islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C

UZAK GEÇMİŞ 

UZAK GEÇMİŞ 
A+
A-

UZAK GEÇMİŞ 

İnsan uygarlığı, geçirdiği bilim ve teknoloji aşamaları, Batı sömürü çağında yüceltildi. Önceki dönemlerdeyse, örneğin İslam uygarlığının hızlı gelişiminde, Sümer ve Mısır’ın gelişiminde, Ahameni Pers İmparatorluğu’nun dünya nüfusunun yarısı üzerindeki kontrolünde, ilerlemeler kâinatın, ilahiyatın üzerinde tutulmadı. Kısaca bu çağdaki gibi büyük bir kibir bildiğimiz önceki dönemlerde olmadı. 

Batının tekeline giren bilim, teknoloji, ilerleme, insanlık üzerindeki tahakkümünün meşruiyeti olarak vurgulandı. Oysa teknoloji ve sanat Allah’ın yarattığı doğayı taklit etmeye dayanır. Yenilikteki bu tabiat kopyalamaya ‘biyomimetik’, yani hayatı taklit deniyor. Jet motorunda, cırt cırtlı giyside, uçakta, gözlük camında, hayat kurtaran ilaçta, yapı malzemesinde Allah’ın yaratması esas alınıyor. 

Bilişimde de son dönemdeki Yapay Zeka sıçraması, beyni, sinir hücrelerini, bunların bağlantılarını ve çalışma şeklini esas almasından kaynaklanıyor. Geleneksel Yapay Zeka döneminde, 1990’larda, yüz tane yapay nörondan oluşan sinir ağı yapıyorlar, bu da iş büyünce tıkanıyordu. Vazgeçelim bu işten diyorlardı. Milyar kat daha fazla nöron koyup bunları paralel çalıştırmazsak olmaz derdik, anlatamazdık. Aradan uzun süre sonra apayrı nedenlerden dolayı kurulan yeraltındaki ‘sunucu çiftlikleri’ bu işe adandıktan sonra gerisi çorap söküğü gibi geldi. Şimdiyse bizim oluşturduğumuz, nasıl çalıştığını anlamadığımız bu Dabbe’nin yeryüzü hakimiyeti için geri sayıma başladık. 

Bana kalsa, mimaride, kentleşmede de dağlar, ovalar, kanyonlar, mağaralar, falezler yaparım tabiata aykırı çirkin binaların yerine. Bugünkü teknolojiyle içinde binlerce insanın yaşadığı dağ kurmak bu geometrik Bauhaus ve Brütalizm tarzı hilkat garibelerinden daha ucuza gelir, insanlar da daha mutlu olur. Savaşta, depremde daha sağlam kalır, terkedildiklerinde de dünya üzerinde bir siğil olarak durmazlar. Doğru olan o en büyük mimarı, o en büyük tasarımcıyı, El Musavvir’i takip etmek. 

Uzak geçmişte acaba aklı başında insanlar yaşam alanı olarak sunî dağlar, tepeler, mağaralar oluşturdular mı? Uygarlık deyince köşeli çirkin binalar arıyoruz. Oysa akıllı ileri bir uygarlık Allah’ın sanatını takip eder, tabiatı kopya eder. Mimar Sinan, Gotik tarzı, soğan kubbeleri, hatta Aya Sofya’yı bile izlemedi; camilerini yuvarladı, dağlara benzetti, minaresini neredeyse görünmez hale getirecek kadar inceltti, o devrin teknolojisi dahilinde tabiata uydu. Mimar Sinan geleneğinin bugünkü devamı Çamlıca Camii değil, içinde ibadet edilen bir Çamlıca tepesidir.

İlerlemenin yüceltildiği, aslında yaratılıştan ilham aldığını ve yaratılışın kopyası olan teknolojinin onun önüne geçemeyeceğinin unutulduğu bu çağda, dayatılan hatalı bir tarih ve uygarlık anlayışı var. Eski kitaplara bakınca, 19. yüzyılda Hiyeroglifler ve Çivi yazısı çözülene kadar, uygarlık Eski Yunan’la başladı zannediliyordu. 

Bugünkü tarih ve kronoloji, aynı zamanda bir Müslüman imha uzmanı olan ve hala küresel elitlerin önemli bir kolu kalan Cizvit Tarikatince 17. yüzyılda oluşturuldu. Uzun süre bundaki en uzun geçmiş mevhumu 3000 yıllıktı. Sonra Mezopotamya ve Mısır’la bu 6000 yıla çıktı. Yahudiler, “biz demiştik 6000” diye böbürlendiler. Sonra Çatalhöyük kenti bulundu, bununla 9000 yıla çıktı. Toprağı bol olsun Klaus Schmidt Hoca Taş Tepeler’i keşfetti, uygarlık geçmişi de oldu size 12.000 yıl.

Ancak insanoğlu, alet kullanan, plan yapan, konuşan, düşünen, denizlerde seyahat eden insan olarak en az 2,5 milyon yıldır var. Bizim mevcut ırkımız Homo Sapiens ise kimine göre 300 bin kimine göre milyon yıldır. Ancak giderek bu sınıflandırmaların anlamsızlığı ortaya çıkıyor. Neandertal atalarımız flütle kromatik müzik çalıyor, gelişkin stratejiler kuruyordu. Tipi değişse de tek bir insan var. Maymun adam yok. Hep o aciz yaratılmış, zayıf, zekasıyla kendisini kurtaran insan. Adem Aleyhisselam Yahudilerin iddia ettiği 6 bin değil, 2,5 milyon yıl önce, belki daha da önce. Doğrusunu Allah bilir.

Atalarımızda da hepsinin genetik geçmişi var. Hepimiz Ermeni değiliz: hepimiz Neanderthal, Denisovalı, Homo Erektus’uz. Bugün yaşayan her Türk gencinin milyonlarca atası içinde, soyu bugüne kadar devam etmiş bütün eski insan ırkları var. Neanderthal ağırlığı %2,5 deniyor. Bence hata var, bunun çok üstünde.

Eskilerden farkımız, son dönem uygarlığa dayandığımızdan, hayatta kalmak için zekaya, zihni yeteneklere artık fazla ihtiyaç duyulmadığından süratle aptallaşıyor, ama öte yandan hızla göze daha güzel görünüyoruz. Doğal devamında, bin yıl sonra 120 zihin geninden sadece seksen doksanı işler olan, çok aptal ama çok güzel bir ırk olacağız. Tabii uygarlık fişi çekilene kadar.

Bu, biyolojik olarak, kaçınılmaz olarak böyle. Varyasyon, ortama uyum ya da doğal seleksiyon diyebiliriz. Aynı canlı türü içindeki ırk değişimi olan Varyasyonu bir ideolojik dogma olan canlının apayrı bir canlıya dönüştüğü Evrim uydurmasıyla karıştırmayalım. Varyasyon, tıpkı Tahitililerin uzun deniz seyahatlerinde yağ depolayan tombul insanlara dönüşmesi gibi. Tıpkı Türkçe konuşan toplulukların çok önceleri kaynaklarda uzun boylu, kızıl saçlı olarak betimlenirken, at üzerinde yaşamaya başlayıp Çinlilerden ‘güvenlik tazminatı’ gelinler almaya başladıktan sonra başkalaşması gibi. 

Son dönemdeki teknolojiyle, teknolojiye bağımlılıkla, kibirli elitlerin faize dayalı hakimiyetiyle, doğal seleksiyonla ilerleyen bu kendi yok oluş sürecimiz acaba son 2,5 milyon yıl içinde başka akrabalarımızda da yaşandı mı?

Eğer yaşandıysa bunu bilmemiz zor. Bundan 100.000 yıl sonra hiçbir bina, yol, baraj, santral ve şehir kalmayacak. Bütün betonlar, metaller, o sonsuz kalır denen plastikler eriyecek, bitki, mantar, bakteriler tarafından afiyetle yenecek. Ancak ve ancak derin mağaralarda ya da en susuz çöllerde yolunu kaybetmiş maceracıların veya izole kabilelerin kemikleri kalacak. Uzak geçmişte de pek çok bölgesel hatta küresel medeniyetler yaşamış olabilir. Bizimkinin son 12 bin yılda oluştuğu ve kendi kendini yok etme düzeyine eriştiği düşünülürse, geçen 2,5 milyon yılda hayalini dahî kuramayacağımız muazzam ilerlemeler sağlamış uygarlıklar, hiç de imkansız değil. 

Uygarlık bir süre sonra ardında hiç iz bırakmadığı için bugün bunların bazı dolaylı emareleri var, kesin kanıtı yok. Ama yarın bunları başka yollarla ortaya çıkarabiliriz.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.