islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5420
EURO
54,8612
ALTIN
6.216,54
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Az Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
32°C
Çarşamba Açık
32°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C

HACILAR DÖNMESİN, KUDÜS’E YÜRÜSÜN

HACILAR DÖNMESİN, KUDÜS’E YÜRÜSÜN
03/06/2026 15:16
A+
A-

HACILAR DÖNMESİN, KUDÜS’E YÜRÜSÜN

Malumunuz hac mevsimindeyiz. Biz de gündemimizi buna uygun olarak hac, kurban ve Kudüs ilişkisi üzerine kurmak istedik. Hatta şu anda hacıların dönmeye başladığı bu günlerde, konuyu şu çarpıcı başlıklarla ele almayı uygun gördük:

“Hacılar dönmesin, Kudüs’e yürüsün.”
“Hacılar dönmeyin, Kudüs’e yürüyün.”

Şu ana kadar Kudüs ile hac pek ilişkilendirilmemiş olabilir. Ancak hem hac mevsimi hem de Kudüs, yıllardır gündemden düşmeyen, özellikle son birkaç yıldır çok yoğun bir şekilde tartışılan konular arasındadır. Üstelik bu iki konu birbirinden bağımsız değildir. Nasıl ki kurban ile hac birbirinden ayrı düşünülemezse, Kudüs de bu bütünün bir parçasıdır. Ne yazık ki İslam kültüründen yoksun bazı medya organları ve sözde aydın çevreler, “Bu sene de kurban hacca geldi” veya “Hac kurbana geldi” gibi ifadelerle cehaletlerini açıkça ortaya koyan yayınlar yapmaktadırlar. Oysa kurban ile hac zaten aynı zaman diliminde gerçekleşen, birbirini tamamlayan ibadetlerdir; kurban, haccın ayrılmaz bir parçasıdır.

Hacca gidemeyenler de kurban ibadetini yerine getirirler. Kurban; Rabbe yaklaşma, O’na vefa gösterme anlamı taşır. Diğer taraftan hac da bir hüccettir, yani bir delildir. Aslında hac; kendimizi, rüştümüzü ve Rabbimize karşı saygımızı ispatlamanın bir yoludur. Arafat, bir farkındalık makamıdır. İbrahim aleyhisselamın verdiği sözü hatırlaması, bunun farkına varması ve Allah’tan gelen evladını yine Allah’a adadığını anımsayarak bu adağı gerçekleştirmeye teşebbüs etmesidir. Allah’ın bu adağı kabul etmesi, aslında almak için değil, vermek için aldığı; kuluna daha fazlasını lütfetmek için böyle bir imtihan sunduğu bir durumdur. Çocuğunun, İsmail’in veya İshak’ın Allah’a adanmış olması ve bunun hatırlatılması, kurbandaki vefayı hissettirir. Allah, kulunun bu vefasını, saygısını ve teslimiyetini gördüğünde ona çok daha fazlasını ihsan eder.

Hayat verilmiştir ama fanidir. Eğer insan bu fani hayatı Rabbine iade eder, O’na vefa gösterirse, Allah bu fani hayatı ebedi kılar. Senden almaz; gerekirse koç kurbanlarla onu telafi ettirir, sana sözünü tutturur. Senin bu güzel yönelişine çok daha fazlasıyla karşılık verir ve lütfettiği hayatı ebedileştirir. Adeta ölümü öldürür. Haccın ve kurbanın ana felsefesi nihayetinde bu minvaldedir. Aynı zamanda bu ibadetler, Allah’a verilen sözü tutmayı engelleyen, O’na duyulan vefayı, saygıyı ve takvayı zedelemeye çalışan şeytanları taşlamayı da içerir. Arafat, işte bu farkındalığın zirvesidir.

Sonrasında irili ufaklı, insi ve cinni şeytanları taşlamak ve bu taşlamanın ardından “Lâ” diyerek her türlü sahte ilahı reddetmek, ardından “İllallah” diyerek yalnızca Allah’a yönelmek gelir. Beytullah’ı tavaf etmek, ona yüz sürmek ve yönünü tamamen Allah’a dönmek… Kabaca haccın özeti budur.

Peki, bunun Kudüs’le ilintisi nedir? Örneğin, nebilerden İbrahim aleyhisselam, Kâbe’yi inşa etmeden ve haccetmeden önce nereye uğramıştır? Kudüs’e uğramıştır. Bu nedenle şu cümleyi kuruyoruz: Nebiler hacdan önce isra etti, biz bari hacdan önce yapamadıysak sonra yapalım, hacılar dönmesin. Hacılar sanki her şey bitmiş gibi, orada şeytan bile taşlamadan dönmemelidir.

Bugün Arafat farkındalığı maalesef eksiktir. Orada gerçekten şeytanlar taşlanıyor mu? Örneğin insi şeytanlar; Trump, Netanyahu veya iş birlikçi Arap emirleri taşlanıyor mu? Orada Filistin’in, Kudüs’ün ismi anılıyor mu? Suudi-Siyonist, Siyonist-Suud veya Suudi-Amerika gibi iş birlikçi şeytanlar taşlanabiliyor mu? Bu mümkün mü? Bu şartlar altında tam manasıyla bir hac gerçekleşmiyor. Örneğin Safa ile Merve arasında yapılan “hervele” (çalımlı yürüyüş), müşriklere karşı bir gövde gösterisi, bir eylemselliktir. Peki orada Filistin konusuyla, Kudüs davasıyla veya küresel Siyonist, tuğyani sömürüye ve emperyal sisteme karşı bir hervele, bir boy gösterisi, bir eylem, bir söylem veya bir yürüyüş var mı? Ne mümkün! Buna müsaade ederler mi?

Öyleyse bu yapılan haccın nesi oluyor? Hiçbir şey tam anlamıyla gerçekleşmiyor. Sonra ne yüzle gidip tavaf edersin? Ne yüzle Kâbe’ye yüz sürersin? Daha şeytanları taşlamadan, Arafat farkındalığına varmadan, kurbandan, Rabbe yakınlıktan ve saygıdan nasıl bahsedebilirsin? Bunlar mümkün değil.

Bu bilincin ve farkındalığın yolu Kudüs’ten geçmektedir. Tevhidin atası, kurban ve hac ibadetinin önderi ve rehberi olan İbrahim Nebi eylemi, nihayetinde İbrahimi bir ibadettir. Kâbe, İbrahim Nebi’nin İsmail Nebi ile birlikte inşa ettiği Beytullah’tır; Rabbe sundukları bir mescit ve teslimiyetin sembolüdür. İbrahim Nebi oraya gitmeden önce Urfa’dan, bu diyarlardan Kudüs’e gitmiştir. Biz de “İbrahimi Yürüyüş” adıyla İsra günlerinde ve gecelerinde Kudüs’e yürüyüşler tertip ettik, bir eylemsellik ortaya koyduk. Çünkü bu, İbrahim Nebi’nin sünnetidir. O, hacdan önce isra etmiş, yani Kudüs’e yürümüştür.

Peki, İbrahim Nebi yaptı da Muhammed Nebi yapmadı mı? Yapmaz olur mu! İbrahim Nebi sünnetini Muhammed Nebi de yerine getirmiş ve isra etmiştir. İsra Gecesi’nde Mekke’den Kudüs’e yürütülmüştür. O günün zor şartlarında, Mekke müşriklerinin zorbalığına ve dönemin iptidai koşullarına rağmen Allah “Ol” demiş ve oldurmuştur. O günün teknolojisi buna el vermiyordu ama Allah bunu Resulüne, Nebisine bir mucize olarak bahşetmiş ve onu Mekke’den Kudüs’e yürütmüştür.

Bütün bu sünnetler bize şunu gösteriyor: Hâtemü’l-Enbiya Muhammed aleyhisselam da haccetmeden önce Kudüs’e yürütülmüştür. Daha Mekke dönemindeyken, hac farz kılınmadan ve Beytullah putlarla, kavmin kahramanlarının, din ve devlet adamlarının heykelleriyle doldurulmuşken orayı layıkıyla haccetmek nasıl mümkün olabilirdi? İşte bunu yapmadan önce hem İbrahim Nebi hem de Hatemi Nebi önce isra etmiş, Kudüs’e yürümüştür.

Onun için diyoruz ki: Hacılar dönmesin. Önceki nebiler gibi, madem biz haccetmeden önce isra edemedik, Kudüs’e gidemedik, Kudüs’ü ziyaret edemedik; İbrahim aleyhisselam gibi Urfa’dan Kudüs’e yürüyemedik, Muhammed aleyhisselam gibi Kâbe’den Kudüs’e yürüyemedik… Tabii onları Allah yürüttü. Muhammed aleyhisselamın yürüyüşü bir mucizeydi ama İbrahim aleyhisselam ailesiyle birlikte fiziken yürüdü. Türkiye, kısmen Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkeleri geçerek ta Filistin’e kadar gitti. Oradan da Mısır’a, Ürdün’e, Arabistan’a ve Kâbe’ye ulaştı.

Öyleyse bize ne düşer? Bize aslında haccetmeden önce, aynen onların sünneti gibi Kudüs’e yürümek düşer. Ancak şu anda hac mevsimindeyiz ve son iki üç yıldır Kudüs maalesef çok daha sıkıntılı bir durumda. Siyonist eşkıya, haydut, terörist, mafya ve çete oraya çöreklenmiş durumda. O zaman hiç olmazsa hacdan sonra dönmeyin. Memlekete ne yüzle döneceksiniz? Ne yaptınız da dönüyorsunuz? Hac ibadetini mi yaptınız? Bunun neresi hac ibadeti? Hangi farz, hangi vacip yerine geldi?

Öyleyse hiç olmazsa bunu telafi etmek adına Kudüs’e yürüyün. Şu anda orada bulunan iki milyona yakın hacı Kudüs’e yürüse, bu çok şey ifade eder. Biz üç yüz beş yüz kişilik Sumud kafilesinden medet umuyoruz. Oysa bu iki milyon kişi Kudüs’e yürüse, Muhammed Nebi’nin Medine’den Mekke’ye yürüdüğü gibi yürüse, bu çok güzel ve anlamlı olmaz mı? Hem de nasıl olur!

Bu yapılabilir. Hem hac tertipleyen özel şirketler ve Diyanet gibi resmî kurumlar bunu düşünmeli hem de hacılar bunu talep etmelidir. Bu talepler yükseltilmelidir. Ağlamayan çocuğa emzik verilmez; hak ve hukuk talep edilmeden kimseye sunulmaz. Annesinin ak sütü gibi herkesin hakkı olan bu seyahat, ibadet ve ziyaret hakkı maalesef gasp edilmektedir. Dolayısıyla taleplerin yükseltilmesi şarttır.

Bu yüzden diyoruz ki: Hacılar dönmesin, Kudüs’e yürüsün. Hacılar dönmeyin, Kudüs’e yürüyün. Nasıl nebiler hacdan önce Kudüs’e yürüdülerse, siz bari hacdan sonra yürüyün. Şu anda Sumud’a veya Kara Yürüyüşü’ne destek verin. Oradaki İsa çilesine, Gazze’deki Musa mücadelesini baltalayanlara “dur” deyin ve bu mücadelenin bir parçası olun.

Ey hacılar! İşte o zaman gerçekten haccetmiş olursunuz. Gerçekten bu sizin bir hüccetiniz, Allah’tan, haktan ve hakikatten yana olduğunuzun bir delili olur. İşte hac budur; hac hüccettir. Bizim haktan ve hakikatten yana olduğumuzun, Allah’a saygı duyduğumuzun bir delilidir. Oraya bu niyetle gidilir; yılda bir kez, imkânı olanlar ve gücü yetenler tarafından.

Dolayısıyla bunun bir parçası olan Kudüs’ü, Mekke’yi, Medine’yi; bu üçlü haremi (Harameyn), arz-ı mukaddesatı ve arz-ı mev’udu savunmak, bu beldelerin hakkını vermek ve şeytanları taşlamak adına Kudüs’e yürünmelidir. Siyonist şeytanı, Evangelist Batı şeytanını, Haçlı-Siyonist şeytanı ve onlarla iş birliği yapan Arap emirlerini taşlamak adına böyle bir yürüyüş elzemdir.

Orada canhıraş bir şekilde Musa, İsa ve Muhammed Nebi  mücadelesini verenlere, şu ümmetin yetimine bir ses olmak, onlara takviye ve teşvik verebilmek adına tekrar ediyoruz:

“Hacılar dönmesin, Kudüs’e yürüsün.”
“Hacılar dönmeyin, Kudüs’e yürüyün.”

Nebiler hacdan önce isra ettiler, Kudüs’e yürüdüler; siz hiç olmazsa hacdan sonra isra edin, Kudüs’e yürüyün.

Rabbii Dr. Mehmet Arslan
Rabbiyat Araştırma Merkezi
Rabbiyatçı Akademisyen, Yazar

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.