islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,9473
EURO
55,8954
ALTIN
6.393,01
BIST
11.165,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C
Pazar Az Bulutlu
18°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
20°C
Salı Yağmurlu
19°C

TARİHİN AYNASINDAN BİR LİDERLİK MUHASEBESİ: ABDÜLHAMİD’İN BÜYÜK YANILGISI

TARİHİN AYNASINDAN BİR LİDERLİK MUHASEBESİ: ABDÜLHAMİD’İN BÜYÜK YANILGISI

TARİHİN AYNASINDAN BİR LİDERLİK MUHASEBESİ: ABDÜLHAMİD’İN BÜYÜK YANILGISI

Saraydan Yükselen Mutlak İrade ve İstihbarat Ağı

Sultan Abdülaziz ve V. Murad’ın ardından saltanat koltuğuna oturan II. Abdülhamid, ilan ettiği Kanun-i Esasi ve açılan Meclis-i Mebusan ile devleti anayasal bir parlamenter düzene taşımıştı. Ancak bu sistem, kâğıt üzerinde meşruti görünse de bütün yetkileri sultanda topluyor ve tek adam iradesini anayasal güvenceye alıyordu. Nitekim çok geçmeden, 1878 yılında bu mekanizma süresiz olarak tatil edildi ve Osmanlı Devleti 1908’e kadar doğrudan Yıldız Sarayı’nın, yani padişahın mutlak iradesiyle yönetildi. Bu uzun ve baskılı dönemde içerideki muhalefete göz açtırmayan sultan, devletin dört bir yanından haberdar olmak adına devasa bir istihbarat ağı kurdu.

Ümmetin Halifesi, Kendi Halkının Yabancısı

Devletin askeri, siyasi ve iktisadi olarak en buhranlı yıllarını yaşadığı bu süreçte, dış baskılara karşı bir kalkan arayışı “İttihad-ı İslam” (İslam Birliği) düşüncesini öne çıkardı. Mısır, Tunus ve Hindistan gibi coğrafyalarda sömürge altında yaşayan milyonlarca Müslümana manevi destek olmak ve hilafet makamının gücünü uluslararası alanda bir baskı unsuru olarak kullanmak Abdülhamid için hayati bir politika haline geldi. O, adeta bir Osmanlı sultanından ziyade “ümmetin halifesi” sıfatıyla hareket ediyor, dış politikadaki bekasını bu İslam birliği idealinde arıyordu.

Lakin bu büyük dış politikanın arkasında, kendi mülkünde derin bir trajedi yaşanıyordu. Memleket insanı savaşların, kıtlığın, yokluğun ve işsizliğin pençesinde kıvranırken; gayrimüslimlerin baskıları altında ezilirken sultan bu acılara büyük ölçüde kayıtsız kaldı. Dışarıdaki mazlum Müslümanlara kol kanat germeye çalışan padişah, kendi halkına karşı adeta kör ve sağırdı. Halk sefalet içinde yaşam mücadelesi verirken, sarayın Avrupa medeniyetini yakalamak adına yaptığı maddi yatırımlar ve Batı tarzı eğitim kurumlarına yönelmesi büyük bir çelişki barındırıyordu.

Çelişkiler Sarmalı: Batı Tarzı Okullar ve Kaybedilen Liyakat

Dahası, Abdülhamid’in açtırdığı bu modern okullar ve Batı usulü eğitim kurumları, paradoksal bir şekilde ileride onu tahtından indirecek olan genç subayları ve aydın nesli yetiştirdi. Ehliyet ve liyakati bir kenara bırakarak mutlak sadakati öncelemesi, hakikatlerin yerini ispiyoncuların jurnallerine bırakması devlet mekanizmasındaki çürümeyi hızlandırdı. Sorgulayan, eleştiren ilmiye sınıfı susturulurken; akıl ve mantıktan uzak, sorgusuz itaati empoze eden çevreler destek gördü. Otuz yılı aşkın iktidarı boyunca elinde sonsuz bir kudret varken, ülkesinde düşünen ve üreten bilinçli bir nesil yetiştirememesi en büyük açmazıydı.

En Yakındakilerle Gelen Yıkım ve Tarihin Uyarısı

Evhamlarını hakikatlerin önüne geçiren sultan, kendisini iktidara taşıyanlara bile tahammül edememişti. Tarihin cilvesidir ki, onu tahttan indirenler de yıllarca yanında tuttuğu, en güvendiği ve beraber çalıştığı kadrolar oldu. 31 Mart Vakası sonrasında hal fetvasıyla indirilişi dışarıda büyük bir hüzün ve tepkiyle karşılanırken, içerideki halk tarafından sevinçle karşılandı. Bu durum, bir liderin dış dünya ile kendi ülkesi arasındaki kopukluğunun en acı kanıtıydı.

Tarih, sadece geçmişin tozlu sayfalarını barındıran bir müze değil, bugüne ve geleceğe tutulan en net aynadır. Abdülhamid’in bütün dünya Müslümanlarına yardım etme gayreti elbette takdire şayandır; ancak insanını yaşatmadan devleti yaşatmaya çalışması, iktidarını korumak için İslam birliği idealini politik bir araca dönüştürmesi ve kendi halkıyla yabancılaşması ders alınması gereken tarihî bir yanılgıdır.

Bugün akıl sahiplerine düşen görev, geçmişin bu büyük tecrübesine bakarak liyakatin, adaletin, toplumsal refahın ve hakikatin değerini yeniden idrak etmektir. Zira tarihten ders almayanlar, aynı hataları tekrarlamaya mahkûmdurlar.

Yakup Döğer

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.