
Geçen hafta gündemi belirleyen felaket haberleriyle bir hayli üzülüp endişelenmiştik. Olayın ardından 15 yaş altına sosyal medya yasağı getiren teklifin TBMM komisyonunda kabul edilmesi, en azından olumlu bir girişim sayılabilir. Umarız alınan tedbirler gecikmeden hayata geçirilir ve beklenen sonuçlara ulaşılır diyelim. Ve artık farklı konulara yönelerek biraz nefes alalım. Yüzümüzü kültürümüze ve kültürümüzün mimarları olan sanatçılarımıza çevirelim. Onların ikliminden duygu ve düşünceler devşirip kendimizi bir yoklayalım, benzer şeyler mi düşünüp hissediyoruz yoksa yeni heyecanlar mı keşfediyoruz?
Bahar ülkemizden gitmeden şairlerin bakışıyla nasıl görülüp hissediliyor, bahara hangi anlamlar yükleniyordu? Şairler hangi duyguları telkin ediyorlardı? Bir dizi sorularıma cevap aradım ve kısa yollu bir araştırma yaptım. Okuduğum şiirlerin birkaçı dışında hemen hepsi baharın kartpostallara yaraşır güzelliğini övüyordu. Kışın soğuk ve karartılı günlerinden sonra ışıklı günlerin gelmesi, tabiatın kış uykusundan uyanıp canlanması, var oluşun neşesine katılmak anlatılıyordu.
Baharın gelişiyle tabiatın yeniden can bulması gibi bizim de kimyamız değişiyor; mutluluk, canlılık hormonlarımız artarak çalışıyor, daha hoşnut, daha olumlu biri oluyoruz. Dolayısıyla her şey bize olduğundan daha farklı görünüyor, sanatçıların hissiyatı ise bizim göremediklerimizi seçip bizlere gösteriyor. Sanatın büyüleyici etkisine kapılıp ister istemez iç dünyamızda bir değişim ve dönüşüm yaşıyoruz.
Şimdi Lale Devri’nde baharın gelişinin nasıl karşılandığına bir bakalım. O devirde yaşananlardan bugünlere neler yansımış? Şair Nedim bahar eğlencesine çağırıyor:
Erişti nevbahar eyyamı, açıldı gül-i gülşen
(Geldi ilkbahar günleri, açıldı güller ve gül bahçeleri)Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen
(Şenlik zamanı geldi, lale bahçesinin gözü aydın)Çemenler döndü ruyi yâre, rengi lale vü gülden
(Çimenler dönüştü sevgilinin yüzüne, rengi lale ve gülden.)Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen.
(Şenlik zamanı geldi, lale bahçesinin gözü aydın )Açıldı, dilberin ruhsarı gibi laleler, güller.
(Açıldı, alımlı güzelin yanağına benzeyen laleler, güller)Yakıştı zülfü huban veş zemine saçlı sümbüller.
(Yakıştı güzellerin saçı gibi yere kadar uzayan sümbüller)Nevasaz olmada bin şevk ile aşüfte bülbüller.
(Şarkı söyler bin istekle oynaşan bülbüller.)Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen.
(Şenlik zamanı geldi, lale bahçesinin gözü aydın)
Çereğan, özellikle bahar aylarında lale bahçelerinin aydınlatılmasıyla yapılan eğlence zamanı veya karanlığın aydınlığa kavuştuğu an anlamına geliyor. Nedim ise çerağan vaktini baharın gelişini ve lalelerin açılışını müjdeleyen, meşalelerin yakıldığı keyifli, şenlikli zaman dilimi olarak tarif etmiş şiirinde. Dönemin eğlence anlayışını bugünlerle mukayese edersek bizlere pek de abartılı görünmüyor.
Nedim, aslında bir hadis alimi, medresede görevli, aynı zamanda Sultan III. Ahmet’in sohbet arkadaşı, bu yüzden “Nedim” deniliyor kendisine. Osmanlının Pasarofça anlaşmasıyla Orta Avrupa’dan çekilmeye başladığı bir dönemde padişahı neşelendirmek kolay olmasa gerek. ”Gülelim oynayalım kâm (zevk) alalım dünyâdan” diyor, madem kayıp yaşadık, bari barış günlerinin keyfini çıkarmaya bakalım, diyor sanki. Belki de hep beraber yaşanan kayıpların acısını unutmak istiyor, zevk ve sefa ortamında teselli arıyor olabilirler.
Lale Devri’nin eğlenceli baharını bırakıp cumhuriyet dönemi şairlerinden Orhan Veli’ye baharın hissettirdiği duyguları anlamaya çalışalım:
BAHARIN İLK SABAHLARI
Tüyden hafif olurum böyle sabahlar
Karşı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda
Sanırım ki günler hep güzel gidecek;
Her sabah böyle bahar;
Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.
Derim ki: ‘Sıkıntılar duradursun! ‘
Şairliğimle yetinir,
Avunurum.
Orhan Veli bahar sabahlarının güzelliğini içine sindirirken bir yaşama sevinci, özgürlük hissi duyuyor ve umutla geleceğe bakıyor. “Sanırım ki günler hep güzel gidecek, ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum” diyor, “ sıkıntılar duradursun” diyerek içinin burukluğundan uzaklaşıp baharın keyfini çıkarmak istiyor. Güzellikler ve şairliği gönlünü yeterince avutuyor. Onun bir başka güzel şiirinde ise gündelik hayatın içinde yakaladığı şiirselliğin doğal söylenişine şahit oluyoruz:
Deli eder insanı bu dünya;
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
Şair, baharın güzelliklerinin yanı sıra kainatın muhteşemliği karşısında duyduğu coşku ve hayranlığını dile getirirken bizlerin de farkında olmadığımız güzelliklere dikkatimizi çekiyor.
Bir başka şairimiz Ahmet Haşim ise bahara çok farklı açılardan bakıyor:
“Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı. Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış. Baharın hastalıkları saymakla tükenmez ki… Mart güneşi uzviyette çöreklenip yatan bütün yılanları uyandırıyor; toprağın yeniden gençliğe kavuştuğu bu mevsimde, hava kuş cıvıltılarıyla beraber insan iniltileri ve hırıltılarıyla dolu.
…
Ne olacağı meçhul nevzatlara (yeni yetişen) yer açmak için ölümün her sene, bilhassa baharda kır saçlara attığı tırpan, kim bilir, tabiata karşı insan zaferini ne kadar geciktirmektedir!”
Bu satırlarda gençlik coşkusundan ziyade yorgunluk ve fanilik duygusu öne çıkıyor. Yazının yayın tarihine bakınca 44 yaşlarında olduğu anlaşılıyor. Belki de hastadır, ölüm korkusu baharın güzelliklerini göremeyecek kadar içini sarmıştır. Ama bilinen bir gerçektir ki Ahmet Haşim’in melankolik bir karakteri vardır, aydınlığı sevmez, kendi görünüşünden utanır, bu yüzden akşam saatlerini, gün batımının alacalı ışıklarını aydınlığa tercih eder.
Bahsi geçen şairlerimizin ne kadar yaşadığına baktım ve Orhan Veli 36, Nedim ise 49 yıl yaşamış. Her ikisi de bir kaza sonucu vefat etmiş. Kısacık ömürlerine uzunca bir yaşam sürmüş kadar çok sayıda eseri sığdırmışlar. Her ikisi de edebiyatımıza yeni bir soluk getirmiş, çığır açmış şairlerdir. Şiire İstanbul’un söyleyiş biçimini getiren, mahallileşme cereyanını başlatan ve şarkı türünün başarılı örneklerini veren kişi Nedim’dir. Orhan Veli ise “ Garip” akımının temsilcisi olmakla kalmamış tercüme, hikaye, deneme, makale türlerinde eserler bırakmıştır. Şiirleri başta Almanca, İngilizce, Özbekçe olmak üzere çeşitli dillere çevrilmiştir. Onun “Anlatamıyorum” şiiri ise 2019’da Lyrikline şiir sitesine göre dünyanın en çok okunan ikinci şiiri olarak seçilmiştir.
Sonuç olarak, edebiyatımızın ustaları her biri ayrı kıymette, kendi üsluplarınca baharı karşılamışlardır. Nedim Çerağan şenliği gibi görmüş, Orhan Veli yaşama sevinci ve umutla hayata bağlanmış, Ahmet Haşim ise hüznün ve geçip giden zamanın habercisi olarak görmüştür baharı. Edebiyatçılarımız milletimizin duygu ve düşünce dünyasına biçim vermişlerdir. Onları ve eserlerini tanımamız milletçe birlik ve beraberlik içinde yaşamayı öğrenmemiz demektir. Farklılıkları kabullenen, hayatı, sanatı, bilimi seven, insan olmanın inceliğini önemseyen nesiller yetiştirmemiz büyük ölçüde kültürel kodlarımıza sahip çıkmamıza bağlıdır.
Baharın güzelliklerini hissedebilmek dileğiyle Tevfik Fikret’in Papatya şiirinde çocukluk günlerimizi hatırlayarak ayrılalım:
Bahar olsun da seyredin
Nasıl süsler bayırları,
Zümrüt gibi çayırları
Yüze gülen o pek narin
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.Tarlalarda hoşa giden
Sarı, turuncu, pembe, mor
Birçok güzel çiçek olur;
Bence güzeldir hepsinden
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.Yaprakları kıvır kıvır;
O da ayrı bir güzellik.
Boy pos, boyun ipincecik;
Hem güzel hem nazlıdır
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Yazarımız ne güzel anlatmış baharı şairlerin diliyle…hepimiz içinde böyle yeşermez mi bahar, bazen içimizi ısıtan kıpır kıpır bir sevinç,bazen de kendimizi dinlediğimiz melankolik bir hüzün…Baharın içimizde yaşattığı farklı duyguların biz farklı düşünceyle bezenmiş insanları kaynaştırması dileğiyle kutluyorum yazarımızı .
Baharın getirdiği şu güzelim günlerde, bu günleri aynı güzellikle ve heyecanla gelen, tatlı ve narin haberlerle geçirmek dileğiyle. Çok teşekkür ederim yazılarınızın devamı ve güzel yorumlarınızın sürekliliği için kalemize ve emeğinize sağlık
Bahara güzel bir bakış açısı olmuş bu baharın ve bütün baharların vatana millete göz aydınlıklari yaşatması dileğiyle selamlar Ayşegül hanım