ATOM KARINCA DEVRİ
Nükleer savaş korkumuz var diyemeyiz. Çernobil krizinde radyasyon bulutu Doğu Karadeniz sahillerimizi kaplayıp halk çay içmeye tereddüt edince devlet büyükleri sırayla Rize’ye gidip çay içerken fotoğraf çektirmiş, Kenan Evren enerji bakanı Cahit Aral’la gidip “az radyasyon kemiklere faydalıymış” demiş, Özal da uğrayıp “radyasyonlu çay sanki daha lezzetli” demeçleri vermişti. Yasa gereği Türkiye’de her binanın sığınağı olmalı ama bul bulabilirsen. Korkmayız.
Geçtiğimiz günlerde Amerika’da UFO’larla özdeşen, ama resmi olarak sadece ABD hava kuvvetlerinin bir üssü olarak geçen, yeni silahların denendiği Area-51 bölgesinde ardı ardına bir dizi sismik patlama tespit edilmiş. Bazıları tesadüfî bir tektonik hareket olabilir derken bazıları da İran savaşı bağlamında küçük çaplı atom bombaları testleri olabileceğini iddia ediyor.
Binlerce nükleer başlığı olan ABD ve yüzlerce başlığa sahip Siyonist rejimin iki aydır diz çöktüremedikleri, savaşta ayakta kalmak suretiyle kazanan durumuna gelen İran’a yönelik bir atom bombası saldırısı yapmaları ihtimali sıfır değil. Geçen ay Pentagon İsfahan yakınlarında yenilgiyle sonuçlanan dev bir özel kuvvetler operasyonu düzenledi, İran’ın tesislerde saklı zenginleştirilmiş uranyumunu ele geçirmeye çalıştı, beceremedi. Böylece uranyumu yok etmek için tesisleri yok etmekten başka seçenekleri kalmadı. Tabii başarabilirlerse.
İran’ın atom bombası resmi olarak yok. Yapılmaması konusunda İran devletindeki en üst dini makam olan Velayet-i Fakih’in fetvaları var. Önceki liderler, Ruhullah Humeyni ve Ali Hameney buna karşıydı. Ancak bu, İran’ın kendisine yönelik bir saldırıdan ve Mücteba Hameney’in farklı bir içtihadından sonra mevcut imkanlarla nükleer silah üretemeyeceği anlamına gelmiyor.
İran’ın elindeki imkanlar, belirli seviyeye kadar zenginleştirilmiş uranyum, santrfüj makinaları, uzmanlar ve bunların yükleneceği füzelerle, iki hafta ile iki ay arasında 3-4 nükleer başlıklı füze atabilecek duruma gelebileceği hesaplanıyor. Bunu rahatsız edilmeden yapmak için erişilemeyecek konumda yeraltı tesisleri de mevcut.
Birinci ABD-Irak savaşının bittiği 1991 Sonbaharından itibaren Tel Aviv’in ana güvenlik saplantısı İran’ın bir atom bombası üretebileceği korkusu olmuştu. Bunu o günlerde İsrael Şahak adlı bir analistin Web öncesi devirlerde kullandığımız Usenet’te dolaşan raporunda okumuştum. Geçen yarım insan ömrü boyunca bu konu işgalci rejimin gündemindeki ana konu kaldı. Netanyahu’nun yükselişi ve koltuğa yapışmasının bahanesi de bu konuydu.
Mesele, İran’ın ya da bir başka Orta Doğu ülkesinin atom bombası yapıp bunları kullanması değil; bölgede tek bir Müslüman ülke bile atom bombası kapasitesine ulaşırsa soykırımcı rejimin elindeki bombaların anlamsız kalacağı, tehdidini yitireceği, bunun da bölge Müslüman halklarına konvansiyonel bir savaşı kazanabilecekleri fikri vereceği, teknolojik üstünlüğe dayalı Siyonizm projesinin psikolojik boyutunun sona ereceği.
İşgalci devlet, İran’ın yeraltı tesislerine ulaşmak için elindeki en büyük silah olan ABD’ye müracaat etti. Amerika başkanları, Siyonist atom bombasına karşı çıkan Kennedy’nin öldürülmesi ardından özellikle Johnson, Reagan, Clinton, Bush 43, Biden ve Trump 47 dönemlerinde parazit bir mantarın zihin kontrolü altına girmiş bir karınca gibi stratejik bütün hedeflerini Yahudi devletinin arzusuna göre şekillendirmekte. İran’daki yeraltı tesislerini vurma amaçlı nükleer ve konvansiyonel yeni bombaları bu nedenle üretti.
Gazze Soykırımı döneminde Lübnan Hizbullah lideri Seyh Nasrullah’ı yeraltı tesisinde vuran BLU-109 ya da İran’a karşı kullanması için Washington’un Tel Aviv’e verdiği 30 ton TNT içeren GBU-43/B bombaları, dünyada pek çok yeraltı tesisini yıkacak güçte konvansiyonel silahlar. Ancak İran da geçen 40 yılda yeraltı tesisi inşasında ilerledi. Granit kayadan dağlar içindeki tesislere azman bombaların da gücü yetmiyor.
Bu nedenle Clinton’un Siyonist savunma bakanı William Cohen, patlama kapasitesi Hiroşima’nın altında ama yeraltına doğru etki yapan B-61 Model-11 nükleer bombalarını geliştirdi. Bunlar ABD savunma doktrinlerine girdi. O dönem tamamlanan, her biri bir Afrika ülkesi GSMH’sinin üstü maliyetteki B-2 uçaklarına yüklendi. ‘Taktik bombalar’ olarak İncirlik’e de yerleştirildi. Yakın zamanda patlama gücü daha sınırlı ama yeraltına daha fazla nüfuz ettiği belirtilen bunun daha ileri modeli Model-12 imal edildi. Amaç “atom bombası sayılmaz, çevreye zararsız atom bombacık” iletişimi yapılabilecek bir nükleer silah.
Küçük büyük herhangi bir nükleer silahın kullanılması yeni bir Atom Savaşı çağının başlaması demek. Herkes biliyor ki atom bombaları bir kez devreye girer, bunun sorumluluğunu Amerika üstlenirse, zaten Yahudi olmayanların yaşam hakkı olduğuna inanmayan soykırımcı rejim, gözünü kırpmadan elindeki başlıkları peynir ekmek gibi kullanmaya başlar. Bu nedenle pek çok ülke bir an önce caydırıcılık sağlamak için nükleer silah istiyor.
Bu yaklaşımın başarısı da Kuzey Kore örneğiyle kanıtlandı. Pyönyang, atom bombası yaptı, bunları fırlatacak uzun menzilli füzeler geliştirdi. Los Angeles’ı, New York’u vuracak füzeler üzerinde de denemeler yapıyor. Amerika çeyrek asır önce yakarım, yıkarım, işgal ederim derken bugün Kuzey Kore’ye müdahalesi söz konusu değil, saygıda kusur etmiyor. Bomba demek maalesef caydırıcılık, güvenlik demek. Hele Filistin’de, Keşmir’de etnik temizlikten çekinmeyen hükümetlerin elinde bu silahlar varken.
Gelelim Türkiye’ye. Bizim bombamız nerede? Ortamdaki açık bilgilere bakıp bundan bahsedelim. Türkiye’nin NATO ittifakına girmesinin, onun gereği Gladio derin devletini kabullenmesinin nedeni, Doğu Anadolu ve Boğazları isteyen Stalin dönemi Sovyetlerine karşı NATO nükleer şemsiyesi koruması altına girmek istemesiydi.
Nitekim 1950lerde Türkiye topraklarına nükleer başlıklı Jüpiter füzeleri konuşlandırıldı. Jüpiterler Hitler’in Londra’yı vuran V2 füzelerinin Amerikan tıpkıbasımıydı. Ama Küba Füze Krizi’nde Kennedy, Kruşçev’in Küba’dan Sovyet atom bombalarını kaldırması karşılığında Türkiye’deki Jüpiterleri sökme sözü verdi. Efsanelere göre biz çok protesto edince, “tamam birazı sizde saklı dursun” demiş. Bunlar hala bizde durur diyenler var.
Tabii bir yandan yavaş yavaş biz de bu işe girişelim diye 1970lerde Çekmece’de bir bilimsel araştırma reaktörü kurduk. Parlak öğrencilerimizi yurt dışına yolladık. Ama Devrim, Eskişehir uçak fabrikası, ASELSAN cep telefonu gibi bu tesislerin de faaliyeti bin bir bahaneyle durduruldu, proje sonra rafa kalktı.
Bu dönemlerde Kurtuluş Savaşımızın da finansörü olan Pakistanlı kardeşlerimiz gizli saklı yollarla, çeşitli dikkat dağıtmalarla, saman altından su yürütüp Abdülkadir Han proje yöneticiliğiyle kendi atom bombasını yapmayı becerdi. Şu anda çok sayıda nükleer başlıklı füze, aynı teknolojiye sahip can düşmanı olan, bize de düşmanlık yarışına giren Hindistan’a doğrultulmuş bekliyor. Deniliyor ki yıllardır DevGru başta olmak üzere Amerikan özel kuvvetleri, bu sinir bozucu kapasiteyi ani bir saldırıyla etkisizleştirmek için tatbikat yapıp duruyor.
Bunlardan bir kaçının bize Evren ve Ziya-ül-Hak zamanında verildiğini iddia edenler var. Bazılarıysa sadece Kurtuluş Savaşı değil Kıbrıs Harekatı dahil hep yanımızda olan Pakistan zorda kalır atom saldırısına uğrarsak zaten verir diyor. Ama iki ülke komşu değil. Ortak nokta Azerbaycan da MOSSAD ajanı kaynıyor.
Bir başka menkıbe de Sovyetler dağıldığında ortada kalan, maaşlarını alamayan veya bir çuval patates olarak toplayan komutanların, proje yöneticilerinin, bilim adamlarının bu kaosta bazı ticari işlere giriştiği, on bin başlıktan bir kaçının ikram edildiği. Başlıklar sayımda kaçtı mı bilemiyoruz ama Rusya’daki adı numaralı kodlu, haritalarda görünmeyen teknoloji şehirlerinin hepsi doktoralı vatandaşları dünya ülkelerince kapışıldı. Clinton bunları zapturapt altına almak için Al Gore’u görevlendirmiş, yüklü bir bütçe ayırmıştı. Gore orası Çelyabinst-15, burası İrkutsk-27 mekik dokumuş, demiryollarının son durağı olan o devirdeki bu gizli şehirlere para basmıştı. Bize de düştü mü, bilemiyoruz.
Bunların haricinde herkesin bildiği gibi tıpkı Almanya ve İtalya’da da olduğu gibi İncirlik’teki NATO üssümüzde yukarıda bahsettiğimiz uçaklara takılabilir taktik bombalar mevcut. Bunlar tabii ABD ve Türkiye’nin ortak kodlarıyla çıkarılabiliyor ancak ciddi bir krizde bunlara el koymak imkansız değil. Amerika bunları aniden geri isterse zaten bize saldırı zamanı geldi çattı demektir, vermeyiz. Siyonizmin ABD’deki bayraktarı NeoCon’lar, Pakistan için tatbikatı yapılan o baskının İncirlik’e düzenlenip bunların geri alınması gerektiğini basında açık açık savundular.
Kısaca yeryüzü hakimiyeti hayali kuran psikopat bir soykırım rejimi ve onun dev boyutlu zombi kölesi tepemizde gece gündüz plan yaparken devletimizin, milletimizin varlığını sürdürmek için nükleer alanda pek çok eşzamanlı planla ilerlemek lazım. Bir yandan da İran’ın saldırganlara direnmesine, hem kendilerine hem bize zaman kazandırmasına dua etmemiz.