
Toplumsal ahlakın ve kamu düzeninin temeli, adalet ile sorumluluk bilincine dayanır. Alın teri dökmeden, yalnızca “şeytani” kurnazlıklar ve katmerli hesaplarla servetine servet katanların kazancı, hangi inanç veya ahlak süzgecinden geçirirseniz geçirin asla helal ve meşru görülemez. Ne yazık ki bugün, üretimin ve istihdamın can damarı olması gereken mekanizmaların bile bu anlayışla zehirlendiğine şahit oluyoruz.
Fabrikaların finans ihtiyacını faizsiz bir şekilde karşılamak, yatırımcıyı üretime teşvik etmek ve kâr ortaklığı ilkesiyle reel ekonomiyi büyütmek amacıyla kurulan fon ve borsa sistemleri; ne yazık ki bu kurnazların elinde ‘bul karayı, al parayı’ oyunuyla, adeta bir kumar masasına dönüştürülmüş durumdadır. Üretmeden, değer yaratmadan, borsa manipülasyonlarıyla insanların birikimlerini çarpan ve bu haksız kazancı kendine hak gören anlayış, toplumsal vicdanı acıtan en büyük yaralardan biridir.
Ancak mesele sadece finansal manipülasyonlarla sınırlı değil. Asıl tehlike, bu yozlaşmış zihniyetin ve ilkesizliğin devletin yüksek makamlarına kadar sirayet edebilmesidir.
Görevi millete hizmet, kamu güvenini tesis ve devleti temsil etmek olan bir valinin, basın mensubunun toplum adına sorduğu meşru bir soruya “Özel hayatım, açıklamak zorunda değilim” sığlığıyla yanıt vermesi kabul edilebilir bir tutum değildir. Devlette makam sahibi olmak, zırh kuşanmak ya da sorumluluktan kaçmak anlamına gelmez. Kamu adına yetki kullanan her bürokrat, attığı her adımın ve tasarrufunun hesabını kamu vicdanına vermekle yükümlüdür. Şeffaflıktan uzak, basını ve halkı hiçe sayan bu yaklaşım, oturduğu koltuğun ağırlığını taşıyamayan bir profili işaret eder.
Tam da bu noktada, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kazanımlarından olan hızlı karar alma ve etkin tasarruf imkânları devreye girerek kamu vicdanını yaralayan, makamının gerektirdiği liyakat ve şeffaflıktan uzaklaşan, kurnazlıkları kendisine hak gören kim olursa olsun derhal o görevlerden uzaklaştırılmasında ve yargıya teslim etmede devleti yöneten Cumhurbaşkanının elini yasal olarak güçlendirmektedir.
Devletin üst düzey makamları; ne sorumluluktan kaçanların ne de helal-haram çizgisini yitirmiş anlayışların sığınağı olamaz. Devlete olan güveni yeniden tesis etmek, bu tür tavırlara müsamaha göstermemekten geçer.