
Almanya başta olmak üzere Avrupa genelinde tırmanışa geçen aşırı sağ ve milliyetçi dalganın arka planı, tarihsel ve ekonomik dinamikler çerçevesinde ele alınmaktadır.
Soğuk Savaş Sonrası Değişen Dengeler
Soğuk Savaş dönemi boyunca komünizm tehdidi, Avrupa ülkelerini ortak bir savunma ve yakınlaşma çizgisinde buluşturmuştu. Bu süreç, Avrupa Birliği idealinin canlanmasına ve entegrasyon adımlarının hızlanmasına zemin hazırladı. Ancak 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bu ortak tehdit ortadan kalktı ve Avrupa içindeki eski ayrışmalar ile rekabetler yeniden su yüzüne çıkmaya başladı.
Küreselleşme Politikaları ve Ekonomik Etkileri
Sovyetler Birliği’nin ardından yeni tehdit algıları Ortadoğu eksenli olarak yeniden şekillenirken, ekonomik alanda Washington Konsensüsü ve neoliberal politikalar küresel çapta uygulamaya konuldu. Özelleştirmeler, yerel üreticilerin ve esnafların büyük ölçekli uluslararası market zincirleri karşısında güç kaybetmesi, finans sektörünün ve stratejik alanların dışa bağımlı hale gelmesi süreçleri tetiklendi.
Krizler Zinciri ve Derinleşen Problemler
Küreselleşme rüzgarının yarattığı sermaye çıkışları, cari açık problemleri ve artan işsizlik; 2008 mortgage krizi, Çin’in küresel ticaretteki agresif yükselişi, Covid-19 pandemisi ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi krizlerle birleşti. Bu süreç, Avrupa ülkelerinde derin bir ekonomik daralma, enflasyon ve hayat pahalılığı yarattı.
Siyasi Alanda Aşırı Sağın Yükselişi
Ekonomik zorluklar, işsizlik ve gelecek kaygıları vatandaşlar arasında göçmen karşıtı ve ulusalcı söylemlerin güçlenmesine neden oldu. Almanya’daki Saksonya eyaletinde AFD’nin birinci parti olması, Fransa, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerde aşırı sağın iktidara gelmesi veya güç kazanması, bu ekonomik ve toplumsal tepkinin siyasi yansımaları olarak öne çıkmaktadır.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube