
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Bouhabib’in CNN’e yaptığı açıklama, İsrail’in gerçek niyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Bouhabib, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın ölümüne yol açan saldırıdan önce, İsrail ile 21 günlük bir ateşkes anlaşmasına vardıklarını söyledi. Bu ateşkesin, Lübnan hükümetiyle Hizbullah arasında koordineli bir şekilde hazırlandığını ve her iki tarafın da onayını aldığını belirten Bouhabib, Netanyahu’nun bu ateşkesi kabul ettiğini ifade etti. Ancak İsrail, bu anlaşmayı hiçe sayarak Nasrallah’ı suikastle öldürdü.

İsrail’in bu kalleşçe saldırısı, ateşkesin ve barışın onlar için hiçbir anlam ifade etmediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu ihanet, İsrail’in uzun zamandır barışa değil, kaosa ve yıkıma hizmet eden bir politika izlediğini kanıtlar nitelikte. Ateşkes bahanesiyle insanları kandıran ve fırsat bulduğunda liderleri ortadan kaldıran bir zihniyetin barış getirmesi mümkün müdür? Bu saldırı, İsrail’in katletme programına ne denli sadık olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Nasrallah’ın cesedi saldırıdan iki gün sonra enkaz altından çıkarıldı. Ancak cenaze töreninin nerede yapılacağına ilişkin tartışmalar hala devam ediyor. İsrail basını, Hizbullah’ın cuma günü bir cenaze töreni düzenleyeceğini iddia ederken, Hizbullah’tan bu konuda henüz bir resmi açıklama yapılmadı. Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesinin sürekli İsrail tarafından bombalanması, cenazenin burada yapılmasının riskli olduğunu düşündürüyor.
Öte yandan, Nasrallah’ın cesedinin Lübnan dışına çıkarılarak Irak’ın Kerbela kentinde, Hz. Hüseyin Türbesi yakınına defnedileceği de iddialar arasında. Bu da, cenaze törenine katılımın ne kadar büyük ve anlamlı olacağını gösteriyor. Bir diğer ihtimal ise, törenin İran’da, Şii din adamlarının yetiştiği Kum kentinde yapılması. İran basını, Nasrallah’ın suikastten önce Ayetullah Hamaney tarafından ülkeye davet edildiğini yazmıştı.
İsrail’in bu saldırısı, bir kez daha gerçek yüzünü gösterdi. Ateşkesi kabul edip hemen ardından bir lideri suikastle ortadan kaldıran bir devlet, barışa gerçekten inanabilir mi? İsrail’in tek amacı, bölgede kaos yaratmak ve kendi çıkarları uğruna kan dökmektir. Ateşkes, barış gibi kelimeler, İsrail’in ajandasına uymadığı sürece sadece birer yalandan ibarettir. Nasrallah’ın öldürülmesi, İsrail’in gerçek niyetlerini bir kez daha açık bir şekilde gösterdi.
Hizbullah’ın lideriyle ateşkes yapmayı kabul eden İsrail, bu anlaşmayı bir kılıf olarak kullanmış ve amacına ulaştığı anda saldırıya geçmiştir. Bu, sadece bir liderin ölümü değil, aynı zamanda barış umudunun da katledilmesidir. İsrail, ateşkesin barış getirmesini istememekte, tam tersine, insanları öldürmeye programlanmış bir makine gibi hareket etmektedir.
Nasrallah’ın ölümü, sadece Lübnan’da değil, tüm Şii dünyasında büyük bir üzüntüyle karşılandı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakci’nin yarın Lübnanlı yetkililerle görüşmek üzere Beyrut’a geleceği ve Nasrallah’ın cenazesinin Kerbela ya da Kum’da yapılabileceği konuşuluyor. İran medyası, Ayetullah Hamaney’in uzun bir aradan sonra Tahran’da cuma namazı kıldıracağını ve namaz öncesinde Nasrallah için bir tören düzenleneceğini duyurdu. Bu, Nasrallah’ın Şii dünyası için ne denli önemli bir figür olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Hamaney’in Nasrallah için düzenleyeceği bu tören, yalnızca bir liderin anılması değil, aynı zamanda Şii direniş hareketinin devam edeceğinin de bir sembolü olacaktır. İsrail’in bu suikastle bir lideri öldürmesi, direnişi sona erdiremez. Nasrallah’ın ardında bıraktığı miras, onu sevenlerin ve onun yolundan gidenlerin kalbinde yaşamaya devam edecektir.
Nasrallah’ın ölümü, sadece bir liderin kaybı değil, aynı zamanda barışa olan inancın da büyük bir yara almasıdır. İsrail, bir kez daha barış ve ateşkes anlaşmalarını hiçe sayarak kendi çıkarları uğruna kan dökmekten çekinmediğini göstermiştir. Bu suikast, İsrail’in katliam politikalarının bir parçası olarak tarihe geçecek ve İsrail’in gerçek yüzünü bir kez daha ifşa edecektir…
MİRATHABER.COM