Bahriye Kültürü Oluşturmak Zordur

Denizcilik diğer askeri birikimlerden farklı olarak ancak uzun zamanlarda oluşturulabilir, ancak dünyada söz sahibi olmak için zorunludur.

Müslümanların Akdeniz’i zamanla kaybetmesinin nedeni olarak İbn Haldun, bahriye bilgi ve deneyimini kaybetmelerini gösterir. Mağribilerin dışındaki Müslüman ülkelerde, Mısır, Anadolu, Suriye ve Filistin’de gemi yapımı, yelken yapımı, yıldızlara göre seyir, denizde yaşam, suda savaşma bilgi birikimi kaybolmuştu. Oysa Suriye, Filistin, Anadolu, Mısır dört bin yıl evvelki Bronz Çağında bile denizcilik devleriydi. Kartaca, Roma, Yunan medeniyetleri Suriye deniz kolonilerinden çıkmadır.

Bahriye, Hicazilerde, İrakilerde, İranilerde, Yemenilerde, Sindilerde de sona ermişti. Kısmen Ummanîlerde ve Zencîlerde (Zenc Afrika Müslüman Deniz Federasyonu) kalmış ama oralarda da yok oluşa gidiyordu. 14. yüzyılın başında biz bunu yitirmişken, hatta 10. yüzyıldan itibaren kaybederken Venedik, Ceneviz, Kastilya, Katalonya, Fransa, Portekiz, Ragusa hızla ilerliyordu. Akdeniz adalarını, Sardunya, Sicilya, Kıbrıs’ı geri alıp, Müslüman ülkelere denizden saldırmaya başlamışlardı.

Osmanlılar Mağribilerde kalan denizcilik kültürünü Mağrib ülkelerini alıp, korsanlarına kendi donanmasını kurdurarak, büyük yatırımlarla bahriye alanında ciddi bir güç oldu. Hakim ve tek güç olmaya yaklaştı. Akdenizi hatta Batı Akdeniz’i ele geçirmeye yaklaştı. Hint Okyanusu’ndan Portekizi silmeye yaklaştı. Dünya deniz gücü olmaya yaklaştı. 

Ancak başaramadı.

Bu arada İngiltere ebedi dostu Portekiz’in denizcilik birikimini topluca almak suretiyle hem bir deniz devi hem de bilim teknoloji ülkesi haline gelmiştir. Dünyadaki gücü bahriyeydi. Almanya her alanda olduğu gibi bahriyede de ileri gitmeye başlayınca dünya savaşı kaçınılmaz hale gelmişti.

Japonya da İngiltere’nin yardımıyla muazzam bir denizcilik kültürü ve donanma geliştirerek Asya ve Pasifikte büyük güç olmuştur. Ancak Japonlarda denizcilik çok eskiye dayalıdır, Cengiz Han’ı da iki kez yenilgiye uğratmışlardır. Amerika Pasifik’te hegemonyasının tehdit edildiğini görünce Japonlara ambargo ve blokajlar uygulamış, Tokyo’yu 1941’de savaşa yöneltmiştir. Savaşın ardından günümüzde Japonya yeniden deniz gücünü kurmuştur. Büyük zenginliğine rağmen denizlerde varlığı olmayan Çin’i kolayca yenilgiye uğratacak yetenektedir. Deniz kültürü olmayan Çin, Tayvan adasını bile ele geçirecek yeterlilikte değildir. Deniz gücü olmayan bir ülke küresel güç olamaz.

Bizde yakın zamanlarda deniz gücü alanında Üçüncü Selim ve Abdülaziz Han, atılımlar yaptılar. Sultan Aziz önemli bir donanma kurdu. Ancak kanlı darbeden sonra tahta geçen Abdülhamid II donanmayı kaldırdı. Bütün dev yatırımlar boşa gitti. Daha kötüsü çok zor elde edilen bahriye kültürü, birikimi, insan kaynağı kaybedildi. Sultan Abdülhamid döneminde Mısır, Bosna Hersek, Romanya, Sırbistan, Bulgaristan, Kıbrıs, Teselya da kaybefildiğinden fazla dikkat çekmedi.

Cumhuriyet döneminde, özellikle Menderes ile başlayarak yeniden bir bahriye kültürü oluşturulmaya çalışıldı. Yeni tesisler inşa edildi. Deniz kuvvetleri, bir yarımada olan ülkemizin korunması, tehlikenin uzaktan engellenmesi, kuvvetlerin kolayca taşınması, bir bölge gücü olmak açısından çok önemlidir. Deniz subayları elit, analitik, bilgili, kültürlü kadrolardır ve bizim silahlı kuvvetlerimizde de özel yere sahiptir. 

Ancak FETÖ belası buraya da bulaşmış, alçak casus örgüt burayı da ele geçirmiş, kendilerinden olmayanları biçmişlerdir. Üst kadrolar temizlense de kripto örgüt artıkları altta hala yuvalanmakta hatta okullara girmektedirler. Bu mücadele devam etmektedir.

Milli gemimiz, milli roketlerimiz ve teknolojilerimiz denizcilikte gelişmektedir. Yeni muharip gemilerimiz tasarlanmakta ve yüzdürülmektedir. Bu alana önem verilmektedir.

İspanyollara bir helikopter gemisi yaptırılmaktadır. Fakat yerden dik havalanan F-35C uçakları alındığında uçak gemisi haline dönüşecek bu araç, ne F-35C ne de normal F-35A’lar gelmeyeceğinden amaçsız hale getirilmiştir. F-35C projesi başarısız yürdüğünden belki de hayırlı olmuştur

Bugün bize ait olan Doğu Akdeniz denizaltı hidrokarbon kaynaklarının Kıbrıs Rum Kesimi çevresinde yağmalanması sürecinde Türkiye’nin deniz kuvvetleri alanında ihtiyaçları daha da artmıştır. 

Havadan karaya füzeler kısmen denizdeki hava unsurlarını ortadan kaldırabilecek olsa da muharip gemileri caydıracak füzeler, kendi fırkateynlerimiz, su taaruz komandoları, hızlı küçük gemiler, akıllı savunma sistemleri ve denizaltılarımızın sayısının artması gerekmektedit. Hatta Çin’deki uçak gemisi vuran füzelerden almamızda da yarar vardır. 

Petrol ve doğal gaz haklarımızın Batı tarafından yağmalanmasını ancak bu şekilde engelleyebiliriz.

Cemil Ufuk BAKIRÇAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir