
ABD VE ÇİN: BİRBİRİNE MUHTAÇ SÜPER İKİ GÜÇ
Günümüz küresel ekonomisinde ABD ve Çin arasındaki ilişki, en karmaşık ve paradoksal dinamiklerden birini oluşturuyor. Bir yandan stratejik rekabet, teknoloji savaşı, Tayvan gerilimi ve ticaret tarifeleriyle gerginlikler tırmanırken, diğer yandan iki ülke derin bir ekonomik, teknolojik ve finansal karşılıklı bağımlılık içinde. Bu bağımlılık, tam bir ayrışmanın her iki taraf için de ağır maliyetler doğuracak olmasına dayanmakta.

2025 verilerine göre ABD ile Çin arasındaki mal ticareti yaklaşık 415 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. ABD’nin Çin’e ihracatı 106 milyar dolar, Çin’den ithalatı ise 308 milyar dolar oldu ve ticaret açığı 202 milyar dolara geriledi. Bu rakamlar, son yıllarda yaşanan ayrışma ve dost ülkelere kaydırma çabalarına rağmen bağların sürdüğünü ortaya koyuyor.
Çin açısından ABD, hâlâ kritik bir pazar. 2025’te Çin’in toplam ihracatının yaklaşık 3,77 trilyon dolar olduğu düşünüldüğünde, ABD’ye yapılan 421 milyar dolarlık ihracat toplamın yüzde 11,1’ini oluşturuyor. Bu oran, 2010’ların başındaki zirve seviyelerin altında olsa da hâlâ önemli bir payı temsil ediyor. Çin, ABD tüketicilerine ucuz tüketim malları, elektronik ve imalat girdileri sunarken, bu ihracat Çin’in büyüme modeli için vazgeçilmez bir bileşen olmayı sürdürüyor.
ABD için ise Çin, üçüncü büyük ithalat kaynağı konumunda. ABD’nin toplam mal ihracatı 2025’te yaklaşık 2,2 trilyon dolar seviyesindeyken, Çin’e yapılan 106 milyar dolarlık ihracat toplamın yüzde 4,8 civarına denk geliyor. Bu oran düşük görünse de yüksek teknolojili ürünler (uçak, yarı iletken ekipman, tarım ürünleri, tıbbi cihazlar) açısından Çin pazarı stratejik öneme sahip. İki ekonominin birbirini tamamlayıcı yapısı, bu bağı koparmayı zorlaştırıyor. Tarifeler ve kısıtlamalara rağmen küresel tedarik zincirleri tam olarak ayrışmadı; birçok ürün ASEAN ülkeleri veya Meksika gibi ara duraklar üzerinden dolaylı yollardan akmaya devam ediyor.
Finansal bağlar da güçlü. Çin, uzun yıllar ABD Hazine tahvillerinin en büyük yabancı alıcılarından biriydi. 2026 başı itibarıyla Çin’in elinde yaklaşık 693 milyar dolarlık ABD tahvili bulunuyor. Bu tutar, Çin’in döviz rezervlerini çeşitlendirme stratejisinin bir parçası. ABD için ucuz finansman anlamına gelirken, Çin için güvenli bir yatırım ve dolar sistemine entegrasyon sağlıyor. Çin’in tahvilleri toplu satması teorik olarak ABD faizlerini yükseltebilir, ancak pratikte bu kendi rezervlerini devalüe eder ve küresel piyasaları sarsar. Karşılıklı “garanti edilmiş yıkım” benzeri bir finansal denge söz konusu.
Teknoloji ve stratejik hammaddelerde bağımlılık en kritik noktada. ABD üst düzey çiplerde ve tasarımda önde, Çin ise montaj ve bazı ara mallarda dominant. Nadir toprak elementlerinde Çin, küresel üretimin yüzde 60-70’ini, rafinasyonun ise yüzde 85-90’ını kontrol ediyor. Elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji sistemleri ve savunma teknolojileri için vazgeçilmez bu maddelerde ABD hâlâ büyük ölçüde Çin’e bağlı. Her iki taraf da alternatifler geliştirmeye çalışıyor ancak tam bağımsızlaşma uzun yıllar alacak.
Ekonomik bağların ötesinde, iklim değişikliği, salgınlar, nükleer yayılma ve deniz ticareti gibi küresel meselelerde iki ülkenin rolü kritik. Tam bir ayrışma, bu sorunların çözümünü imkânsız kılar. Tarih, büyük güçlerin ekonomik karşılıklı bağımlılığının savaşları sıkça önlediğini gösterdi. ABD ve Çin için de benzer bir mantık geçerli: Birbirlerine muhtaçlar ve bu muhtaçlık, 21. yüzyılın en önemli istikrar faktörlerinden biri olmaya devam edecek.
Gelecekte muhtemel senaryo, “yönetilen rekabet” olacak: Belirli stratejik alanlarda sert rekabet, diğer alanlarda kontrollü iş birliği..
Tarifeler, ihracat kontrolleri ve ittifaklar sürecek, ancak tam kopuş olmayacak. Bu ilişkiyi akıllıca yönetmek, sadece iki ülke için değil, tüm dünya için hayati önem taşıyor.
Adnan Onay
Yazarımız ‘Adnan Onay’ın’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube