
Dünya bir kez daha yeni krizlerin peşinden sürükleniyor. Bir gün Ukrayna, ertesi gün Tayvan, ardından İran, ertesi gün başka bir coğrafya… Küresel medya, uluslararası siyaset ve büyük güçlerin diplomatik hamleleri sürekli yeni başlıklar üretiyor. Ancak bütün bu hareketliliğin arasında değişmeyen tek bir gerçek var: Gazze‘de insanlar ölmeye devam ediyor.
Ne yazık ki modern dünyanın en büyük başarılarından biri, insanların dikkatini yönetebilme kabiliyeti oldu. Bugün savaşlar sadece cephede değil; ekranlarda, manşetlerde ve kamuoyunun zihninde de yürütülüyor. Hangi acının konuşulacağına, hangi trajedinin unutulacağına büyük ölçüde küresel medya karar veriyor.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Gazze gerçekten unutuldu mu, yoksa unutturuluyor mu?
İnsanlık tarihi boyunca savaşların yalnızca silahlarla yürütülmediği bilinir. Bilgi de bir silahtır. Haber de bir silahtır. Sessizlik ise bazen bombadan daha yıkıcı olabilir.
Gazze’de yaşananlar aylardır dünyanın gözleri önünde devam ediyor. Bombalanan evler, enkaz altında kalan çocuklar, açlıkla mücadele eden aileler, hastaneleri hedef alan saldırılar ve temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılan milyonlar…
Bütün bunlar ortadayken uluslararası kamuoyunun dikkatinin farklı krizlere yönelmesi, ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Acaba yeni gündemler, eski zulümlerin üzerini örtmek için mi öne çıkarılıyor?
Belki her gelişme bilinçli olarak planlanmıyor. Ancak sonuç değişmiyor: Gazze konuşulmadığında, zulüm görünmez hâle geliyor. Görünmeyen zulüm ise çoğu zaman daha rahat devam ettiriliyor.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Zalimler nasıl bir dönüş yerine döneceklerini yakında bileceklerdir.”
(Şuarâ Suresi, 227)
Bir başka ayette ise Rabbimiz şöyle buyurur:
“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size de ateş dokunur.”
(Hûd Suresi, 113)
Bu ayet yalnızca zulmedenleri değil, zulüm karşısında sessiz kalanları da düşündürmektedir. Çünkü İslam’da adalet sadece mahkemelerin işi değildir; müminin şahsiyetinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Gazze meselesi yalnızca siyasi bir kriz değildir. Aynı zamanda ahlaki bir imtihandır.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim)
Bugün milyonlarca insanın elinden fiilen bir şey gelmeyebilir. Ancak en azından zulmün normalleşmesine izin vermemek, onu gündemde tutmak ve hakikati dillendirmek her müminin sorumluluğudur.
Çünkü sessizlik bazen zulmün en büyük yardımcısı olabilir.
Bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir olay saatler içinde küresel gündem olabiliyor. Milyarlarca insan aynı görüntüleri izliyor, aynı başlıkları okuyor.
Fakat Gazze söz konusu olduğunda aynı hassasiyetin gösterildiğini söylemek zor.
Bir çocuğun hangi ülkede öldüğü, hangi pasaportu taşıdığı veya hangi dine mensup olduğu, vicdanın ölçüsü olmamalıdır.
Adaletin milliyeti olmaz.
Merhametin pasaportu olmaz.
İnsan haklarının dini olmaz.
Eğer oluyorsa, ortada evrensel bir hukuk değil; güçlülerin çıkarlarına göre şekillenen bir düzen vardır.
Gazze yalnızca Filistin’in meselesi değildir.
Gazze, ümmetin vicdan aynasıdır..
Yaklaşık iki milyarlık İslam dünyasının ekonomik gücü, doğal kaynakları, genç nüfusu ve stratejik konumu düşünüldüğünde, ortaya çıkan tablo düşündürücüdür.
Müslüman ülkeler zaman zaman diplomatik açıklamalar yapmakta, insani yardımlar göndermekte ve uluslararası platformlarda çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Bununla birlikte, Gazze’deki trajedinin sona erdirilmesi konusunda ortaya konulan ortak ve etkili iradenin beklenen düzeyde olmadığı yönündeki eleştiriler de kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir.
Asıl sorgulanması gereken nokta şudur:
Müslümanlar, sadece acıları paylaşan bir topluluk mu olacak; yoksa adalet için ortak hareket edebilen bir ümmet olmayı yeniden başarabilecek mi?
Bir zulmü sürekli konuşmak, intikam duygusunu değil; adalet talebini canlı tutar.
Unutulan her mazlum biraz daha yalnızlaşır.
Unutturulan her katliam ise benzerlerinin önünü açabilir.
Bu yüzden Gazze’yi gündemde tutmak yalnızca Filistin’e destek vermek değildir.
Bu, insanlığın vicdanını koruma mücadelesidir.
Bugün Gazze için susanlar, yarın başka coğrafyalardaki zulümler karşısında da aynı sessizliği yaşayacaktır.
Çünkü adalet bölünemez.
Vicdan parçalanamaz.
Merhamet seçici olamaz.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun…”
(Mâide Suresi, 8)
Gazze, yalnızca bombaların hedefi değildir; aynı zamanda hafızaların da hedefidir.
İnsanlığın önündeki asıl tehlike, bir katliamın yaşanması kadar o katliamın sıradanlaşmasıdır.
Bugün yapılması gereken, gündemin peşinden sürüklenmek değil; hakikatin izini sürmektir.
Çünkü Gazze unutulursa sadece bir şehir değil, insanlığın ortak vicdanı da biraz daha enkaz altında kalacaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”