
Kur’an, insanın Allah katındaki değerini açıklarken farklı kavram ve ölçülere dikkat çekmektedir. Allah’ı unutmak, insanın kendi varoluşsal gerçeğinden uzaklaşmasına ve Allah ile bağının zayıflamasına yol açarken takva, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamayı ifade etmekte; dua ise insanın Allah’a yönelişini, O’na olan ihtiyacını kabul edişini ve O’nunla kurduğu ilişkiyi göstermektedir. Dolayısıyla dua, sadece belirli bir ihtiyacın Allah’a arz edilmesinden veya bir talebin dile getirilmesinden ibaret değildir, aynı zamanda insanın kendi sınırlarını fark ederek Allah’a yönelmesini ve kulluk bilinciyle yaşamasını da ifade etmektedir.
Nitekim Kur’an’da, “Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu”[1]; “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en fazla sakınanınızdır”[2] ve “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin? Siz yalanladınız; artık azap yakanızı bırakmayacaktır”[3] buyrulmaktadır. Allah’ı unutmama ve takva kavramlarını anlama konusunda farklı bakış açıları olsa da özellikle “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” ayetinin yorumunda dikkat çekici sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu sorunlardan biri, ayetin bağlamı dikkate alınmadan sadece lafzından hareketle “Dua eden insan değerlidir, dua etmeyen ise değersizdir.” şeklinde bir anlayışın ortaya çıkmasıdır. Ayetin lafzından böyle bir anlam çıkarılması mümkün görünse de siyak ve sibakı, ayrıca Kur’an’daki diğer dua ayetleri birlikte değerlendirildiğinde, meselenin bu kadar basit ve yüzeysel olamadığı; bilakis ayetin daha geniş ve derinli bir anlam içeriğine ve alanına sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla bu ayeti doğru anlayabilmek için hem duanın Kur’an’daki farklı anlam ve kullanımlarına hem de ayetin kendi bağlamına bakmak gerekmekte; zira Kur’an’da bir ayetin anlamı, çoğu zaman kendisinden önce ve sonra gelen ayetlerle birlikte ele alındığında daha açık hâle gelmektedir.
Duanın en yaygın anlamı, insanın ihtiyaçlarını Allah’a arz etmesi, O’na yönelerek yardım istemesi ve kendi acziyetini kabul etmesidir. Nitekim “Bana dua edin, size karşılık vereyim”[4] ayeti bu anlamı açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte Kur’an’da dua kavramı, sadece bir şeyi istemek anlamında kullanılmamakta, aynı zamanda “Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru yola iletir” [5] ayetinde görüldüğü üzere bu kavram, insanları bir düşünceye, inanca veya hayat tarzına çağırma anlamını da içermektedir. Yine “Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olanlara dua edenden daha sapık kim olabilir?”[6] ayetinde ise dua, yalnızca bir talepte bulunmayı değil, yönelmeyi, bağlanmayı ve kendisinden yardım beklenen varlığa yönelişi ifade etmektedir.
Bu kullanımlar birlikte değerlendirildiğinde dua; insanın Allah’a yönelmesini, O’ndan yardım istemesini, O’na sığınmasını ve O’nunla bir kulluk ilişkisi kurmasını ifade eden geniş kapsamlı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla dua, yalnızca dil ile dile getirilen bir talepten ibaret değildir. İnsanın Allah karşısındaki konumunu fark etmesi, O’na ihtiyaç duyduğunu kabul etmesi ve hayatını O’nunla kurduğu ilişki doğrultusunda şekillendirmesi de bu ilişkinin kapsam alanına girmektedir. Nitekim insan, bazen Allah’tan belirli bir şey istemeden de O’na yönelir, O’nu anar, O’na şükreder ve O’na sığınır. Bu yöneliş, insanın kendi kendine yeterli olmadığını, varlığının ve hayatının anlamını yalnızca kendisinde bulamayacağını ve kendisini var eden bir Yaratıcıya/Allah’a muhtaç olduğunu kabul etmesinin bir ifadesidir.
Bu açıdan dua, insanın Allah karşısındaki konumunu ve kulluk bilincini ortaya koyan temel davranışlardan biridir. Bu nedenle “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” ifadesini sadece sözlü talepler çerçevesinde değerlendirmek, ayetin anlamını daraltmak olur. Ayetin doğru anlaşılabilmesi için içinde yer aldığı bağlamın da dikkate alınması gerekir. Zira bu ifade, Furkân sûresinin sonunda yer almakta; öncesindeki ayetlerde ise “İbâdü’r-Rahmân/Rahmân’ın kulları” olarak anılan kimselerin kişilik özellikleri ve davranışları ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Dolayısıyla ayetin anlamını kavrayabilmek için bu kulların niteliklerini de göz önünde bulundurmak gerekir.
Nitekim Furkân sûresinin 63-76. ayetlerinde Rahmân’ın kulları; yeryüzünde tevazu ile yürüyen, cahiller kendilerine söz söylediğinde vakar ile karşılık veren, gecelerini Allah’a ibadet ederek geçiren ve “Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır.” diye dua eden kimseler olarak tanıtılmaktadır. Onlar harcamalarında israf ve cimrilikten uzak durmakta; Allah’a ortak koşmamakta, haksız yere cana kıymamakta ve zina etmemektedirler. Bunun yanında yalan şahitlik yapmamakta, boş ve anlamsız işlerden uzak durmakta, Allah’ın ayetleri kendilerine hatırlatıldığında bunlara karşı duyarsız kalmamakta ve aileleriyle gelecek nesillerinin iyiliği için Allah’a dua etmektedirler.
Bütün bu özellikler anlatıldıktan sonra “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin? Siz yalanladınız; artık azap yakanızı bırakmayacaktır” buyrulmaktadır. Ayetin bu bağlamı dikkate alındığında, yalnızca dil ile dua etmenin insanı Allah katında değerli kılacağı şeklindeki bir yorumun eksik kalacağı anlaşılmaktadır. Çünkü Rahmân’ın kulları, sadece dua eden kimseler olarak değil; Allah’a yönelen, O’na kulluk eden, ahlâkî sorumluluklarını yerine getiren ve hayatlarını bu kulluk bilinci doğrultusunda sürdüren insanlar olarak tanıtılmaktadır.
Bu anlatım, Allah’ın insanı kulluk bilincine ve bu bilincin gerektirdiği niteliklere sahip olmaya çağırdığını göstermektedir. Dolayısıyla ayetin ortaya koyduğu mesaj, duanın yalnızca sözlü bir yönelişten ibaret olmadığı; insanın Allah’a yönelişinin tutum ve davranışlarında da karşılık bulması gerektiğidir. Başka bir ifadeyle sözlü dua ile insanın hayatı arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Dua, kulluğun sözdeki ifadesiyken kulluk, bu yönelişin insanın davranışlarında ve hayatında karşılık bulmasıdır.
Bu nedenle insan, Allah’tan hidayet isterken hidayete yönelmeli; bağışlanma dilerken günah ve kötülüklerden uzaklaşmaya çalışmalı; yardım isterken üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidir. Allah’a yönelişini yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da göstermelidir. Çünkü söz ile davranış arasındaki bu birliktelik bulunmadığında dua, insanın hayatında karşılığı olmayan bir söze ve temenniye dönüşebilmektedir.
Bütün bunlar, insanın Allah katındaki değerinin yalnızca dua edip etmemesiyle ölçülemeyeceğini gösteriyor. Bu nedenle de Allah’ı unutmamak, O’na yönelmek, O’na karşı sorumluluk bilinci taşımak ve bu bilinci hayata yansıtmak da bu bakımdan önem arz ediyor. Dua ile kulluk arasındaki bu ilişki, insanın Allah’a yönelişinin sadece dilde kalmaması, aynı zamanda hayatının bütününe de yansıması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu noktada Hucurât sûresinde yer alan “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en fazla sakınanınızdır” ayeti de önemli bir ölçü ortaya koymaktadır. Buna göre Allah katındaki değer, insanın makamı, serveti, gücü veya sahip olduğu imkânlarla değil; takva, yani Allah’a karşı sorumluluk ve duyarlılık bilinciyle ilgilidir. Hucurât sûresindeki bu genel ölçü ile Furkân sûresinin 63-77. ayetlerinde anlatılan Rahmân’ın kullarının özellikleri, farklı bağlamlarda birbirini tamamlamakta, bu tanımlamalar da insanın Allah’a yönelişini davranışları üzerinden somutlaştırmaktadır. Böylece dua, insanın Allah’a yönelişinin sözlü bir ifadesi olurken, kulluk da bu yönelişin insan hayatındaki karşılığı ve yansıması olmaktadır.
Sonuç olarak “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” ayeti, insanın Allah katındaki değeri, sadece dil ile yapılan dualara bağlayan dar bir anlayışa hapsedilmemelidir. Zira bu ayet, dua ile kulluk arasındaki sebep sonuç ilişkisine dikkat çekmekte ve insanın Allah’a yönelişinin, ancak sorumluluk bilinci ve davranışlarıyla anlam kazandığını ifade etmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’den nakledilen şu hadiste de bu ilişkiye işaret edilmekte ve şöyle denilmektedir: “Bir kimse uzun sefere çıkar, saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semâya uzatarak: Yâ Rabbî, yâ Rabbî! diye duâ eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram (hâsılı) kendisi haramla beslenmiş olursa, böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?” [7]
Bu hadis, dua eden insanın yalnızca sözlü yönelişinin değil, hayatındaki tutum ve davranışlarının da önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle insanın Allah’a yönelişi, dile getirdiği dualarla sınırlı kalmamalı; takva, kulluk ve sorumluluk bilinciyle hayatına da yansımalıdır. Zira dua, insanın Allah ile kurduğu ilişkinin sözlü ifadesi olduğu kadar, bu ilişkinin niteliğini ortaya koyan önemli bir göstergedir. Kısacası insanın Allah katındaki değerini belirleyen temel ölçü, Allah ile kurduğu ilişkinin niteliği ve bu ilişkinin hayatına ne ölçüde yansıdığıdır. Diğer bir deyişle dua, bu ilişkinin sözlü ifadesini; kulluk ise bu ifadenin davranışlara dönüşerek hayatta karşılık bulmasını temsil etmektedir.
[1] Tevbe, 9/67.
[2] Hucurât, 49/13.
[3] Furkân, 25/77.
[4] Mü’min, 40/60.
[5] Yûnus, 10/25.
[6] Ahkâf, 46/5.
[7] Müslim, Zekât, 19; Tirmizî, Tefsir, 3.
Korzyści i zagrożenia wynikające z integracji kasyn z platformami streamingowymi W ostatnich latach obserwujemy dynamiczny…
El Halil’de 2 İsrail Askeri Öldürüldü: Filistinliler İşgal Baskısı Altında İsrail ordusu, işgal altındaki El…
KENDİMİZİ KURTARMAK Nisâ Suresi’nin 93. ayetinde şöyle geçmektedir: وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِدًا…
BİR DOSTLA MI, BİR DEVİRLE Mİ VEDALAŞTIM? Her insanın arkadaşları vardır, bir de dostları… Arkadaş…
Kanada Başbakanı Mark Carney: “Türkiye kendi savunma ihtiyaçlarının yaklaşık %80’ini yerli olarak üretiyor. Kanada’da durum…
DÜNYA YAHUDİ KONGRESİ BAŞKANI LAUDER’DEN NETANYAHU’YA AĞIR ELEŞTİRİLER: "DEMOKRATLARI KAYBETTİNİZ, CUMHURİYETÇİLERİ DE KAYBEDİYORSUNUZ" İsrail’de yaklaşan…
View Comments
Allah razı olsun sayın hocam. Duanın eyleme dönüşmesini,etraflıca, çaka çaka anlatmışsınız.