
İşgal altındaki Kudüs ve Mescid-i Aksa‘nın geleceği, Gazze‘de aylardır süren katliamların gölgesinde yeniden uluslararası gündeme taşındı. Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen toplantıda çok sayıda Müslüman ülkenin dışişleri bakanları ve temsilcileri bir araya gelerek İsrail’in Kudüs politikalarını kınayan ortak bir bildiri yayımladı. Bildiride Mescid-i Aksa’nın tarihi ve hukuki statüsünün korunması gerektiği vurgulanırken, İsrail’in tek taraflı uygulamalarının uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.
Ancak burada sorulması gereken asıl soru şudur:
Bu toplantı Kudüs için yeni bir dönemin başlangıcı mı, yoksa yıllardır tekrar edilen diplomatik açıklamalardan biri mi?
İsrail, yalnızca Gazze‘de değil, Batı Şeria ve Doğu Kudüs‘te de fiilî durumu değiştirmeye yönelik adımlarını sürdürüyor.
Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlar, fanatik Yahudi grupların provokasyonları, yerleşim faaliyetlerinin hızlandırılması ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesi artık münferit olaylar olmaktan çıktı; sistematik bir devlet politikası hâline geldi.
İşte Amman’daki toplantı tam da bu süreçte gerçekleştirildi.
Ortak bildiride;
İslam dünyası son otuz yılda Kudüs konusunda onlarca ortak bildiri yayımladı.
İslam İşbirliği Teşkilatı…
Arap Birliği…
Birleşmiş Milletler…
Olağanüstü zirveler…
Acil toplantılar…
Sonuç ise değişmedi.
İsrail sahadaki uygulamalarını sürdürdü.
Bu nedenle bugün mesele yalnızca “kınama” meselesi değildir.
Asıl mesele, bu açıklamaların arkasında siyasi, ekonomik ve diplomatik yaptırım iradesinin bulunup bulunmadığıdır.
Bugün İsrail’e karşı en etkili baskı araçları;
Ancak Müslüman ülkelerin büyük bölümü hâlâ İsrail ile ticaretini sürdürmekte, diplomatik ilişkilerini devam ettirmekte ve birçok alanda normalleşme politikalarını korumaktadır.
Bu tablo ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Söz ile fiil arasındaki mesafe neden hâlâ bu kadar büyük?
Kudüs yalnızca Filistinlilerin toprağı değildir.
Mescid-i Aksa yalnızca Filistin halkının mabedi değildir.
Kur’an-ı Kerim‘de etrafı mübarek kılındığı bildirilen bu belde, bütün Müslümanların ortak emanetidir.
Bu sebeple Kudüs meselesi yalnızca dış politika başlığı olarak değerlendirilemez.
Bu aynı zamanda ümmet bilincinin, ortak hareket kabiliyetinin ve siyasi iradenin de imtihanıdır.
Amman toplantısı, Kudüs meselesinin unutulmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Ancak tarihe bakıldığında, bildirilerin tek başına işgali durdurmaya yetmediği açıktır.
Eğer bu toplantının ardından somut ekonomik, diplomatik ve hukuki adımlar gelmezse, yayımlanan ortak bildiri de geçmişteki benzer açıklamalar arasında yerini alacaktır.
Kudüs‘ün geleceğini belirleyecek olan yalnızca yapılan açıklamalar değil; o açıklamaların arkasında duracak ortak irade ve kararlılıktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”