islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C

ŞAHIS EKSENLİ SUÇLAMALAR LAİK DÜZENİ PEKİŞTİRİR

ŞAHIS EKSENLİ SUÇLAMALAR LAİK DÜZENİ PEKİŞTİRİR

Sait Çamlıca Cehaletini Sergiledi
ŞAHIS EKSENLİ SUÇLAMALAR LAİK DÜZENİ PEKİŞTİRİR

Sait Çamlıca, “Ali Rıza Demircan, Sadık Albayrak, Şevki Yılmaz ve çocuklarını“ suçlayan bir yazı kaleme aldı.

Yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz:

https:www.saitcamlica.com/yetki-cocuklarinda-sikayet-dillerinde/

Sait Çamlıca’yı Tanımam

Sait Çamlıca kardeşi yakından tanımam. Hakkındaki duyumlarımın olumlu olduğunu söyleyebilirim. Ama bu yazısını okuyunca onun Kur’ânî bilgisinin de genel kültürünün de zayıf olduğunu anladım. Değerlendirmeleri samimi olabilir, ama gerçeklerden kopuk ve de çocuksu.

Maksadım Sait Çamlıca’yı mahcup düşürmek değil, hakikati izhardır.

Yazıya başlarken birden iki olayı çağrıştırdım:

a) Uzun yıllar önce, Yüksek İslam Enstitüsü’nde sınıf arkadaşım olup daha sonraları Adana eşrafından olan merhum mimar-ilahiyatçı ve siyasetçi Süleyman Çalışkan’ın daveti üzerine bir konferans vermek için Adana’ya gitmiştim.

Konferans sonrası yapılan sohbette arkadaşımız inanarak gür bir sesle şöyle demişti: Milli Selamet Partisinin TBMM’de  150 milletvekili olursa ülkemiz kurtulur. Yani o da bir tür Sait Çamlıca kardeş gibi düşünüyordu. Konunun bu kadar basit olmadığını kendisine bir türlü anlatamadık.

b) Ölümünden önce Mehmet Ali Birand‘ın bir programına katıldım.

Program içinde mi yoksa kuliste mi hatırlamıyorum, bazı uygulamalardan müşteki olduğumda, bana AK Parti için “İslâmcı bir parti iktidarda, niçin taleplerinizi gerçekleştirmiyorsunuz?” deyince ona şöyle demiştim:

Türkiye’de anayasal düzen mi değişti, ordu mu, milli eğitim mi, üniversiteler mi değişime uğradı? Yargı ve yasalar mı yeniden yapılandı? Medyada değişim/gelişim görebiliyor musunuz?

AK Parti yöneticileri kişisel hayatlarında ülke ortalamasına göre dindar olabilir ama hepsi bu kadar. Toplumu İslâm’a yöneltmek için onlarda ne bilgi ne kadro ve ne de amaç var. Bunun böyle olduğunu siz de biliyorsunuz da beni mi işletiyorsunuz. İslami kadro, program ve yasa mı var ki taleplerimizi karşılayalım?

Bu iki aktarım aslında söyleyebileceklerimizin dolaylı özeti. Ama biz irdelemeye devam edelim.

Sait Çamlıca Ne Yazıyor?

Said kardeşimiz şöyle yazıyor:

“Yetki Çocuklarında, Şikâyet Dillerinde

Toplumun ahlaki çöküşünden, gençlerin yozlaşmasından, aile yapısının dağılmasından şikâyet edenleri dinliyorum bazen… Televizyon ekranlarında, konferans salonlarında, sosyal medya yayınlarında uzun uzun konuşuyorlar. Memleketin gidişatından yakınıyor, gençliğin elden gittiğini söylüyorlar. Söylediklerinin önemli bir kısmına insan hak da veriyor aslında. Çünkü gerçekten de ortada ağır bir yozlaşma var. Dil bozuluyor, aile bozuluyor, edep bozuluyor, vicdan bozuluyor.

Fakat insan ister istemez şu soruyu soruyor:

 “Madem bu kadar rahatsızsınız, yıllardır elinizde bulunan imkânlarla neden bu gidişata engel olmadınız?”

Çocuksu Soru

Sait Çamlıca kardeş, Şevki Yılmaz, Ali Rıza Demircan ve Sadık Albayrak olarak bizim konuşarak, yazarak üstelik yargılanıp bedel ödeyerek vazifemizi yaptığımız kanaatinde. Böyleyken suçlayıcı çocuksu sorusu şu:

 “Madem bu kadar rahatsızsınız, yıllardır elinizde bulunan imkânlarla neden bu gidişata engel olmadınız?”

Muhatap Biz Değil Çocuklarımız

Muhatap aslında biz değiliz. Olsa olsa çocuklarımız olur. Çocuklarımız sorgulanmalı. Sorgulanmalı da onların elinde sanıldığı gibi imkânlar var mıydı? Yazıyı fazla uzatmamak için “Mesela Ali Rıza Demircan” başlığı altında yazılanlara bakalım:

Mesela Ali Rıza Demircan

Sık sık televizyonlara çıkıp toplumsal yozlaşmadan bahseden bir diğer isim de Ali Rıza Demircan’dır. O da uzun yıllardır muhafazakâr çevrelerde etkili olmuş bir isim. Ancak ne zaman ahlak üzerine yaptığı konuşmaları dinlesem, aklıma hemen oğlu Ahmet Misbah Demircan geliyor.

Ahmet Misbah Demircan tam 15 yıl İstanbul Beyoğlu Belediye Başkanlığı yaptı. Ardından altı yıldan daha uzun süre [doğrusu üç buçuk yıl] Kültür Bakan Yardımcılığı görevinde bulundu. Yani sadece fikir üreten değil; kültür politikalarının tam merkezinde yer alan bir isimdi.

Şimdi sorulması gereken soru şu değil mi?

Yıllarca kültür politikalarının içinde bulunan insanlar, bugün şikâyet edilen kültürel yozlaşmaya karşı hangi kalıcı eserleri bıraktılar?

Gençliği koruyacak hangi kültürel iklim oluşturuldu?

Beyoğlu gibi Türkiye’nin vitrini sayılan bir ilçede hangi manevi dönüşüm gerçekleştirildi?

Çünkü mesele sadece konuşmak değildir; mesele, elindeki yetkiyi ne için kullandığındır.

Babalar Çocuklarından Sorumlu mudur?

Bir şeyler yazacaksanız neden Ali Rıza Demircan başlığı altında yazıyorsunuz?

Babalar çocuklarından çocuklar da bablardan sorumlu değildir (Lokman 33).

Ya çocuklar babalarının çizgisinde değilse? Hangi baba yetişkin çocuğunu istediği gibi yönlendirebilmiştir. Onlar da babalarından bağımsız olarak sorgulanacaklar.

Çocuklarımız bizim gayretimizde görülmeyebilir. Ama hamd olsun çizgileri doğrudur. Gayretleri olmuştur.

Şimdi sırasıyla soralım.

Belediye Başkanının Yetkisi Nedir?

Bir belediye başkanını ne yetkisi vardır? Mahallelerde çocuk yuvası açabilir. İmkânları varsa yazlık gençlik kampı kurabilir. Birkaç yazar çizere destek verebilir. Yapılan iyi işlere katkı sağlayabilir. Açacağı sosyal marketlerle fakirleri koruyabilir. Bunlar da yıllarca yapıldı.

Peki üç beş yüz çocuğa ve gence geçici olarak dokunmak, bir iki kültür adamına imkân sağlamak, fakirlere yardımcı olmak 85 milyonluk bir ülkede neyi değiştirebilir? Beyoğlu’nda on binler üzerinde ahlaki etkisi olabilir mi?

Bir Kültür Bakan yardımcısının sanıldığı gibi bir yetkisi var mı? Oğlumuz gayret etti. İslami duyarlığı olmayan bir yapı ve kadroyla çalıştı. Bakan gibi bir karar alma yetkisi de yoktu. Kaldı ki hükümetin ısrarlı ve bilinçli katkısı olmasa bakanın bile yapacağı fazla bir şey yoktur. Sinema ödüllerinin üç beş kişiye değil, genç yapımcılara dağıtılması benzeri bazı hayırlar da yapıldı.

Gavurluğun İki Asırlık Tarihçesi

Ülkemizde gavurlaşma/gerileme-çöküş Osmanlının son döneminde Batıcılıkla başladı. Lozan sonrasında İslam karşıtı ve düşmanı devrimler hakimiyet kurdu. İlke ve inkılaplar, muhafazakâr iktidarlar tarafından bile yasal düzeyde halen savunulmaya ve korku salmaya devam ediyor. Özetlersek konu şahısların yetersizliğinden çok sistem meselesidir. Sistem değişikliği ise ülkemiz gündemine hiç gelmedi ve getirilmedi.

Bu arada insan hakları ve özgürlüklerine ve de sosyal adalete ilişkin köklü ve yaygın İslami devrimler yapılmadıkça laikliği demokratikleştirmekle bir sonuca varılamayacağı da bilinmelidir. Varılamıyor da.

Herkesin Bir İktidar Alanı Var

Herkes kendi şartları içinde iktidar ve yetki sahibidir. Kamuoyu oluşturabilen gayretli ve düzeyli ilahiyatçılar, yazarlar, ilim insanları ve sanatçılar da siyasiler ve yöneticiler gibi etkilidir.

Önce kendimizi, sonra Diyanet’i, İlahiyatları, Din ve Ahlak Kültürü dersleri öğretmenlerini, İmam Hatip hocalarını, bir kısmı İslam’ı sömüren tarikatları ve cemaatleri, daha sonra da iktidarı ve muhalefeti ile bütün siyasileri ve yöneticileri sorgulayalım.

Ve Sait Çamlıca kardeşimiz de kendisi gibi memur, öğretmen ve yazar çizerlerin ne halt etmekte olduğunu araştırsın.

Hülasa, sadece Ali Rıza Demircan, Sadık Albayrak, Şevki Yılmaz gibiler ve çocukları değil, güçleri ölçüsünde bütün müminler sorumludur. Okuyalım:

“O halde gücünüz yettiğince yolunuzu Allah kitabı Kur’ân ile bulmaya çalışın. O’nu dinleyin ve O’na itaat edin. Kendi iyiliğiniz için Allah rızasını kazanma yolunda karşılıksız harcamada bulunun. Kim nefsinin aç gözlülüğünden, hırsından ve cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erip umduğunu bulacak olanlardır.” (Teğabün 16)

Ali Rıza Demircan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.