
Sabah aynı asansöre binen insanlar birbirlerinin yüzüne bile bakmıyor.
Yıllardır aynı apartmanda oturan komşular birbirlerinin isimlerini bilmiyor.
Çocuklar bilgisayar ekranlarında saatler geçirirken bir serçenin sesini tanımıyor.
Toprağa basmadan büyüyen nesiller yetişiyor.
Bugün modern şehir hayatı bize yüksek binalar, güvenlikli siteler ve teknolojik imkânlar sundu. Fakat bunların karşılığında farkında olmadan kaybettiğimiz çok daha kıymetli değerler oldu.
Aslında mesele apartman değildir.
Mesele, insanın fıtratından uzaklaşmasıdır.
Bir zamanlar mahalle vardı.
Mahallenin bakkalı…
Mahallenin camisi…
Mahallenin yaşlısı…
Mahallenin çocukları…
Kapılar kilitlenmeden yaşanan günler vardı.
Komşunun çocuğu açsa herkesin vicdanı sızlardı.
Bugün ise güvenlikli sitelerde yaşıyoruz.
Şifreli kapılar…
Kartlı girişler…
Kameralar…
Alarm sistemleri…
Fakat bütün bu güvenlik tedbirlerine rağmen insanlar kendilerini hiç olmadığı kadar yalnız hissediyor.
Çünkü güvenlik arttı; güven azaldı.
Apartman hayatı yeni bir kültür oluşturdu.
Alt kattaki üst kattakinden rahatsız oluyor.
Üst kattaki çocuğun koşması alt kattakinin huzurunu kaçırıyor.
Gece geç saatte açılan televizyon, yüksek sesle dinlenen müzik, sürüklenen sandalye, çalışan matkap…
Bütün bunlar mahkemelere kadar taşınan komşuluk kavgalarına dönüşüyor.
Eskiden insanlar komşusunun kapısını çalardı.
Bugün avukatının kapısını çalıyor.
Eskiden meseleler selamla çözülürdü.
Bugün dilekçeyle çözülmeye çalışılıyor.
Çünkü apartman hayatı bize birlikte yaşamayı öğretti ama birbirimize tahammül etmeyi öğretemedi.

Belki de en büyük kaybımız çocuklarımızdır.
Bugün birçok çocuk buğday başağını hiç görmeden ekmek yiyor.
Sütün marketten çıktığını zannediyor.
Domatesin dalında nasıl yetiştiğini bilmiyor.
Yağmurdan kaçıyor ama yağmur sonrası toprağın kokusunu tanımıyor.
Bir ağaca tırmanmadan…
Bir dere kenarında oynamadan…
Bir kuş yuvasını görmeden…
Çocukluğunu tamamlıyor.
Oysa insan tabiatın içinde yaratıldı.
Toprakla temas eden çocuk sadece fiziksel olarak değil, ruhen de gelişir.
Bugün ekranlar büyüdü; ufuklarımız küçüldü.
Modern şehirler göğe yükseliyor.
Fakat insanın iç dünyası aynı oranda küçülüyor.
Kalabalıklar içinde yalnızlık…
Lüks dairelerde mutsuzluk…
Yüksek katlarda huzursuzluk…
Bugün psikologların en çok karşılaştığı sorunlardan bazıları yalnızlık, kaygı, depresyon ve tükenmişlik hissidir.
Elbette bunların tek sebebi apartman hayatı değildir.
Ancak insanın tabiattan, komşuluk ilişkilerinden ve gerçek sosyal bağlardan uzaklaşmasının bu tabloya katkı sunduğunu görmezden gelmek de mümkün değildir.
İslam sadece bireyi değil, mahalleyi de inşa eder.
Komşuluk İslam’da ibadet ahlakının bir parçasıdır.
Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor:
“Cebrâil bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım.” (Buhârî, Edeb)
Bu hadis, komşuluğun İslam’daki değerini ortaya koymaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de ise Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın; ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya ve uzak komşuya iyilik edin…” (Nisâ, 36)
Dikkat edilirse Kur’an, komşuyu sadece tanımayı değil; ona iyilik etmeyi emrediyor.
Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin cenazesini bile günler sonra öğrenebiliyor.
Bu tablo üzerinde hepimizin düşünmesi gerekiyor.
Sorun apartman değildir.
Sorun; apartmanların içinde mahalle ruhunu yaşatamamaktır.
Sorun; yüksek binalar yapmak değil, yüksek binaların içinde insanı yalnız bırakmaktır.
Bugün yeniden inşa etmemiz gereken şey yalnızca şehirler değildir.
Komşuluk yeniden inşa edilmelidir.
Selam yeniden hayat bulmalıdır.
Çocuk yeniden toprağa basmalıdır.
İnsan yeniden kuş sesini dinlemelidir.
Çünkü medeniyet sadece beton dökmek değildir.
Asıl medeniyet, betonların arasında insan kalabilmektir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”