
Dünyaya sormuşlar: nasılsın, nicesin? Dünya cevap vermiş: nasıl olayım; gecem de var gündüzüm de, dağım da var ovam da, açım da var obezim de, otobanım da var arka sokaklarım da… “Biz, bu iyi ve kötü günleri insanlar arasında döndürür dururuz.(Âl-i İmrân, 3/140)
Demek ki dünyamızın da arka sokakları varmış. Nedir arka Sokaklar? Bizdeki varoşlar, gecekondu semtleri diyeceğim ama kıyas maa’l-farik/karşılaştırılması bile muhâldir. Bizim varoşlarımızda ev, elektrik, su, yol, hatta doğal gaz, hepsi var. Ya dünyamızın arka sokaklarında; ne ev, ne yol, ne elektrik, ne su, say gitsin yok, yok, yok… ekmek yok, su yok, iş yok, aş yok. Başta Somali, Sudan, Etiyopya/Habeşistan, Moritanya, Senegal, Mali, Nijer, Nijerya ve belki de Afrika’nın hepsi dünyamızın arka sokakları.
Oralar ekmeğe, suya, eve, yola, elektriğe, velhasıl her şeye muhtaç. Ama en çok da sevgiye, selama, barışa, özgürlüğe, beyaz insanın bir tebessümüne, güler yüzüne muhtaç. Çünkü mahkeme duvarı misali asık surat ve çatık kaşlı beyazlardan/batı sömürgecilerden çok çekmiş, korkmuş ve kaçmışlar
Bizler kurban, zekat, sadaka ve her türlü iyilik ve hayır götürünce elbette çok seviniyorlar. Ama en çok da gülen yüzümüze, selamla başlayan sözümüze, uzanan elimize, sevgimize, özgürlüğümüze seviniyorlar ve bizden özgürlüğü öğreniyorlar. Uzanan elimize, ilgimize bayılıyorlar. Bir el uzatıyorsun; en az 30 el uzanıyor ki, bir kere değsin diye. Ve o masum yüzler parlıyor, ışıl ışıl o gözler gülüyor. İşte benim güneşim o an doğuyor. Herkesin bir güneşi vardır; her sabah doğan. Benim güneşim ise iman ve insan kardeşim gülünce doğuyor.
ARKA SOKAKLARDA KURBAN. Evet Afrika’da ne işiniz var? Bizim garibimiz dururken 4-5 bin km. ötelerde derdiniz ne? Diyen kardeşim haklısın haklı, sen de haklısın belki. Ama ufak bir fark var ve onulmaz nice yaralar var. Oralarda AÇLIK VAR, SU YOK, YOL YOK, EV YOK ve yokluğun her türü… Biz de yoksul var ama aç değil, susuz değil, evsiz-barksız değil. Zaten buna da göz yummayız, yumamayız. Yemez yedirir, giymez giydiririz. O ev bizim evimiz, o can bizim canımız.
Haa çok enteresan Afrika’ya kurban gönderenlerin en az yarısı da bu fakir ve yoksul kardeşlerimizdir. Bu da ne demektir demeyin sakın. Türkiye’mizde bir kurban 20 ile 40 bin TL arasında. Afrika’da ise sadece 4 bin TL. Bunu duyan veya bilen kardeşimiz de “O aç kardeşimin çorbasında bir tuzum bulunsun” diye bayram harçlığının 4 bin TL’sini kurban parası olarak gönderiyor. NİYE? “Benim peygamberim kurban kestiyse ben de keserim, nasıl kesmemezlik yaparım” diyor. “Varoluşumun zekâtıdır” diyor. “Kardeşim orada aç yatarken ben burada tok yatamam, başımı yastığa koyamam.” diyor. Ve kendi ihtiyacına rağmen Afrika’daki, Gazze’deki, Arakan’daki mazlum ve mağdur kardeşlerimizi kendi nefsine tercih ederek, can atarak kurban gönderiyor.
Bir kurban deyip geçmeyin; en azından elimizi ellerine ulaştıran bir bağdır, bir yoldur, bir sevgi selidir kurban. “Elim eline değsin, ısıtsın üşüdüyse. Boşa gitmesin son sıcaklığım.” diyen Rıfat Ilgaz gibi bu hayatın zerresi boşa gitmesin kardeş…
Kaldı ki bayram yapacaksak; bayramın en büyük ibadeti, bir garibi sevindirmektir, solmuş yüzleri güldürmektir ve bir ele, yüreğe, gönüle dokunmaktır. İşte bayram, o gün bayram olur. Böyle bir bayrama, kurbanımız kurban olsun ve kurbanımız bayramımız olsun inşallah. Çünkü kurban, kurbiyettir, yakınlıktır, yaklaşmaktır. Kime ve neye? İman ve insan kardeşime, yüce Rabbime ve de kendime yakınlıktır. Rabbine yakın olan, kime, nasıl uzak olabilir ki?…
NURİ ÇALIŞKAN
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-