
Fransa’dan İtalya’ya, Belçika’dan İspanya’ya uzanan protestolar, yalnızca hayat pahalılığına karşı bir tepki mi? Yoksa Avrupa’nın ekonomik düzeniyle insan hakları iddiasının aynı anda sorgulandığı yeni bir dönemin işareti mi?
Avrupa sokakları yeniden hareketli. Fransa’da başlayan eylemler, farklı nedenlerle İtalya, Belçika, İspanya ve Portekiz’de de karşılık buluyor. Gençler eğitimdeki sorunlara, çalışanlar geçim sıkıntısına, kiracılar barınma krizine itiraz ediyor. Avrupa’nın önünde artık yalnızca ekonomik değil, siyasi ve ahlaki bir sorgulama da var.
Peki, bu tabloyu yalnızca enflasyonla açıklamak yeterli mi?
Avrupa’nın bugünkü ekonomik gücünü değerlendirirken sömürgecilik tarihini görmezden gelemeyiz. Fransa’nın Cezayir’de ve Afrika’nın çeşitli bölgelerinde, İngiltere’nin Hindistan alt kıtasında kurduğu sömürge düzenleri; kaynak aktarımı, ticari ayrıcalıklar ve siyasi hâkimiyet üzerinden Avrupa’nın küresel gücünün oluşumunda önemli rol oynadı.
Elbette Avrupa’nın bütün zenginliğini yalnızca sömürgeciliğe bağlamak doğru değildir. Sanayileşme, teknoloji, ticaret ve kurumlar da bu süreçte etkili oldu. Ancak sömürgelerden aktarılan servetin ve kurulan eşitsiz ilişkilerin tarihî bilançosu da görmezden gelinemez.
Bugün eski sömürgelerin siyasi ve ekonomik bağımsızlık arayışlarını güçlendirmesi, küresel rekabetin değişmesi ve uluslararası ilişkilerin yeniden şekillenmesi, Avrupa’nın alıştığı güç dengelerini zorluyor. Bu gelişmelerin kıtanın ekonomik sorunlarına etkisi tartışılabilir; fakat mevcut protestoların doğrudan sömürge gelirlerinin azalmasından kaynaklandığını gösteren yeterli kanıt bulunmuyor.
Bir başka mesele var ki ekonomik hesapların çok ötesine geçiyor: Gazze.
7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’de yaşananlar, Batılı hükûmetlerin insan hakları, uluslararası hukuk ve evrensel değerler konusundaki tutumlarını dünya kamuoyunun önünde tartışmaya açtı.
Yıllarca özgürlükten, demokrasiden ve insan haklarından söz eden yönetimlerin, Filistinlilerin hayatı ve hakları söz konusu olduğunda hangi ölçüleri uyguladığı sorusu giderek daha fazla gündeme geldi. Avrupa’nın kendi şehirlerinde düzenlenen Filistin dayanışma gösterileri de bu sorgulamanın toplumsal bir karşılığı olduğunu ortaya koydu.
Buradaki mesele, Avrupa’daki bütün insanların aynı düşünmesi değil. Asıl mesele, evrensel olduğu söylenen değerlerin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.
Bir insanın hakkı, kimliğine ve coğrafyasına göre değişiyorsa orada ciddi bir adalet sorunu vardır.

Bugün yaşananları, farklı ekonomik ve siyasi krizlerin aynı döneme rastlaması olarak okumak mümkün. Fakat bu krizler daha büyük bir soruyu da beraberinde getiriyor: İnsanlık nasıl bir dünya düzeni istiyor?
Servetin belirli ellerde toplandığı, emeğin karşılığının tartışmalı hâle geldiği, güçlü olanın hukuk karşısında ayrıcalıklı görüldüğü bir düzen sürdürülebilir mi?
Yoksa adaletin, insan onurunun ve hukukun güçten üstün tutulduğu bir anlayış mı esas alınacak?
Avrupa’daki protestolar tek başına yeni bir dünya düzeninin kurulduğunu göstermiyor. Ancak ekonomik taleplerle siyasi ve ahlaki itirazların aynı toplumsal zeminde buluşması, dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme.
Çünkü mesele yalnızca insanların ay sonunu getirip getirememesi değildir. Mesele, insanlığın nasıl bir adalet anlayışıyla yaşayacağıdır.
Dünya bir yol ayrımında: Hak ve hakikatin mi, yoksa çıkarın ve gücün mü yanında duracak?
İSLAMİ HABER “MİRAT”