islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
50,1498
EURO
55,9219
ALTIN
6.556,39
BIST
11.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
12°C
İstanbul
12°C
Az Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
11°C
Pazartesi Çok Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
13°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
16°C

MODERN DÜNYADA İSLAM’A ŞEKİL VERME YARIŞI

MODERN DÜNYADA İSLAM’A ŞEKİL VERME YARIŞI

MODERN DÜNYADA İSLAM’A ŞEKİL VERME YARIŞI

“Hangi İslam?” sorusu, modernleşme serüvenimiz boyunca her entelektüel krizde ve kimlik arayışında yeniden sorulan gerilimli bir sorudur. Vitrinde teolojik bir arayış gibi sunulan bu tartışma, satır aralarında toplumun yönünü ve egemen güçler karşısında alınacak konumu belirleme mücadelesidir. Ancak bu külliyata tavizsiz bir eleştirellikle bakıldığında sarsıcı bir hakikat açığa çıkar: Ortada duran hararetli tartışma, Allah’ın kulundan razı olacağı o saf teslimiyetin arayışı değil; modern dünyanın, ulus devletlerin, cemaat gettolarının ve seküler ideolojilerin ihtiyaçlarına göre İslam’a yeni şekiller verme yarışıdır.

İdeolojik Reçeteler ve Ulusal Kimlik Harçları

Tartışmanın ilk zemini, kurucu elitlerin modernleşme hamleleri ve buna tepki olarak doğan muhafazakâr reflekslerle şekillendi. Müslüman bireyin teknik dünya karşısındaki konumunu sorgulayan düşünce çevreleri, yabancılaşmayı reddeden aksiyoner bir duruşu yerel kimlikler üzerinden temellendirmeye çalıştı. Metropollerin ve ruhunu kaybetmiş bir kitle dindarlığının karşısına metafizik bir diriliş modeli konulmak istendi.

Ancak zamanla bu adalet arayışı dinin aşkın boyutunu ihmal ederek, onu neredeyse tamamen seküler bir ideoloji formuna indirgedi. İnanç, Yaratıcı’ya kulluk zemininden koparılarak diğer ideolojilerin karşısına dikilecek bir “sağ ya da sol alternatife” dönüştürüldü. Madalyonun diğer yüzünde ise halkın tarihsel tecrübesinden süzülen milli damarı savunan ulusalcı yaklaşımlar yer aldı. Fakat onların aradığı inanç da sınırları vahiyle çizilen mutlak din değil; ulus-devletin çıkarlarına hizmet eden, ehlileştirilmiş bir kültürel koddu. Din, ulusal bir kimlik harcına indirgenmişti.

Aydınlanmacı Budamalar ve Güç Odakları

Sürecin en çok ucuzladığı dönemlerde ise geleneksel mirası “uydurulan din” diyerek tasfiye etmeye çalışan popüler bir hat açıldı. Gelenekteki hurafeleri temizleme iddiası, zamanla dinin emirlerini modernite normlarına göre budama operasyonuna dönüştü. Kitle iletişim araçlarında üretilen bu “aydınlanmacı dindarlık”, dönemin seküler devlet aklıyla tam bir uyum gösteriyordu. Siyasi iddiaların gölgesinde kalan bu süreçte anlam buharlaştı ve mesele politik bir tabela savaşına döndü.

Son dönemlerdeki iktidar pratikleri ve yeni bir burjuvazinin doğuşu ise soruyu ahlaki bir iç hesaplaşmaya zorladı. Güce eklemlenen din anlayışına karşı emeğin İslam’ını savunan sesler yükselse de, bu modern özeleştiriler de nihayetinde dini sadece seküler ahlak yasalarına veya sol-sosyalist iktisat kuramlarına eşitleyen yeni birer indirgemecilikten kurtulamadı.

Solcu kendi solculuğuna, ulusalcı kendi milliyetçiliğine, modernist kendi seküler yaşam tarzına, kapitalist kendi cüzdanına, politikacı ise kendi koltuğuna uygun bir İslam tanımı sipariş etmiştir. Bu manipülasyon dalgası sadece modernist çevrelerle de sınırlı değildir; kendini dinin yegâne hamisi ilan eden geleneksel cemaat ve tarikat ekseni de bu büyük sapmadan muaf değildir. Güç ve imkânlarla tanışılmasıyla birlikte holdingleşen ve kadrolaşmayı dinin asıl gayesi haline getiren yapılar, inancı kendi ticari networklerinin ve siyasi nüfuzlarının bekası için araçsallaştırmışlardır. Kitlelere sabır vaaz ederken kendi dünyalık krallıklarını kuran bu yapılar, saf teslimiyeti bir sömürü mekanizmasına dönüştürmüştür.

Vahyin Ahlaki Omurgası

Oysa gerçek İslam, zamana, holding çıkarlarına veya entelektüellerin fantezilerine göre şekil değiştiren bir hamur değildir. Gerçek Müslümanlık; nefsin, paranın, gücün ve çağın tüm putlarının mutlak surette reddedilerek Yaratıcı’nın iradesine kayıtsız şartsız teslim olunmasıdır.

Bu sahte etiketlerden sıyrılırken kendi şahsi dogmalarımızı din adına dikte etme tuzağına düşmemenin tek yolu, metodolojik çıpamızı sağlam bir zemine oturtmaktır. Rehberimiz; entelektüellerin kelime oyunları ya da siyasi ajandalar değil; vahyin apaçık ayetlerinde kendini gösteren mutlak adalet, yüksek ahlak, kul hakkına riayet ilkeleri ile nübüvvetin berrak, saf insani özü olmak zorundadır. Sorumuzun yönü kökten değişmek zorundadır. “Hangi İslam” arayışı, güç odaklarının duymak istediği konforlu cevapların peşinden koşmak değil; yalnızca ve yalnızca “Allah’ın razı olacağı o tek ve hakiki İslam hangisidir?” sorusunun samimi, tavizsiz ve titreyen bir yürekle aranması olmalıdır.

Yakup Döğer

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.