
Ramazan Ayında Mukabele Okuyoruz… Peki Kur’an Bize Ne Söylüyor?
Ramazan ayı geldiğinde camilerde, evlerde, iş yerlerinde mukabele halkaları kurulur. Kur’an-ı Kerim karşılıklı okunur, hatimler yapılır. Bu, asırlardır süregelen, bereketli ve çok kıymetli bir gelenektir. Rabbim okunan her harfi kabul eylesin.

Mukabele geleneğinin kökeni de son derece anlamlıdır. Ramazan aylarında Cebrâil (a.s.) Kur’an’ı okur, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dinlerdi; bazen de Efendimiz okur, Cebrâil (a.s.) dinlerdi. Mukabele dediğimiz uygulama işte bu karşılıklı okuyuşun bir mirasıdır.
Ancak burada durup kendimize samimi bir soru sormamız gerekiyor:
Kur’an’ı okuyoruz ama anlıyor muyuz?
Büyük şairin dediği gibi:
“Ya açarız Nazm-ı Celîl’in bakarız yaprağına,
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına…”
İnmemiştir Kur’an hele bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıklarda okunmak ne de fal bakmak için..
Kur’an sadece yüzünden okunan, hatmedilen bir kitap mıdır?
Yoksa hayatı düzenleyen, insanı inşa eden, adaleti, merhameti ve sorumluluğu öğreten bir rehber midir?
Kur’an-ı Kerim bize yalnızca nasıl okunacağını değil; nasıl yaşanacağını da öğretir. Peki biz Arapçasıyla birlikte mealini, yani bize ne dediğini okuyor muyuz? O ayetlerin hangi şartlarda, hangi olay üzerine indirildiğini; bugün bize ne söylemek istediğini öğrenmeye çalışıyor muyuz?
Bir ayet zulme karşı susmamayı emrederken, biz sessiz kalabiliyor muyuz?
Bir ayet yetimi, yoksulu gözetmeyi buyururken, görmezden gelebiliyor muyuz?
Bir ayet adaleti ayakta tutmayı isterken, adaletsizliğe alışabiliyor muyuz?
İşte Ramazan tam da bu yüzden sadece okuma ayı değil, anlama ve yaşama ayıdır. Mukabele, Kur’an’la kurulan bağın başlangıcıdır; hedefi ise Kur’an ahlakının hayata taşınmasıdır.
Bugün Kur’an;
Yetimin hakkını gözetmemizi,
Aç varken tok yatmamamızı,
Adaleti ayakta tutmamızı,
Zalime karşı susmamamızı,
İyiliği emredip kötülükten sakındırmamızı buyuruyor.
Ama biz çoğu zaman onu hayatın dışına itiyoruz. Ramazan’a sıkıştırıyor, hatimle sınırlıyor, duvara asıyoruz. Oysa Kur’an, hayata karışmak ister; ticaretimize, siyasete, aile ilişkilerimize, merhametimize dokunmak ister.
İşte asıl mesele burada başlıyor:
Kur’an’ı okuyan bir toplum muyuz, yoksa Kur’an’la yüzleşmekten kaçan bir toplum mu?
Mukabele güzel, hatim kıymetli…
Ama Kur’an’ın muradı; okunan değil, yaşanan bir kitap olmasıdır.
Belki bu Ramazan’da kendimize şunu sormalıyız:
Bir sayfa daha fazla okumaktan önce, bir ayeti gerçekten anlamaya cesaret edebilir miyiz?
İşte o zaman mukabele, sadece kulaklara değil; hayata inmiş olur.
Hülasa; mesele Kur’an’ı bitirmek değil, Kur’an’ın bizi bitirmesine, yani nefsimizi terbiye etmesine izin vermektir. Ramazan, Kur’an’ın bize ne buyurduğunu yeniden düşünme ve hayatımızı onun ölçüsüne göre tartma vaktidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
MİRATYOUTUBE