
Hz. Safiye bint‐i Huvey (610‐670/Hicri 50)
Hayber Yahûdileri de İslâm Dîni’nin ve bu dînin tebliğcisi Allah’ın Resûlü’nün amansız düşmanıydı. İhanetleri sebebiyle hicretin yedinci yılında üzerlerine gidildi. Hezîmete uğratılan bu kabîlenin Hayber’de esir edilen fertleri arasında Hz. Safiye de vardı. Henüz on yedi yaşında olmasına rağmen, Hayber’de öldürülen ikinci kocasından dul kalmıştı.
Siyasî nüfûzu ve mükemmel bir fiziği olduğu için, herhangi bir sahâbînin hissesine ayrılması, diğer sahâbîler arasında tedirginlik uyandıracağından, Allah’ın Resûlü onu kendi hissesine ayırıp azad etti ve ona şöyle buyurdu:
‐ İstersen hür olarak kavmine dönebilirsin. İstersen Müslüman olarak bana eş olabilirsin.
Hz. Safiye, Müslüman olup, eş olmayı tercih etti. Özgürlük bedeli mehirine sayıldı.[1]
Hicretin 7./yedinci yılında, 60 yaşında olan Allah’ın Resûlü’nün Hz. Safiye ile evliliği, Kıyâmet Günü’ne kadar gelecek bütün Yahûdilere ön şartsız olarak İslâm üzerinde düşünebilecek ortamı oluşturdu.
10 hadis rivâyet eden bu annemiz 61 yaşında vefat etti.
Hz. Meymûne bint‐i Hâris (594‐676/Hicri 56)
Hz. Meymûne iki kocadan dul kalmış bir kadındı. 36 yaşındaydı. Allah’ın Resûlü’nün amcası Abbas’ın baldızıydı. Hz. Meymûne, Allah’ın Resûlü’ne kendisini nikâhlaması ricada bulundu. Böylece hicretin yedinci yılında Hz. Meymûne de Peygamberin eşleri arasına girdi. 76 hadis rivâyet eden Meymûne annemiz, 82 yaşında vefat etti.
Hz. Mâriye bint‐i Şem’ûn el‐Kıbtıyye (608‐637/Hicri 16)
Hicretin 7./yedinci yılında, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed’in İslâm Dîni’ne davet etmek için mektup gönderdiği Mısır Mukavkısı tarafından gönderilmiş hediyeler arasındaki kızkardeş olan iki câriyeden biri Hz. Mâriye idi.Medîne’ye gelirken Mülüman oldu ve tesettüre büründü.
60 yaşında olan Allah’ın Resûlü bu iki kızkardeşden Şîrin’i şair Hasan ile evlendirdi. Mâriye’yi de kendine ayırdı. 20 yaşlarındaydı ve güzeldi.
Hz. Mâriye hediye olarak gönerildiği için Fey[2] statüsündeydi. Allah’ın Resûlü onu azat etmeksizin nikâhlayarak eşleri arasına kattı.
Böylece kişinin kendi câriyesini nikâlayabileceğini ve nikâhlayarak özgürleştirebileceğini örneklendirdi. Allah’ın Resûlü hiçbir eşinden azil yapmadığı halde, Allah, Hz. Sevde dışındaki çocuk doğurabilecek konumda olan eşlerine değil de câriyesi olarak eşi kılıp özgürleştirdiği Hz. Mâriye’ye çocuk ihsan etti. Böylece o, Ümm‐ü veled de oldu. Nikâhla gerçekleşen özgürlüğü daha bir pekişti.
‐ Salât ve selâm üzerine olsun‐ O’nun dördü kız, üçü erkek yedi çocuğundan altısı Hz. Hatîce’den olmuştu. Son çocuğu İbrahim ise Hz. Mâriye’den olmuştur.[3]
O’nun Çok Eşliliğine Toplu Bakış
Açıkça görüleceği üzere Peygamberimizin eşlerinin bir kısmı yaşlıydı. Bazıları orta yaşlıydı. Genç olanları da vardı. Bazıları, diğerlerinden daha güzeldi. Görgü ve bilgi düzeyleri farklydı. İlgi alanları da değişikti. Çok uzun süre yaşayanları oldu. Daha da önemlisi, hepsi de samimi dindardı ve çevrelerine ışık saçacak ölçüde erdemliydi. Hiç birisinde İslâmî iman ve ahlak kurallarına aykırılık görülmedi. İleride işaret olunacağı üzere bu da mûcize benzeri bir yücelik olgusuydu. Böyle olması da gerekiyordu. Çünkü Kur’ân’ın işaret buyurduğuğu üzere, “Onlar diğer kadınlardan herhangi birisi gibi değildi.” Onlar örnek konumundaydı.9
Taaddüd‐i Zevcât ve Allah’ın Resûlü’nün Çok Evliliğini Değerlendirme
Sağduylu bir insan ve bir mü’min olarak İslâm Dîni’ndeki taaddü‐i zevcatı ve Allah’ın Resûlü’nün çok evliliğini nasıl değerlendirebiliriz?
a) Kur’ân‐ı Kerîm’in Nisâ Sûresi’nin üçüncü âyetiyle meşrûiyyetini kazanan taaddüd‐i zevcâtın (dörtle sınırlı çok kadınlı eşlilik) emir veya tavsiye olunan bir manevî kurum olmayıp, yalnızca bir ruhsat kurumu olduğunda sahâbîler ve müctehidler arasında ittifak vardır..
İslâm’da ticaret, seyahat, ilim tahsili vs. nasıl kullanma mecbûriyeti olmayan fakat kullanılabilir olan bir haksa, taaddüd‐i zevcât da böyledir.
İslâm’da nikâhsız cinsel ilişki yoktur. Hukûken tasarrufa yetkili sahibi ile evlenen câriyeyi özgürleştiren, Ümm‐ü Veled olması değil, nikâhlanılıp zifafa girilmiş olmasıdır. Bu konu ve Hz. Mariye ile ilgili olarak “Kur’ân ve Sünnet Işığında Câriyeler ve Sömürülen Cinsellikleri “ isimli kitabımızın ilgili bölümlerine bakınız. Ümm‐ü Velede’e ilişkin hadisler zayıftır. (İ. Mâce, K. Itk. B. 2, Hn. 2516)
9 Allah’ın Resûlü’nün eşleri ile ilgili bilgi almak için bak. Revaiul‐Beyan 2/328, İslâm Peygamberi 2/17‐27, Aynî 3/216, Mehmet Emin Yıldırım Hz. Peygamberin Albümü Siyer Yayınları İstanbul 2010, s. 100‐125, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi; İlgili Maddeler.
Dileyen kullanabilir. Ne var ki dilemek elbette ki yetmez. Taaddüd‐i zevcât bölümünde açıklanan beş ana mükellefiyeti üstlenmek gerekir.
b) Allah’ın Resûlü’nün çok evliliği taaddüd‐i zevcâtı örneklendirmek amacına da yönelik olduğundan, O’nun bu yoldaki uygulamasını bu ruhsatın nasıl kullanılabileceğini gösteren fiilî bir sünnet olarak değerlendirmemizi zarûrî kılmaktadır.
Bu şekilde değerlendirmeyi gerektiren özel durumlar da vardır.
Allah’ın Resûlü evli olan hiçbir mü’mine cinsel yaşamını zenginleştirmek için taaddüd‐i zevcâtı tavsiye etmemiştir.
Ama bekârı evliliğe ve de bâkire almaya teşvik buyurduğunu biliyoruz.
Allah’ın Resûlü taaddüd‐i zevcâtı örneklendiren bir peygamber olmasına rağmen, bu dînî ruhsatın damadı Hz. Ali tarafından kullanılmasına rıza göstermemiştir.
Bu yoldaki sünneti uygulamayı gerektirseydi, buna rıza gösterir, risâleti gereği göstermek mecbûriyetini duyardı. Aksi takdirde vahiyle açıktan uyarılırdı. Nitekim bazı meselelerde uyarılmıştır
c) İslâm Dîni bir bütün olduğu için Allah’ın Resûlü’nün hayatı da bir bütündür.
Allah’ın Resûlü’nün altmış üç yıllık hayatının otuz sekiz yılı evlilikle geçmiştir. Bu otuz sekiz yılın ilk yirmi beş yılı Hz. Hatice ile, daha sonraki üç yılı da Hz. Sevde ile tek kadınlı olarak geçmiştir.
Allah’ın Resûlü’nün evlilik hayatının ilk onbeş yılını peygamberlik döneminin dışında kaldığı için, değerlendirmeye almasak bile, peygamberlik dönemindeki yirmi üç yıllık evlilik hayatının ilk on dört yılı da tek kadınlı olarak geçmiştir.
Bunun anlamı açıktır. Allah’ın Resûlü’nün Sünnetinde asıl olan tek kadınlı aile hayatıdır.
Bazı bilginlerin yaptığı gibi hâşâ içinde yaşadığımız toplumun yürürlükteki düzeni ile paralellik arzetmek amacıyla değil, ancak ilmî kanâatimizin sonucu olarak ifade edelim ki tabîi şartlar içinde yaşayan bir mü’min için Allah’ın Resûlü’nden alınabilecek örnek, ancak ve ancak tek kadınlı aile hayatıdır.
Allah’ın Resûlü sık sık ifade ettiğimiz gibi İslâm’ın inkılab vasfını taşıyan cinsel nizamını tebliğ, tefsir ve tatbik etmekle mükellefdi. Bu muhteşem ve evrensel cinsel nizama bağlı kalacak fertler, zevceliğin hukûkî haklarından faydalandırmaksızın, çirkin veya güzel, genç veya yaşlı, câhil veya bilgili hiçbir kadından hiçbir şekilde yararlanmayacağı için, onları meşrûdan yararlanmaya götürecek şartları açıklamak amacıyla çok evlendi.
Şimdi İslâm’ın henüz bilinmediği bir toplumda, dîni kadınlara yaymak ve onlardan gelecek sualleri cevaplandırmak durumunda olmayan, durumu gereği, siyasî, askerî ve iktisadî amaçlar gözetmek mecbûriyetinde de bulunmayan, üstelik bir kadınla cinsel doyuma erebilecek vasat bir cinsel güce sâhip olan mü’min için, Allah’ın Resûlü’nün hayatından taaddüd‐i zevcât’a işaret almak mümkün değildir. Ama alırsa sünneti izlemek ecrini alamaz da bir ruhsatı kullanmış olur.
Kaldı ki şartlar ne olursa olsun hiçbir insanda Allah’ın Resûlü’nde toplanan şartların birleşmesi mümkün değildir. Bunun içindir ki O’nun çok evliliği, ona teheccüd namazının vâcib oluşu gibi kendisine özgüdür. Çünkü O’dur evrensel Peygamber olan.
O’na bir anda nikâhı altında çokça kadın bulundurabilme ruhsatını Kur’ân‐ı Kerîm’le Yüce Allah verdi. Fakat mü’minler dörtle sınırlandırıldı.[4]
İlk mü’minler, Allah’ın Resûlü’nün durumunun husûsiyetini bildikleri için O’nun nikâhı altında dokuz kadın varken mü’minlerin dörtle sınırlandırılmalarını garibsemediler.11 Zaten garibseyemezlerdi de. Çünkü onlar da biliyorlardı ki Allah’ın Resûlü de kendileri gibi bir kuldur. O da emredildiklerini yapmaktadır. O da yüklenen görevleri yapmakta ve verilen ruhsatları kullanmaktadır.
Allah’ın Resûlü’nün çok evliliğinin mü’minler gibi dörtle sınırlandırılmaması nasıl O’na özgü ise, “Kadınlarını boşayamayacağı ve artık bir daha evlenemeyeceği…” şeklinde ilâhî bir emre muhâtap olması da O’na özgül olmuştur.
Ahzab Sûresi Âyet 52:
“Artık bundan sonra senin için başka kadınlar helâl değildir. Güzellikleri hoşuna gitse de onları başkaları ile değiştirmen de câiz değildir. Ancak (silahsız savaş sonucu) sâhip olduğun kadınla nikâhlanabilirsin. Allah her şeyi gözetim altında tutmaktadır.”12
İslâm’da Nikâhsız Cinsel İlişki Yoktur.
Hiç şüphe yoktur ki insanlığın hayatında asıl olan tek kadınlı aile hayatıdır. Birden fazla kadına ihtiyaç ârızî bir haldir.
Ârızî halin örneğini vermek durumunda olan bir peygamberin aslî olan tek kadınlı aile hayatının da en üstün örneğini vermesi gerekirdi. Nitekim Hz. Hatîce ile bunu da vermiştir.
‐ Salât ve selâm üzerine olsun‐ O, yirmi beş yaşında iken, kırk yaşında iki koca görmüş üç çocuklu bir dul olan Hatice ile evlendi. Onun ölümüne kadar yirmi beş yıl vefalı bir eş oldu. İnsanlık târihi böylesine bir vefa görmemiştir. O, hiçbir zaman Hz. Hatice’yi unutmadı. Onu sürekli olarak yad eder, överdi. Onunla ilgili bir hatırası tazelense kalbi hüzünlenir, gözleri dolardı.
Son derece bilgili fakat o nisbette de kıskanç olan Hz. Âişe, yaşayan kumaları varken, kuma olarak görmediği Hz. Hatîce’yi kıskandığı kadar hiçbir kumasını kıskanmadığını bizzat kendisi açıklıyor. Çünkü Allah’ın Resûlü değil Hz. Hatice’yi onun dostlarını bile unutmadı.
Hz. Muhammed her sınıf insanlığın peygamberidir. Hayatının hiçbir özel akışı olmayan insanlar için elbetteki asıl olan tek kadınlılıktır. Bunun en muhteşem örneğini de Allah’ın Resûlü vermiştir.
İlahi Aşkı da Mecâzi Aşkı da Bize Allah’ın Resûlü Öğretti
Hz. Selman (r.a) anlatıyor.
Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed, ilk mü’minlere tuvalete nasıl girilip çıkılacağını, tuvalette nasıl oturulacağını, su ve taşlarla nasıl temizlik yapılacağını öğrettiğinde, putperestlerden bir grup karşılaştıkları Hz. Selman’ı alaya aldılar da içlerinden biri alaycı bir üslûbda şöyle deyiverdi:
‐ Bakıyorum da tuvalet adâbı dâhil her şeyi size Peygamberiniz öğretiyor.
Hz. Selman şu cevabı verdi:
‐ Evet, tuvalet adâbı, (girip çıkmak, oturmak ve temizlenmek) dâhil bize herşeyi O öğretiyor…[5]
Bu olay, insanın yönetimini Allah’da ve O’nun Peygamberi’nde görmeyen modern putperestlerin târihî putperestlerin mantığı ve üslûbu ile bize de şöyle söyleyebileceklerini hatırlattı:
Ne o, cinsel hayatı da size Peygamberiniz öğretti?
Bizim cevabımız da şu olacaktır:
Evet cinsel hayatı da bize O öğretti. ‐Salât ve selâm üzerine olsun‐ O, bize siyasetten iktisada, fertler arası ilişkilerden devletler arası münâsebetlere kadar hayatî olan her şeyi öğrettiği gibi, Allah’ın nasıl zikredileceğini ve nasıl aşk yapılacağını da öğretti.
Ölüm ötesi hayatının tüm gerçeklerini bilen evrensel bir peygamberin cinselliğin bütün inceliklerini bilmemesi mümkün müdür?
(Devam Edecek)
ALİ RIZA DEMİRCAN
İSLAMİ HABER “MİRAT”
[5] İ. Mâce Tahâre 16, Hn. 316
[1] Buharî Itk 13
[2] Fey: Savaş yapılmaksızın elde edilen taşınır ve taşınmaz mal. Fey için bak. Haşr 6, 7.
[3] İbn Saad, et‐Tabakatul Kübra Zikr‐Mâiye,8/212
[4] Ahzab 50, Nisâ 3.
[5] İ. Mâce Tahâre 16, Hn. 316
Yalnızca bu âyet bile, Kur’ân‐ı Kerîm’in lafız ve mânâ olarak Allah’ın Kitabı olduğuna delâlet eden bir belgedir. Bu âyette, Allah’ın Resûlü’nün mevcut eşleri üzerine yeni bir kadın alamayacağı bildirilirken, mevcut eşlerini boşayamayacağı da hükme bağlanmaktadır.
Bu hükmün ışığında O’nun eşleri olan annelerimize bakalım. Onların arasında Hz. Sevde gibi yaşlı olanları yanısıra, Hz. Âişe, Hafsa, Cüveyriye ve Safiye gibi pek genç olanları da vardır.
Üstelik Hz. Cüveyriye ve Safiye gibi acılı hâtıraları olanları, İslâm dışı bir kültür sistemi içinde yetişmiş bulunanları da vardı.
Şimdi burada son derece soğukkanlı bir şekilde düşünerek, adımlarımızı aklî bir mûcizeye doğru atalım.
Mezkur âyetin indirilişinden sonra O’nun eşleri olan annelerimizin îmanlı ve namuslu bir hayat sürecekleri elbette ilk akla gelendir.
Fakat bunlardan biri putperestliğe dönemez miydi? İçlerinden biri zinâ yapamaz mıydı?
Bu durumda Allah’ın Resûlü’nün durumu nice olurdu?
Yüce Allah putperest kadınların nikâhlanmasını yasaklamıştı. Putperest bir kadın nikâh altında bulundurulamazdı. (Bakara 221)
Allah Zülcelâl zinâcıların pis olduklarını bildirmiş, ancak kendileri gibi pislere uygun olacaklarını da duyurmuştu. (Nûr 26)
Evet, kadınlarını boşayamayacağına hükmolunduğuna göre bu gibi durumda Allah’ın Resûlü ne yapacaktı? Ortada bir çıkmaz vardı.
Şimdi yeniden düşünelim. Hz. Muhammed gibi gerçekçi, cinsel hususlarda mümkünü muhtemel gören, ileriye bakabilen bir yüce insan kendi kendisini bağlayacak ve de çık maza sokabilecek olan bir hükmü ilân edebilir miydi?
Kaldı ki diğer bütün kadınlar gibi eşlerinin zinâya düşebileceği ihtimali bizzat Kur’ân’da yer alıyordu. (Ahzab 30)
Peki ilân edemezdi de nasıl ilân etti?
O etmedi, ilân eden Allah’dı. O, sadece kendisine indirileni tebliğ ile yükümlüydü. Vazifesini yaptı. Hükmünü koyan Allah elbette korurdu. Nitekim korudu da.
Onlar değil Hz. Peygamber’in hayatında, O’nun âhiret âlemine irtihalinden sonra da imanlarını ve namuslarını korudular. Kadınlar için üstün ve erişilmez yücelikte fazîletler sergilediler.
Fark Et, Şükret, Yakınlaş İnsanın kulluğunu derinleştiren ve güzelleştiren en önemli kapılardan biri, hiç şüphesiz…
AİLEDEN TOPLUMA BİR MEDENİYETİN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ Toplumların bekâsı, yalnızca sınırlarının korunmasıyla değil; nesillerinin ahlâk, iman…
SANCHEZ VE LULA’DAN ORTA DOĞU MESAJI: “SAVAŞI DESTEKLEYENLERE YAZIKLAR OLSUN” İspanya’nın Barselona kentinde düzenlenen “Demokrasiyi…
MODERN BATI’NIN TEZAHÜRÜ OLARAK İRAN–ABD SAVAŞI "Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh; Hazır…
DİNDARLAŞTIK MI, YOKSA DÜZENLE UYUMLU HALE Mİ GELDİK? Türkiye’de uzun zamandır en az konuşulan, ama…
Nijerya Savunma Bakanı Christopher Gwabin Musa’dan Türkiye’ye Övgü Dolu Açıklamalar! Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2026…