islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,5202
EURO
55,7063
ALTIN
6.633,21
BIST
11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Pazar Parçalı Bulutlu
17°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C
Salı Az Bulutlu
20°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C

GÜNEŞİN DOĞDUĞU İKİ ÜLKE

GÜNEŞİN DOĞDUĞU İKİ ÜLKE
A+
A-

GÜNEŞİN DOĞDUĞU İKİ ÜLKE

Maide Suresi 51. ayet bize şunu söylüyor:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰٓى اَوْلِيَٓاءَۢ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ

İman edenler; Yahudi ve Hristiyanları veliler edinmeyin, onlar birbirlerine velidir. Sizden onları kim veli edinirse, kuşkusuz onlardandır. Kesin olan, Allah’ın zalimler topluluğuna hidayet vermemesidir.

Bazılarımız bilerek bilmeyerek ayeti yanlış şekilde anlayabilir. “Almanyalı yengem Dagmar melek gibidir, bize çok yardımcı oldu. Bizim komşumuz Musevi, çok güveniriz. Pasajda Agop Usta var, sevip saydığımız abimiz, ne yapayım, gidip iki tane çakayım mı?” tarzı yorumlar türetilebilir. Konunun bu olmadığı kelimelerden ve ayetin bağlamından anlaşılıyor. 

Ayette, dünyadaki 3 milyar civarı Hristiyan’a Yahudi’ye selam verilmemesi, insani yardımlaşılmaması değil, veli edinilmemesi, onların topluluğuna, sistemine dayanılmaması emrediliyor. Bunun tam olarak ne olduğunu da yine dünya tarihinden örneklerle anlayalım.

Japonya 1980’lerin sonlarında dünyanın ekonomide, teknolojide en ileri ülkesi görünüyordu. Ben de o dönemlerde Japon Ulusal 5. Nesil Yapay Zeka Projesinde çalıştım. Japonlar 1905 Rus-Japon Savaşında bir Avrupa gücüne karşı zafer kazanan ilk ülke olunca bu, Osmanlı dahil bütün dünyanın Avrupa’dan inleyenlerine ümit vermişti. 1923’te Tokyo, Lozan’a 1. Dünya Savaşı galiplerinden biri olarak gözlemci sıfatıyla katıldı. 1930’larda dev ülke Çin’i ele geçirdi. 1941 yılında dünyanın en büyük donanmasıyla hem Amerika hem İngiltere’yle savaşa başladı, Asya’ya hakimiyet planladı. Halk arasındaki inanışın aksine Atom bombasına teslim olmadı, daha önce Tokyo’nun yakılması atom bombasından daha ağır oldu. Sovyetlerin Mançukuo’daki ezici zaferi ve hızla işgale hazırlanmasının ardından Amerikalılara ehven-i şerdir diyerek teslim oldu. 

Tokyo kül yığını olmasına rağmen ayağa kalktı, imalat ve ihracata dayalı bir ekonomiyle muazzam ilerleme kaydetti, sayısız Nobelli bilim adamı yetiştirdi, en hızlı bilgisayarı yaptı. Washington’un başına sardığı 1990’ların başındaki ekonomik krizle sesi sedası kesildiyse de 140 milyon nüfusuyla son yıllarda dev bir askeri güç kurdu, uzay çalışmaları yaptı, hala dünyanın ilerisinde. Eski tadı yoksa da hala dünyadaki ilk beş ekonomiden biri. Önemli ülke.

Japonya kısıtlı kaynakları ve uzak coğrafyasıyla nasıl kendi geleneklerini, dilini, dinini, yazısını korudu da biz dahil pek çok ülke bunu beceremedik? Neden Müslüman Filipinler darmadağın oldu, İspanyol isimleriyle, Latin alfabesiyle, Hristiyanlıkla özdeşleşti de Japon ayakta kaldı? Bunun cevabı papyonlu Batıyataparların “kafalar değişmeli kafalar” yaklaşımında değil. Japonlar için cevap o Batıyataparlarınkiler kesilmeli,  diğer kafalar aynı kalmalı çözümündeydi. İşe de yaradı.

Portekizliler 15. yüzyılın sonunda Papa efendinin arabuluculuğuyla İspanya ile kavga etmeden dünyayı doğu yarımküre benim, batı yarımküre senin diye paylaştıkları Tordesillas anlaşmasıyla Japonya’yı hedeflerine aldılar. 16. yüzyılda ticari gemilerle Japonya’ya geldiler, misyoner casuslarla kavmin önde gelenlerine yanaştılar, Hristiyanlığı yaydılar, 16. yüzyıl ortalarına doğru Japon elitler, meşhur Müslüman yoketme uzmanları Cizvitlerin elinde Hristiyanlaşmaktaydı. Ülke bin parça, İmparator sembolik ve güçsüz, körükledikleri iç savaşlar Portekizlilerin, Cizvitlerin lehine işliyor, onlar da Katolik olursanız barış gelir, mutluluk gelir diye ülkeyi sömürgeye dönüştürme adımları atıyorlar, eğittikleri elitleri kullanıyorlardı. Aynı bizim “Hristiyan olsaydık ilerlerdik” diyen aptalları kullandıkları gibi.

Yüzyılın ortasında iş, bölüp parçalamaktan, merkezileşmiş Hristiyan bir sömürge kurma aşamasına gelmişti. Birleştirip mevcut Budizm’i ortadan kaldırmak için pek çok derebeyinden Oda Nobunaga adlı uyanık, cevval bir deliyi desteklediler. Oda tam Hristiyan değildi ama onlarla misyonerlerin yayılması, derebeylerin din değiştirmesi, geniş toprakların kiliseye verilmesi, Budizm’in kaldırılması, Portekiz’e ticari-hukuki ayrıcalıklar konusunda anlaştılar. Portekiz, elitleri bizden yapalım, zaman gelince tekmeyi basarız Oda’ya dedi. O da ülkeyi kendi hakimiyetinde ileride Portekiz’e sömürge olacak şekilde birleştirmeye, bir yandan da o devirde kendi özel kuvvetleri olan Budist manastırlarını yakıp yıkmaya, rahipleri kılıçtan geçirmeye başladı. Bunlarda fazla ileri gidince diğer samuray komutanları toplanıp isyan ettiler, sağ kolu da ihanet edince bir kuleye kıstırılıp öldürüldü. Sol kolu da sağ kolunu öldürüp başa geçti.

Oda Nobunaga yerine gelen Toyotomi Hideyoşi, ülkeyi daha da birleştirdi, Japonya merkezileşti. Portekizlilerin Uzak Doğu istasyonu olmasıyla palazlandı, Çin’i işgale yeltendi, Kore desteklemeyince Kore’yi işgal etti. 

Toyotomi elitlerin tamamen Hristiyanlaşıp ülkenin yönetimi elden gidiyor korkusuyla misyonerliği yasakladı. Hatta yüzlerce misyoner ve Japon Hristiyanı, onların merkezi Nagazaki’de çarmıha gerdi. İki atom bombasından biri için Hristiyanlarca ‘lanetli’ Nagazaki’nin seçilmesi bundandır. En-nasara kindar ümmet.

Ama Toyotomi Hristiyan egemenliğini kısıtlarken kârlı Portekiz ticaretine de elit Japon Katoliklere de dokunamadı. Eski rahat aleniyatta olmasa da Portekiz ve Hristiyan etkisi Toyotomi devrinde artmaya devam etti. 

‘Büyük Birleştirici’ ölünce, oğlu bebekti, yerine destekçilerinden bir idari heyet geçti. Bunları tek tek alt edecek tilki gibi bir komutan olan Tokugava İyeyasu heyeti alaşağı edip artık ergenliğe yaklaşan veliahtı da ortadan kaldırdı. Eskiden Şogun dizisi vardı, şimdilerde yeniden çektiler. Oradaki “Efendi Toranaga” baş karakteri, Tokugava üzerine inşa edilen, o devri Cizvit entrikalarına fazla dokunmadan anlatan bir hikayeye dayalı. Tokugava hanedanı, başkenti Kyo-To’dan alıp kendi kurduğu To-Kyo’ya nakletti.  Üç asır bağımsız, Avrupa hakimiyetine girmemiş bir Japonya’yı Şogun sıfatıyla yönetti, 19. yüzyılın ikinci yarısına satılmışı, Batıyataparı olmayan milli bir ülke getirdi.

Bunu, Toyotomi’nin başlattığı ama “uluslararası bağlar zedelenir, ekonomi bozulur, ticaret başka siyaset başka” diyerek fazla ilerletemediği bağımsızlık hareketini sonuna kadar iterek becerdi. Misyoner-casuslar kovuldu. “Ticaretimizi kendimiz yaparız” diyerek Portekiz deniz ticaret şebekesi bırakıldı. Evinde gizli yapanlar hariç Hristiyanlık yasaklandı. Tecrit olan Avrupa, Japon’un beynine giremedi, ülkeyi ifsad edemedi, Büyük Reşit Paşalar türetemedi. Japon sonradan kendi isteği ve kontrolünde Frenk kültürüne açıldı, burslu öğrenci yolladı, teknik ilerlemelerini aldı.

Bir gün de öğrenilecek Osmanlı alfabesinin aksine Japon alfabesini öğrenmek yıllar alır. Japon alfabesinde 29 harf değil 30 bin harf vardır. Okullarda dört farklı alfabeden (Kanji, Hiragana, Katagana, Latin) oluşan Japon yazısı öğretilir. Hatta abaküs kullanılır. Çok sert ve acımasız bir eğitimdir, bizim beş yaşına kadar bebek arabasında gezen, “gelemez annecim zora”, “bütün sınıf taktire geçmiş oğluşumu geçirmemişler” gençliğimizi gerer. Biz batıcılığı benimsedik. Bu nedenle Tevfik Fikret’in oğlu papaz oldu, Osmanlı eliti eridi gitti. Kısmen yeni yerleşenlerden kısmen Karabekir’in eytamlılarından oluşan ilk dönem Cumhuriyet eliti de eridi. Şimdiki kırsal kökenli yeni elit de aynı yolları izlediğinden, muhafazakarlık rengi sayesinde belki biraz daha gider ama o kadar.

“Önce kafalar değişmeli.” Kafalar değişti de böyle oldu.

Japonya ile Müslüman kökenli Filipinleri karşılaştıralım. İkisi de Tordesillas’ta paylaşıldı. İkisine de 16. yüzyılda Cizvit musallat oldu. Hatta Filipinlere destek amacıyla biz asker de gönderdik, Yeniçerimiz Brunei sultanlığıyla birlikte İspanyollarla, Aztekli paralı askerlerle ülkenin Güneybatı adalarında savaştı. Ama Filipinliler misyoner-casusları kovamadı, Cizvit mektepleri ve entrikaları devam etti. Hristiyanları veli edindiler. Müslümanlar beş asırda Hristiyan oldu, son Müslümanlar gerilla savaşlarıyla ancak bugünkü Bangsamoro özerk bölgesini elde tutabildi. 

İleri, medeni bir Müslüman ülkesiydi. Bugünse Filipinli deyince karısını yurt dışındaki evlere hizmetçi yollayarak kocaman haç asılı evindeki çocuğuna bakan adamlar aklımıza geliyor.

Batıyataparlığın, Hristiyanları veli edinmenin doğal sonucu.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.