Devasa kütüphaneler tam aksine düşüncenin Ehli sünnete ki yerine cevaptır.
Sonuç olarak şunu söyleyeyim. Din aklın çıkarsamadı değil Allah’ın Vahiy yoluyla gönderdiği rivayet yoluyla da bize gelen şeydir. Dinin sahibi Allah’tır. Din Allah’ın verdiği akıl ile anlaşılır. Yoksa akıl din oluşturmaz. Mekke müşrikleri akıllarını vahyin önüne koydukları için müşterik oldular. Tarih boyunca Allah’ın gönderdiği Elçileri ve gönderdiği Dini kabul etmeyen veya tahrif edenler Allah’ın dinini değil kendi akli çıkarımları ve ön kabulllerini ilah edindikleri için saptılar Kur’an bunu bize hep anlatır.
Aklı mutlaklaştırmak aklı putlaştırmak ve ilahlaştırmaktır. Diyorsunuz ki, biz peygamberi devre dışı bırakalım aklımızla hareket edelim değil mi? O zaman yer yüzünde ne kadar insan varsa okadar fırka olur ki bu sizin iddia ettiğiniz fırkalaşmanın ta kendisidir. Onun içindir ki Allah fırkalaşmayı, sapkınlığı red etmiştir.
Bunları temellendirmek için size iki soru soracağım bakalım ne cevap vereceksiniz. Tek şart Kur’an’dan referans istiyorum. 1. Kur’an’da Zekât varmıdır? Varsa hangi mallardan ne zaman nekadar zekât verilir? Cuma günü çağrıldığınız zaman ayet diyor. Kim hangi saatte çağıracak (Belediye mi, Valilik mi, ) ne diyecek çağırırken. Hırsızlık yapanın eli kesilir diyor Kur’an ozaman Hırsızın elini kim kesecek nasıl kesecek. Son sorum siz Kur’an’da her şey açıktır diyorsunuz. Elif lâm mim ne anlama geliyor ve nasıl okunur. Kur’an’da Bakara süresinin ismini bu sürenin adı Bakardır diye bir ayet getirir misiniz lütfen
Sadrettin Arkadaşımız, hadisler ve dinin sahih bir şekilde anlaşılması için ömürlerini vakfeden Âlimleri yok saymasını anlamakta insan zorlanıyor. Kur’an açık diyorsunuz. Adama sormazlar mı kardeşim bu kadar açıksa; Kur’an diye edebiyat yapanlar dahi Kur’an üzerinde anlaşabiliryorlarmı?
Adamlar Kendi akıllarını mutlak kabul edip öte yandan: Ömürlerini din ve bu dava için harcamış Alimlere dil uzatıyolar. Sizin kalibreniz nedir kardeşim, çapınız nedir?
RABBİM KUR’AN’I MUBİNDE: BİLMEDİKLERİNİZİ ZİKİR EHLİNE SORUN. BAŞKA BİR AYETTE İSE: ALLAH’TAN EN ÇOK ALİMLER KORKAR diyor.
Son söz: Alimlerin eti zehirlidir bilginiz olsun.
Rabbim ilminizi artırsın
Allah bizleri doğru yolda ayırmasın. Kaleminize sağlık hocam değerli. Bilgilerinizden payımıza düşeni aldık. Sizin gibi bilgi sahibi insanları allah başımızdan eksik etmesin
Allah bizleri doğru yolda ayırmasın. Kaleminize sağlık hocam değerli. Bilgilerinizden payımıza düşeni aldık
Sizn gibi bilgi sahibi insanların biri ışığında yürümek büyük bir şanstır. Emeklerinize sağlik hocam
Çok çok teşekkür ederim.Allah yardımcınız olsun