
Bugün eğitim denince aklımıza ne geliyor?
Okul, sınıf, öğretmen, sınav, diploma, üniversite…
Peki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insan yetiştirirken neye önem veriyordu?
İşte asıl mesele burada.
Çünkü İslâm’ın eğitim anlayışı sadece çocuğun kafasına bilgi doldurmak değildir. Mesele, bilgiyi insanın hayatına yerleştirmektir.
Kur’an’ın ilk emri boşuna “Oku!” olmadı:
“اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ”
“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96/1)
Dikkat edelim:
“Oku!” diyor ama hemen arkasından “Rabbinin adıyla” diyor.
Demek ki İslâm’da okumak, öğrenmek ve bilmek başıboş bir faaliyet değildir. İnsan neyi, niçin ve kimin adına öğrendiğinin farkında olmalıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde yaptığı işlerden biri de insanları eğitmekti.
Ama onun eğitim anlayışı bugünkü anlamda sadece “ders anlatmak” değildi.
O, insanlara Kur’an öğretiyor, ibadeti öğretiyor, güzel ahlâkı öğretiyor, doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretiyor ve en önemlisi, öğrettiğini kendi hayatında gösteriyordu.
Kur’an onun görevini şöyle anlatıyor:
“يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ”
“Onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, onları arındırıyor, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretiyor.” (Cuma, 62/2)
Yani mesele sadece bilgi vermek değil.
Bilgi vereceksin, gönlü eğiteceksin, ahlâkı güzelleştireceksin ve insanı öğrendiğiyle yaşamaya hazırlayacaksın.
Peygamber Efendimizin eğitim merkezlerinden biri Mescid-i Nebevî idi.
Orada namaz kılınıyordu.
Ama sadece namaz kılınmıyordu.
Kur’an öğreniliyor, hadis öğreniliyor, dinî bilgiler öğretiliyor, insanlar yetiştiriliyordu.
Mescidin arka tarafında bulunan Suffe de bu eğitim faaliyetlerinin önemli merkezlerinden biriydi.
Burada kalan sahâbîler Kur’an ve dinî bilgileri öğreniyor, daha sonra öğrendiklerini başka insanlara aktarıyorlardı.
Peki, Peygamber Efendimizin yetiştirdiği insanlara bakıyoruz da ne görüyoruz?
Öğrenen ve öğreten insanlar.
İlim onlar için kendilerine ait bir üstünlük değildi.
İlim, Allah’ın kullarına faydalı olmak için öğrenilen bir emanetti.
“Çocuk daha küçük, ileride öğrenir.”
Bu anlayış Nebevî eğitim anlayışında yoktur.
Peygamber Efendimiz çocuklarla ilgilenmiş, onlara dinî bilgileri yaşlarına uygun şekilde öğretmiştir.
Abdullah b. Abbas daha çocuk yaşta Peygamberimizin yanında bulunmuş ve ondan ilim öğrenmiştir.
Amr b. Seleme de küçük yaşta Kur’an öğrenmiş, yaşı büyük insanların bulunduğu bir toplulukta Kur’an’ı en iyi bilen kişi olduğu için imamlık yapmıştır.
Buradan çok önemli bir ders çıkıyor:
Çocuk küçüktür ama eğitimsiz bırakılacak kadar değersiz değildir.
Çocuğun zihni küçük olabilir ama kalbi açıktır.
Bugün çocuğa ne verirsek, yarın onunla büyüyecektir.
Asıl dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de burasıdır.
Sahâbe Kur’an’ı sadece okuyup geçmiyordu.
Öğreniyor, anlıyor ve yaşamaya çalışıyordu.
Onların eğitim anlayışında şöyle bir ölçü vardı:
Onlar ayetleri öğrenirler, önce o ayetlerin ne anlattığını kavrar, sonra hayatlarında uygulamaya çalışırlardı.
Yani:
“Kaç sayfa okudun?”
sorusundan önce,
“Okuduğun ayeti hayata taşıdın mı?”
sorusunun anlamı vardı.
Bugün belki de eğitim konusunda en çok ihtiyacımız olan şey budur.
Çünkü çok şey biliyor olabiliriz.
Çok kitap okuyabiliriz.
Çok konuşabiliriz.
Ama bildiklerimiz hayatımıza yansımıyorsa, orada ciddi bir eksiklik vardır.
Kur’an şöyle buyuruyor:
“يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ”
“Ey iman edenler! Yapmadığınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff, 61/2)
Demek ki İslâm’ın eğitiminde bilgi ile hayatın arasına duvar örülmez.
Bir de bugün eğitimcilerin özellikle dikkat etmesi gereken bir mesele var:
Her insan aynı değildir.
Bir çocuğun kapasitesi başka, diğerinin başka…
Birinin öğrenme hızı başka, diğerinin başka…
Birinin ihtiyacı başka, diğerinin başka…
Peygamber Efendimiz muhatabının durumunu dikkate alıyordu.
Bazen uzun uzun anlatıyor, bazen kısa bir cümleyle cevap veriyor, bazen soru soruyor, bazen bizzat uygulayarak gösteriyordu.
Ve şöyle buyuruyordu:
“يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلَا تُنَفِّرُوا”
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhârî, İlim, 11; Müslim, Cihâd, 6)
Bu söz sadece vaizlere değil, öğretmenlere, anne babalara ve çocuk yetiştiren herkese büyük bir ölçü vermektedir.
Çocuğu eğitimden soğutmayacağız.
İlimden nefret ettirmeyeceğiz.
Din adına çocuğun kalbine korku ve öfke doldurmayacağız.
Sevdireceğiz, öğreteceğiz, örnek olacağız.
İslâm’ın ilme bakışı da çok geniştir.
Kur’an:
“قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ”
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9)
diye soruyor.
Müslüman, Allah’ın kitabını öğrenir.
Hadisi öğrenir.
Fıkhı öğrenir.
Ahlâkı öğrenir.
Ama bunun yanında yaşadığı dünyayı da tanır.
Tıbbı, matematiği, fiziği, kimyayı, mühendisliği, astronomiyi, sosyal bilimleri öğrenir.
Çünkü insanın hayatında ihtiyaç duyduğu faydalı bilgilerin öğrenilmesi, toplumun gelişmesi ve insanların ihtiyaçlarının karşılanması bakımından büyük önem taşır.
Müslümanların tarihte kurduğu medeniyetlerde dinî ilimlerle diğer ilimlerin birlikte gelişmesinin arkasında da böyle bir anlayış vardır.
Bir tarafta Kur’an, diğer tarafta hayat yoktur.
İlim bütündür.
Mesele, her ilmi Allah’ın yarattığı kâinatı ve insanı anlamaya, insanlığa faydalı olmaya ve sorumluluk bilinci kazanmaya vesile kılabilmektir.
Bugün çocuklarımız okula gidiyor.
Ders çalışıyor.
Sınava giriyor.
Üniversite okuyor.
Diploma alıyor.
Ama kendimize şu soruyu da sormamız gerekiyor:
Çocuğumuz sadece meslek sahibi mi oluyor, yoksa insan da oluyor mu?
Doktor oluyor ama merhametli mi?
Mühendis oluyor ama emanete riayet ediyor mu?
Öğretmen oluyor ama öğrencilerine Allah’ı tanıtıyor ve sevdiriyor mu?
Din bilgisi öğreniyor ama öğrendiğini hayatına taşıyor mu?
İşte Peygamber Efendimizin eğitim anlayışı bize burada yol gösteriyor.
Eğitim, sadece kafayı doldurmak değildir.
Kalbi de eğitmektir.
Ahlâkı da güzelleştirmektir.
Sorumluluk duygusu kazandırmaktır.
İnsanı kendisine, ailesine, topluma ve Rabbine karşı sorumlu hâle getirmektir.
Bugün eğitim sistemlerini konuşuyoruz.
Okulları konuşuyoruz.
Müfredatı konuşuyoruz.
Sınavları konuşuyoruz.
Öğretmenleri konuşuyoruz.
Bunların hepsi önemlidir.
Fakat bütün bunların merkezinde insan olduğunu unutmamamız gerekir.
Çünkü iyi bir eğitim sisteminin sonunda sadece başarılı öğrenciler değil, iyi insanlar yetişmelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“إِنَّمَا بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ صَالِحَ الْأَخْلَاقِ”
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.”
Öyleyse Nebevî eğitim anlayışından bize kalan en önemli derslerden biri şudur:
Bilgi olacak.
İman olacak.
Ahlâk olacak.
Amel olacak.
Bunlardan biri eksildiğinde insanın eğitimi de eksik kalır.
Çocuğumuza sadece “Oku!” demeyelim.
“Allah’ın adıyla oku.” diyelim.
Sadece “Sınavı kazan.” demeyelim.
“İyi bir insan ol.” diyelim.
Sadece “Meslek sahibi ol.” demeyelim.
“İnsanlara faydalı ol.” diyelim.
Sadece “Çok şey bil.” demeyelim.
“Bildiklerinle faydalı şeyler yap.” diyelim.
Çünkü Peygamber Efendimizin eğitiminden öğrendiğimiz hakikat şudur:
Mesele sadece bilgili nesiller yetiştirmek değildir.
Mesele; bilgisiyle Allah’ı bilen, ahlâkıyla insanlara güven veren ve öğrendiğini hayatına taşıyan nesiller yetiştirmektir.
Çünkü unutmayalım:
Bir nesli gerçekten yetiştirmek, ona sadece dünyayı öğretmek değildir; dünyada neden bulunduğunu da öğretmektir.
Çocuğumuza yalnızca bir meslek değil, bir istikamet; yalnızca bilgi değil, bir şuur; yalnızca başarı değil, sorumluluk kazandırmalıyız.
Kalbine Allah sevgisini, gönlüne Peygamber sevgisini, hayatına güzel ahlâkı yerleştirmeliyiz.
Öyle bir nesil yetiştirmeliyiz ki yalnız başına kaldığında da Allah’ın kendisini gördüğünü bilsin; eline imkân geçtiğinde emanete riayet etsin; güç sahibi olduğunda adaletten ayrılmasın; hata ettiğinde Rabbine dönsün; öğrendiği her ilmi insanlığa faydaya dönüştürsün.
İşte o zaman eğitim, sadece diploma veren bir süreç olmaktan çıkar; insanı Rabbine, kendisine ve insanlığa karşı sorumlu bir kul hâline getiren bir medeniyet inşasına dönüşür.
17 Eylül 1961: Darağacında Asılan Millet İradesi Türkiye, 17 Eylül 1961 sabahına yalnızca bir başbakanını…
TRUMP’TAN İTİRAF GİBİ VENEZUELA AÇIKLAMASI Bir ülkenin petrolünü “ganimet” olarak gördüğünü açıkça ilan etti ABD…
“HÜKÜMLERİN EFENDİSİ” İÇİN 1001 İMZA Başlayan çözüm sürecinin başarıyla sonuçlanması amacıyla toplumun çeşitli kesimleri sivil…
Gazze Çocukları İçin New York'ta 100 Metrelik Kefen 20 binden fazla Filistinli çocuğun ismi, Gazze'deki…
Yeniden İslâmî Medeniyet Mümkün mü? - 1 MODERN MEDENİYETİN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ: İNSAN DÜNYAYA HÜKMETTİ, KENDİNE…
HÜDA PAR’DAN PIERRE LOTİ TEPESİ İÇİN ÇAĞRI “Tarihî adı İdris-i Bitlisî Tepesi yeniden verilsin” HÜDA…