
Bir gece evinizin kapısı hızlı hızlı çalınıyor ve heyecanla yatağınızdan kalkıyorsunuz…
Kapıyı açtığınızda karşınızda yakın bir komşunuzu görüyorsunuz. Bir an olsun rahatlıyorsunuz; ancak yüzündeki ifadeyi fark edince içinizi yeniden bir tedirginlik kaplıyor.
— Buyur komşum, hayırdır? diyorsunuz titrek bir sesle.
Komşunuz ise sert ve anlamsız bir şekilde:
— Evinizi hemen boşaltacaksınız! diye bağırıyor.
Ne dediğini anlayamıyorsunuz. “Yoksa rüya mı görüyorum?” diye soruyorsunuz kendi kendinize.
— Bu ev benim. Ne boşaltması? Neler oluyor? diye cevap veriyorsunuz.
Ancak karşınızdaki kişi sözünüzü keserek tekrar haykırıyor:
— Bu ev benim! Bu ev ve bu topraklar bana Tanrı tarafından vaat edildi!
Şimdi böyle bir olayı yaşadığınızı bir an için düşünün.
Ne yapardınız?
Önünüzde maalesef iki seçenek var ve her iki seçenek de sizin aleyhinize…
Ya bu komşunuzla kavga edecek, birbirinize gireceksiniz ya da kuzu kuzu evinizi ve toprağınızı terk edeceksiniz.
Kavga ederseniz sizi başka bir bela bekliyor. Tutuklanabilir, yıllarca cezaevlerinde çeşitli zulümlere maruz kalabilir, hatta ölümle karşı karşıya kalabilirsiniz.
Evinizi terk ederseniz ise çoluk çocuğunuzla birlikte sokakta kalacaksınız.
İşte şu anda Batı Şeria‘da yaşanan tam olarak budur.
Neresinden bakarsanız bakın, bu tam bir felakettir.
Batı Şeria’da Filistinlilerin evleri “yerleşimci” adı verilen işgalciler tarafından gasp ediliyor; hayvanlarına el konuluyor, araçları yakılıyor ve hayatları her geçen gün biraz daha daraltılıyor.
Fakat hikâye burada bitmiyor.
Çünkü ertesi gün kapınıza gelen kişi yalnız değil.
Arkasında silahlı adamlar var. Onların arkasında askerler var. Askerlerin arkasında ise dünyanın büyük bir kısmının sessizliği var.
Siz ise yalnızca evinizi, toprağınızı ve çocuklarınızın geleceğini korumaya çalışan sıradan bir insansınız.
İşte Filistinlilerin yıllardır yaşadığı dram tam da budur.
Mesele sadece bir ev meselesi değildir.
Mesele; bir insanın doğduğu sokakta yaşama hakkıdır.
Mesele; bir çocuğun dedesinden kalan zeytin ağacına sahip çıkabilmesidir.
Mesele; bir annenin gece kapı çaldığında korkuyla irkilmemesidir.
Bugün Batı Şeria’da yaşananlar, yarın tarih kitaplarında birkaç satırla anlatılabilir. Ancak o birkaç satırın arkasında yakılmış arabalar, yıkılmış evler, sürülmüş aileler ve sessizce büyüyen yetim çocuklar vardır.
Belki de asıl soru şudur:
Eğer bir gece kapınız çalınsa ve size “Bu ev artık benim” dense, dünyanın geri kalanının sessiz kalmasını adalet olarak görebilir miydiniz?
ŞABAN DOĞAN
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Bu bir iman ve itikat sorunudur. Müslümanım diyerek imanını dekare eden insanlar imanlarını sorgulamalıdır. Yehudi ve hırıstiyanları dost ediniş miyiz? Yoksa düşmanmıyız. Ama sözle değil, fiili halimiz nedir?