islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,2151
EURO
55,1970
ALTIN
6.518,55
BIST
12.065,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Cuma Açık
23°C
Cumartesi Açık
24°C
Pazar Az Bulutlu
23°C
Pazartesi Az Bulutlu
23°C

KÜRESEL SİYONİZM VE MEMURİYETİN TANZİMİ KANUNU

KÜRESEL SİYONİZM VE MEMURİYETİN TANZİMİ KANUNU

KÜRESEL SİYONİZM VE MEMURİYETİN TANZİMİ KANUNU

Maide Suresi’nin 41. ayeti şöyle uyarıyor:

يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْۚ وَمِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَر۪ينَۙ لَمْ يَأْتُوكَۜ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِه۪ۚ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫ت۪يتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواۜ وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ

“Ey Resul! Kalpleri inanmadığı halde inandıklarını söyleyenlerle Yahudilerden nankörlük içinde çaba harcayanlar seni üzmemeli. Onlar, yalan için dinleme yapan, sana gelmeyen topluluk için dinleme yapanlardır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, ‘size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının’ derler. Allah, kime fitne isterse, artık onun için senin Allah adına yetkin yok. Öyleleri Allah’ın kalplerini arıtmak istemediği kişilerdir. Onlara dünyada azap, Ahiretteyse büyük azap vardır.”

Bir topluluğun içinde, onun en kritik yerlerinde o topluluğu baltalamak isteyenler varsa, ne yapılabilir? Yahudi kökenli vatansever vatandaşlarımızı tenzih ederek konuya girelim.

Almanya’da yeni meydana çıkan, uzun süre Alman milli istihbarat teşkilatı BND’de önemli noktada bulunup, bu örgütün başına gelen kişinin MOSSAD casusu olduğu, bir yandan doğrudan öte yandan İsrail etkisinde olan Azerbaycan istihbaratının dolaylı yoluyla 30 yıl en üst düzey bilgileri İsrail için çaldığı ortaya çıktı. Bu gelişme Almanya’nın yakın tarihini akla getirmekte.

Almanya 18., 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında matematik ve fizik alanında dünyada tartışmasız lider ülkeydi. Almanların matematikteki ezici üstünlüğü, ancak aynı dönemde, Bach, Händel, Mozart, Beethoven, Wagner gibilerin müzik, ya da Kant, Hegel, Marx, Nietzsche gibilerin felsefe alanındaki hakimiyetiyle karşılaştırılabilir.

Ancak 1933 yılında bir anda bunlar buharlaştı. Almanya bugün matematik, fizik, felsefe ve müzikte öncü değil. Bir ülkenin yüzyıllardır gelen en kuvvetli özellikleri nasıl bir gecede kaybolur? Bunun anlaşılması sadece Almanya değil dünyadaki bütün ülkelerin durumu açısından fikir verecektir.

Matematiğin dünya başkenti Almanya’daki Göttingen Üniversitesiydi. 19. yüzyılın başlarında Carl Friedrich Gauss’tan 20. yüzyılın başlarında Bernhard Riemann, Felix Klein ve David Hilbert gibi ünlü matematikçilere kadar, en önemli isimler buraya toplanmıştı. Hem saf matematik hem de yeni yeni ortaya çıkan kuantum mekaniğinde 20. yüzyılın ilk çeyreğinde merkez noktaydı.

Hitler’in başbakanlığındaki kısa adıyla Naziler olarak bildiğimiz Ulusalcı Sosyalist Alman İşçileri Partisi azınlık koalisyonu hükümeti, 1933’te çıkarttığı Memuriyetin Tanzimi Kanunu ile, ülkedeki her alana sızdığı ve bütün üst noktaları ele geçirdiği iddia edilen Yahudi hakimiyetini silmeyi hedefliyordu. Bu yasa ardından dünyada matematiğin merkezi kabul edilen Göttingen’deki Yahudi matematikçiler, Matematik Enstitüsü müdürü Richard Courant, Emmy Nöther, Hermann Weyl gibileri istifa edip kaçtı. Almanya’daki diğer John von Neumann ve Edmund Landau gibi matematikçiler de ayrıldı. Öte yandan Einstein gibi ya da yine Göttingen’den Max Born, Oppenheimer gibi kuantum fizikçileri de ülkeyi terk etti. Çoğu Amerika’ya gitti. ABD, ayrılan Yahudilerin kaymak kesimini bunlar için kurulan Princeton Üniversitesi İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde ya da diğer elit merkezlerde topladı. Bunların arasında fizikçi olanlar aynı zamanda Atom Bombası atmayı hedefleyen Manhattan Projesini yönettiler.

Kısaca, Memuriyetin Tanzimi Kanunu ardından Yahudilerin topluca ülkeden ayrılmasıyla Almanya’nın matematik, fizik gibi geleneksel bilim alanları da sinema, müzik gibi entelektüel alanları da çöktü. Bu gerçeği sadece Yahudiler değil ülkede kalan matematik üstadı Hilbert gibi Almanlar da itiraf ettiler. Öte yandan Yahudilerin pek ilgi göstermediği mühendislik, askerlik, spor, imalat alanında Alman liderliği etkilenmedi. Mühendislik alanında Almanya savaş sırasında bile bilgisayar, seyir füzesi, balistik füze, jet uçağı, hayalet uçak gibi sayısız alanda büyük icatlar yaptı, ilerlemeler kaydetti. Ancak Yahudiler topluca ABD’deki Manhattan Projesi’ne geçtiğinden elinde kalan fizikçilerle nükleer araştırmalarda geride kaldı. Dolayısıyla Almanya Yahudilerce hâkimiyet altına alınan stratejik alanlarda bunların kaçmasıyla ağır darbe yedi, Yahudilerce rağbet görmeyen alanlardaysa etkilenmedi.

Ancak burada ortaya çok daha önemli bir soru çıkıyor. Nasıl oldu da Almanya gibi yüzlerce yıl yerli Almanların elinde olan başta matematik olmak üzere bilimler, sanatlar, 1930lara gelindiğinde ülke nüfusunda küçük bir oranı bulunan Yahudilerin eline geçti? Göttingen’in riyaziyatçıları, atom alimleri neden Alman değil de Yahudiydi? Yahudiler, Almanlara göre defalarca daha üstün beyinlere mi sahipti? Yoksa Yahudilerdeki çalışma disiplini, çalışma disipliniyle meşhur Almanlardan daha mı üstündü?

Bunu anlamak için mesela Atom Bombası projesinin başındaki, Göttingen’de yetişmiş Oppenheimer’a bakalım. Yahudi baba, fakir bir işçi olarak Almanya’dan New York’a göçmüş. Bir Yahudi sermayeli tekstil fabrikasına işçi olarak alınmış. 10 yıl içinde fabrikada en üst noktaya gelmiş. Bir 10 yıl sonrasındaki New York’un sayılı zenginlerinden olmuş, hatta meşhur ressamların bugün yüzlerce milyonluk tablolarını toplayan bugün milyarder dediklerimizden olmuş. Oğlu Robert’i Ahlaklı Toplum hareketinin öncüsü Yahudi hahamı Alfred Adler’in mektebine yollamış. Adler bizde sosyal bilimci bilinir, oysa bir Yahudi cemaati örgütçüsüdür. “Önce amel sonra itikat” sloganlı hareketi Yahudileri ABD toplumunda yükseltmeyi hedeflemekteydi. Zenginliği sayesinde oğlanı Harvard’a yollamışlar. Sonra Göttingen’de bir başka Yahudi olan Max Born, onu Kuantum Mekaniği alanında yanına almış, yetiştirmiş. 1933’ten sonra Robert de Princeton İleri Araştırmalara girmiş.

Kuşkusuz akıllı çocuktu ama akıllı milyonlarca çocuk var. Yukarıdaki öyküde görünmeyen şey, riba ve tefecilikle gelen muazzam sermaye. New York’ta fabrikayı finanse eden. Baba Oppenheimer’a gel sana iş var diye Almanya’dan alıp, önce işçi yapıp sonra bunun başına getiren. Verilen sermayeyle ABD sosyal yapısını değiştirecek okulunu Adler’e kurduran, bunda oğul Oppenheimer gibi Yahudi gençlere en ileri eğitimi veren. Ardından o devirde sadece zenginlerin alındığı Harvard’a alan. Göttingen gibi dünyanın en önemli üniversitesine girmek isteyen binlerce beyin arasından bunu seçen. Yahudi hocasının bütün bilgilerini aktarmasını sağlayan.

Hemşericilik, cemaatçilik her yerde var. Ama ardında dünyanın faizli bankacılık sistemi, dünyadaki para akışı ve sermayenin çoğunluğunu tutan, tek bir firması Black Rock’ta bile 30 TRİLYON dolarlık varlığı bulunan, her kritik noktada adamı olan bir hemşericilik, cemaatçilik.

Nazi iktidarı, Almanya’daki stratejik noktalarının birkaç nesil içinde Yahudilerin kontrolüne geçmesine karşı vahşice ve gaddarca bir dehşet hamlesiydi. 1933 Memuriyetin Tanzimi Kanunu, Almanya’da Nazi olmayanlardan da destek aldı. Sadece devlet bürokrasisinin katıldığı ve Yahudilere soykırım öngören 1942 Wannsee Konferansı’nda Nazi olmayanlar itiraz etmedi. Bugünkü demokrasi dersi veren Almanların babaları, dedeleri, koca koca okumuş, ünvanlı, ahlaktan, medeniyetten bahseden o adamlar, Yahudilerin katlini tek çözüm gören insanlardı.

Almanya’nın kritik noktalarını, kürsülerini gerek Memuriyetin Tanzimi Kanunuyla gerekse Wannsee Konferansı sonrası katliamlarla kısmen Yahudilerden arındırmış oldular, evet doğru, ama bu işe yaramadı, Almanya bir Yahudi sömürgesi olmaktan kurtulamadı. Filistin gösterilerine polisler coplarla saldırıyor, Gazze soykırımını hararetle destekliyor, katliam silahları yolluyor, Greta Thunberg’i bile yaka paça aşağı alıyor, bir akademisyen Siyonizm karşıtı bir yazı yazsa üniversitesinden atılıyor, İsrail Yahudilerine serbest yerleşim ve vatandaşlık hakkı veriyor. Ülkede ve dünyada Siyonizmin anormal etkisi konusunda itiraz edenler anında Antisemitik ilan ediliyor. İngiltere de böyle. Amerika da böyle.

Bu örnek, dünyada giderek artan Siyonizm hâkimiyetine karşı ülke olarak bir şey yapılmasının imkânsız olduğunu gösteriyor. Çözüm, casuslarla, memuriyetin tanzimiyle, askeri taktiklerle, gizli silahlarla, katliam hayallerinde değil, bütün bunların ardındaki unsurun ortadan kaldırılmasında yatıyor: faize dayalı küresel bankacılık sistemi.

Erbakan Hoca’nın dediği gibi “Siyonizmi atom bombasıyla yok edemezsiniz ama Adil Düzenle yok edebillirsiniz”. Yani gerçek anlamda faizsiz bir iktisadi sosyal model kurulmadan, bu İslam aleminde benimsenmeden mücadele olmaz.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.