
MİLLETE RAĞMEN SİYASETİN TARİHSEL ÇÖKÜŞÜ: CHP, TARİHİN SABRI TÜKENDİĞİNDE…
MAKALENİN SESLİ ANLATIMI
Tepeden inmeci ve halktan kopuk zihniyetin yüz yıllık serüveni, bugün parti içi çözülme, yolsuzluk tartışmaları ve iç çatışmalarla kendi tarihsel karşılığını üretmektedir…
CHP’de bugün yaşananlar, yalnızca güncel bir parti içi gerilim ya da partide bir iktidar kavgası olarak görülemez…
Ortaya çıkan tablo, yüz yıllık bir siyasal tasavvurun milletle kuramadığı ilişkinin bugün kendi içinde ürettiği sonuçların görünür hale gelmesidir.
Tarih bazen öyle yavaş ilerler ki insanlar onun durduğunu sanır…
Oysa tarih durmaz; bekler ve sabrı tükenip günü geldiğinde de hükmünü verir.
BUGÜN CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NDE YAŞANANLAR…
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı tarihsel çözülme sıradan bir parti içi kavga değildir.
Bu, yüz yıllık bir zihniyet dayatmasının tarih önündeki hesaplaşmasıdır.
CHP’de konuşulan yolsuzluklar, skandallar ve kirli ilişkiler buzdağının yalnızca görünen yüzüdür.
Asıl çürüme partinin siyasal ruhunda yaşanmaktadır.
Zira CHP bugün yalnızca seçim başarısızlıklarının ya da kendi içindeki iktidar mücadelelerinin değil, milletle aynı istikamete bakamamanın ürettiği temsil krizinin ve tarihsel çözülmenin sancısıyla yüzleşmektedir.
MİLLETLE AYNI İSTİKAMETE BAKAMAMAK
Siyasetin temel kurallarından biri şudur:
Bir hareket milletin değerlerini arkasına aldığı ölçüde büyür; onlarla arasına mesafe koyduğu ölçüde küçülür.
Güç zorla korunabilir; fakat meşruiyet yalnızca milletin rızasıyla kurulur.
CHP bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi iddiasındadır. Bu tarihî rol inkâr edilemez.
Ancak başka bir tarihi gerçeklikte şudur; Kurucu olmak, millete rağmen bir ayrıcalık değil; milletle aynı istikameti paylaşabildiği ölçüde meşruiyettir.
Türk milleti yalnızca ekonomik taleplerden oluşan bir topluluk da değildir.
Bu milletin ruhunda din vardır, gelenek vardır, aile vardır, tarih vardır, vatan ve bayrak vardır.
Toplumun ruhunu oluşturan bu değerlerle sürekli gerilim yaşayan hiçbir siyasal hareket kalıcı olamaz.
Uzun yıllar boyunca CHP iktidarlarında devlet ile toplum aynı şeydir denildi.
Milletin nasıl yaşayacağını, neye inanıp neye inanmayacağını belirleme hakkını kendilerinde gördüler.
Oysa unutulan hakikat şuydu:
Devlet milletin sahibi değil, hizmetkârıydı.
İşte CHP’deki kırılma tam da burada başladı.
CHP’nin asıl problemi seçim kaybetmek değil, milletle aynı istikamete bakamamaktı.
SONUÇ DEĞİL, SEBEBİ GÖRMEK
Her seçimde yeni bir umut üretildi.
Ama sonuç hiç değişmedi.
Çünkü millet makyajı değil, zihniyeti okudu.
İsimlere değil, istikamete baktı.
Bugün CHP’de yaşanan kongre kavgaları, hizip mücadeleleri ve yolsuzluk tartışmaları sonuçtur; sebep değildir.
Asıl mesele, toplumun değerleriyle neden ortak bir zeminde buluşulamadığının hiç sorgulanmamış olmasıdır.
Bu yüzden CHP’de yaşanan kriz yalnızca bir kadro krizi değil;
bir temsil,
bir aidiyet
ve bir kimlik krizidir.
Çünkü insanlar hatayı affeder.
Başarısızlığı da affeder.
Fakat inkârı, kibri ve kendisini yok sayanı asla affetmez.
Bir zamanlar topluma yön vermeye çalışan yapı, bugün kendi yönünü tarif etmekten aciz konumdadır!
CHP’de isimler değişiyor.
Kadrolar değişiyor.
Sloganlar değişiyor.
Fakat milletin imanına, inancına, kültürüne yabancı siyasal refleks hiç değişmiyor.
MİLLETİN HAFIZASI VE TARİHİN HÜKMÜ
Türkiye artık eski Türkiye değildir.
Bu millet artık imajlarla değil, ferasetiyle karar veriyor.
Çünkü milletin ruhuna dokunamayan hiçbir hareket kalıcı olamaz.
Millet artık sadece ne söylendiğine değil, ne kadar sahici olunduğuna bakıyor.
Bu topraklarda iktidarın gerçek sahibi ne medya elitleri, ne bürokratik odaklar ne de ekonomik güç çevreleridir.
Son sözü her zaman millet söyler.
Bugün CHP’de yaşananları yalnızca bir partinin krizi üzerinden okumak, milletle kurulan temsil ilişkisinde yaşanan derin kırılmayı ıskalamaktır.
Bu aynı zamanda bütün siyasal hareketler için de tarihî bir uyarıdır.
Çünkü iktidarlar da muhalefetler de aynı hakikate tabidir.
Samimiyet kaybolduğunda propaganda gerçeğin yerini dolduramaz.
Milletle gönül bağı koptuğunda hiçbir teşkilat, hiçbir kadro ve hiçbir siyasi mühendislik kaçınılmaz sonu engelleyemez.
Tarihin en sert hükümleri mahkeme salonlarında değil, milletin hafızasında yazılır.
Tarih intikam almaz.
Tarih hesap sorar.
CHP’de bugün bütün bu yaşananlar sıradan bir parti içi mücadelenin ötesinde, kendi tarihiyle yüzleşmesidir.
Millete rağmen siyaset yapmanın gecikmiş muhasebesidir.
SON HÜKMÜ TARİH DEĞİL, MİLLET YAZAR
Her yüzleşme aynı zamanda bir ders içerir.
Asıl soru şudur:
CHP bundan ders alacak mıdır?
Çünkü tarih, hatalarından ders çıkaranlara yeni bir sayfa açar.
Fakat aynı hataları farklı isimler, farklı kadrolar ve farklı sloganlarla tekrarlayanları yalnızca yenilgi değil; kaçınılmaz bir hüküm bekler.
Milletin sesini duymayanlar, gün gelir kendi seslerini birbirine duyuramaz hâle gelir.
Toplumu anlamak yerine ona yön vermeye kalkışanlar, sonunda kendi yönlerini de kaybederler.
Çünkü tarihin değişmeyen kanunu şudur:
Millete rağmen kurulan her siyasi denklem, eninde sonunda milletin vicdanında çözülür.
Ve sonunda geriye yalnızca şu hakikat kalır:
Milletle yürüyenler iz bırakır.
Millete rağmen yürüyenler ise ibret bırakır.
Çünkü tarih, gücün değil meşruiyetin; iddianın değil hakikatin tarafındadır.
Ve son hükmü ne mahkemeler verir ne de iktidarlar;
Son hükmü, daima milletin vicdanı verir.
Vesselam.
Erol KAVUNCU
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube