
Son yıllarda okullarımızdan sokaklara, sosyal medyadan evlerimize kadar yayılan bir davranış bunalımıyla karşı karşıyayız:
Akran zorbalığı artıyor, çocuklar öfkelerini kontrol edemiyor, anne-babaya karşı gelmek sıradanlaşıyor, öğretmene başkaldırmak “özgüven” sanılıyor..
Bu tablo bir tesadüf değil; aksine yıllardır biriken sosyo-kültürel, pedagojik ve manevi boşlukların yansımasıdır. Bugün ortaya çıkan gençlik profili, “kendini tanımayan, değer üretmeyen, sorumluluk almayan, nefsiyle baş başa bırakılmış” bir neslin fotoğrafıdır.
Günümüz eğitim sistemi, insanı salt biyolojik ve zihinsel bir varlık olarak kabul eden, ruhu ve ahlakı ikinci plana atan bir dünya görüşüne dayanıyor.
Bu seküler yaklaşım, çocuğun aklını geliştirip gönlünü susuz bırakan, bilgi yükleyip karakter inşa etmeyen bir mekanizma hâline dönüştü.
Manevi değerleri temel almayan eğitim modelinin ortaya çıkardığı sonuçlar akademik araştırmalarla da açıkça ortadadır:
Empati kapasitesinde düşüş
Otoriteyle sağlıksız ilişki
Şiddete karşı duyarsızlaşma
Narsisistik davranış örüntülerinde artış
Toplumsal aidiyet duygusunun zayıflaması
Görülen o ki; ruhî temeli olmayan başarı, davranışı beslemiyor; karakteri ise hiç inşa etmiyor.
Bu yüzden çocuk, bilgi sahibi olsa da olgunlaşamıyor.
Toplumsal stres, ekonomik baskılar ve modern yaşamın hızla tükettiği zaman; ebeveynlerin sükûnetini yok ediyor.
Fakat çocuklar, sözlerden çok gördüklerini öğrenir.
Evde huzur yerine gerilim gören çocuk, dinginliği değil öfkeyi model alıyor.
Ailenin manevi rehberliği çöktüğünde;
Saygı yerini umursamazlığa,
Merhamet yerini bencilliğe,
Sorumluluk yerini keyfîliğe
bırakıyor.
Evde dua susunca, evin huzuru da sönüyor.
Bugünün çocukları, rol model olarak anne-babayı ya da öğretmeni değil; sosyal medyada “alkış alan” kişileri görüyor.
Bu durum, çocuğu gerçek otoritenin karşısında isyana, sanal dünyanın karşısında ise sorgusuz itaate sürüklüyor.
Sonuç:
Ebeveynin sözü hafifliyor, öğretmenin sözü önemsizleşiyor, ahlaki rehberliğin yerini dijital gürültü alıyor.
Ahlakî sınırların kalktığı bir ortamda zorbalık “güç göstergesi” hâline geliyor.
Çocuk, merhameti öğrenmediği için zarar vermekten çekinmiyor.
Sosyal medyada beğeni kazanan her “sert tavır”, çocuğa bir davranış biçimi olarak geri dönüyor.
Zorbalık eğlenceye dönüşüyor, vicdan giderek köreliyor.
Ailesinden takdir görmeyen, sistemde sadece “sınav başarısıyla” ölçülen çocuk; gücünü yanlış kanallara yönelterek akranlarına üstünlük kurmaya çalışıyor.
Bugün yaşanan ahlaki çöküşün en belirgin sebebi; insanın ruh yönünü yok sayan, eğitimi salt “dünya merkezli” bir kalıba sıkıştıran, değerleri yok eden laik-seküler bakıştır.
Ruhunu beslemeyen bir eğitim;
merhamet doğurmaz,
vicdan üretmez,
saygı inşa etmez,
nefsi terbiye etmez.
Bu nedenle akran zorbalığı bir sonuçtur;
asıl sebep, manevi eğitimden kopuş ve değer dünyasının çöküşüdür.
İnsan davranışının temeli Kur’an’ın çizdiği insan modelinde açıkça belirtilmiştir.
Ruhunu Allah’ın kelamı ile beslemeyen, nefsini terbiye etmeyen birey; öfkesine, hırsına ve zaaflarına yenik düşer.
“Nefsine uyanı Allah saptırır.” (Câsiye 45/23)
Bu ayet, bugünün ruhsuz eğitim sistemiyle yetişen neslin hâlini adeta tarif eder.
Ahlaki çöküşteki toplumlar için Kur’an’ın uyarısı nettir:
“Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d 13/11)
Çocuklarımızın hâlini düzeltmek; ancak kalpleri besleyerek, maneviyatı merkeze alarak, Kur’an’ın değerlerini eğitim sistemine yeniden yerleştirerek mümkündür.
Son söz olarak:
Maneviyatı olmayan bilgi, insanı kemale erdirmez; sadece kaosa sürükler.
Ruhunu kaybeden toplum, evlatlarını da kaybetmeye mahkûmdur.
İSLAMİ HABER “MİRAT”