
İnsanlık tarihinde bilgiye ulaşmak hiç bugünkü kadar kolay olmamıştı. Birkaç saniye içinde dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan olaya ulaşabiliyor, canlı yayınları izleyebiliyor, farklı görüşleri okuyabiliyor ve milyonlarca insanla aynı anda iletişim kurabiliyoruz.
Peki gerçekten daha bilgili miyiz?
Yoksa bilgiye erişimimiz arttıkça hakikatten biraz daha mı uzaklaşıyoruz?
Bugün milyonlarca insan güne sosyal medya bildirimleriyle başlıyor. Telefon ekranında beliren ilk haber, ilk video, ilk yorum günün ruh hâlini belirliyor. Fakat bu haberlerin çoğunu biz seçmiyoruz. Bize neyin gösterileceğine büyük ölçüde algoritmalar karar veriyor. İlgi alanlarımız, beğenilerimiz, izleme sürelerimiz ve tıklamalarımız üzerinden oluşturulan dijital profilimiz, önümüze hangi içeriklerin çıkacağını şekillendiriyor.
Bu durum önemli bir soruyu beraberinde getiriyor:
Biz gündemi mi takip ediyoruz, yoksa gündem bizi mi yönlendiriyor?
Sosyal medya platformlarının temel amacı kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmaktır. Bunun için de çoğu zaman en çok dikkat çeken, en fazla tepki oluşturan ve en hızlı tüketilen içerikler öne çıkarılır. Böylece bilgi, doğruluğundan çok ilgi çekiciliğiyle değer kazanmaya başlar.
Sonuçta derinlik kaybolur.
Birkaç saat önce dünyanın en önemli olayı olarak sunulan bir gelişme, ertesi gün tamamen unutulabilir. Dün milyonlarca kişinin konuştuğu bir insani dram, bugün eğlence videoları, magazin haberleri veya yeni bir gündemin arasında görünmez hâle gelebilir.
Oysa hakikat, algoritmaların gündem sırasına göre değişmez.
Bugün Gazze’de yaşanan insani felaket bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, açlık, göç, doğal afetler ve insan hakları ihlalleri de benzer şekilde zaman zaman yoğun ilgi görürken, kısa süre sonra dijital akışın içinde geri planda kalabilmektedir. Olayın sosyal medyada daha az görünmesi, acının sona erdiği anlamına gelmez; yalnızca insanların dikkatinin başka başlıklara yöneldiğini gösterir.
İşte tam da bu noktada Müslümanın bakışı diğerlerinden ayrılmalıdır.
Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu araştırın…” (Hucurât Suresi, 49/6)
Bu ayet, yalnızca haberin doğruluğunu araştırmayı değil, bilgi karşısındaki ahlaki sorumluluğumuzu da hatırlatır. Dijital çağda her gün yüzlerce haber, görüntü ve yorum önümüze düşüyor. Bunların hepsini doğru kabul etmek de, doğrulamadan paylaşmak da ciddi sonuçlar doğurabilir.

Bir başka tehlike ise sürekli bilgi tüketmenin düşünmeyi azaltmasıdır.
Saatlerce ekran kaydırıyoruz. Yüzlerce başlık görüyoruz. Onlarca video izliyoruz. Ancak çoğu zaman hiçbirini derinlemesine değerlendirmiyoruz. Bilgi çoğalırken tefekkür azalıyor. Oysa Kur’an, insanı defalarca düşünmeye, akletmeye ve ibret almaya davet eder.
Bugünün insanı belki tarihin en fazla bilgiye maruz kalan insanıdır; fakat aynı zamanda en fazla dikkat dağınıklığı yaşayan insanlarından biri hâline gelmiştir.
Sosyal medya elbette bütünüyle olumsuz değildir.
Mazlumların sesinin duyurulmasına, yardım kampanyalarının büyümesine, doğru bilginin hızla yayılmasına ve insanların birbirinden haberdar olmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Gazze’deki birçok görüntünün dünyaya ulaşması da büyük ölçüde sosyal medya sayesinde olmuştur.
Ancak aynı araç; yanlış bilgi, manipülasyon, kutuplaşma, hakaret kültürü ve duyarsızlaşmanın da taşıyıcısı olabilmektedir.
Bu yüzden mesele sosyal medyanın varlığı değil, onu nasıl kullandığımızdır.
Eğer ekranlar vicdanımızın önüne geçerse, takip ettiğimiz gündem hakikatin yerini alırsa ve algoritmalar düşüncelerimizi şekillendirmeye başlarsa, bilgi bizi hakikate değil, sadece yoğun bir içerik akışına sürükler.
Müslümanın görevi yalnızca haber tüketmek değildir. Doğruyu araştırmak, adaletten ayrılmamak, mazlumun sesini gündemden düşse bile unutmamak ve her bilgi karşısında hakkaniyet ölçüsünü korumaktır.
Çünkü hakikat, en çok konuşulan konu olmak zorunda değildir.
Bazen sessiz kalan bir çocuğun gözyaşında…
Bazen kimsenin paylaşmadığı bir mazlumun duasında…
Bazen de milyonlarca içeriğin arasında fark edilmeyen bir adalet çağrısında saklıdır.
Bugün ekranlarımızı yöneten algoritmalar olabilir.
Fakat kalplerimizi yönetecek olanın algoritmalar değil, vicdanımız ve vahyin rehberliği olması gerekir.
Hakikati arayan insan, sadece önüne çıkarılanı değil; gösterilmeyeni de merak eden insandır. Çünkü adalet, sadece gördüğümüzü değil, görmemiz istenmeyeni de fark edebilmekle başlar.
İSLAMİ HABER “MİRAT”