
Bakara Suresi 190. ayette, Müslümanlara savaşta asla aşırıya gidilmemesi gerektiği, savaşları izleyen vahşeti, katliamları yapmamak gerektiği emredilmektedir:
“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.”
Ancak tarihimizde aşırıya giden Müslüman komutanlar ne yazık ki olmuştur. Timur’un pek çok şehirde hem de Müslümanların kafataslarından kuleler kurması bunun nadir ve acı örneklerindendir. Timur’un İran’da ve Orta Doğu’daki Kuran emirleri aksine dehşet veren uygulamaları, yüzyıllarca bölge halkında sert bir dönüşüm oluşturmuş, Müslüman olmayan Moğolların ardından gelen Müslüman Timur’un katliamları, İran’daki İslam kardeşliği fikrini zedelemiş, geleneksel imparatorluk kültürü, Cengiz ve Timur’la ezilenlerin yanında bir kültüre dönüşerek sonradan gelen Caferilik için zemini oluşturmuştur.
Ancak Timur boyutunda katliamlar İslam tarihinde çok nadirdir ve çoğu zaman siyasidir, başka bir dini, başka bir kültürü, başka bir ırkı yok etmek için soykırımlar kullanılmamıştır. İslamiyet savaş ve katliamlarla, popüler tabirle kılıç yoluyla yayılmamıştır. Orta Doğu’da savaşlarla o topraklar alınsa da halk İslamiyet’e zorlanmamış, uzun süre Müslümanlar halkın çok küçük bir bölümü olmuş, bir Müslümana 19 Hristiyan, Mecusi ve Yahudi düşmüştür. Savaşla ele geçirilen bölgeler zamanla, uzun yüzyıllardan sonra yavaş yavaş hidayete ermiştir.
350 milyon Müslümanın yaşadığı Güneydoğu Asya, ondan daha da fazla Müslümanın yaşadığı Sahra ötesi Afrika, Bulgar Hanlığı, Çağatay ve Altınordu Moğol imparatorluklarındaki Doğu Avrupalı, Kuzey Avrasyalılar, kendiliklerinden Müslüman olmuşlardır. Bunda en etkin rol oynayan Müslüman tüccarların seyyahların iyi davranışları, örnek ahlaklarıdır.
Oysa Batı da Hristiyanlık da tamamen kılıca, işgale ve soykırıma dayalı yayılmıştır. Vatikan merkezli Batı Hristiyanlığın yayılması için Avrupa halklarına toplu katliamlar düzenlenmiş, Haçlı sözü ilk buradan başlamıştır. Orta Avrupa, Kuzey Avrupa, Doğu Avrupa’da büyük çaplı katliamlar yaşanmış, yağmalananla zengin bir Frank şövalye sınıfı oluşmuş, bunlar artık sınırlara ulaşıp, Litvanyalılara, Finlilere diz çöktürdükten zorla Hristiyan yaptıktan sonra ancak gözlerini Filistin’e ve Yakın Doğu’ya dikmişlerdir. Rusya işgalle Ortodoksluğu Kuzey Asya’ya yaymıştır. Batı Avrupa korkunç katliamlarla ve baskıyla Kuzey ve Güney Amerika’yı, Kara Afrika’yı, Filipinleri Hristiyanlaştırmıştır. Afrika ve Filipinlerdeki Müslümanlara karşı katliamlar örneğin Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, Bangsamoro’da yakın zamana kadar devam etmiştir.
Bu soykırımların en önde geleni bütün bir kıtadaki on milyonları katlederek 100 kavmi birden ortadan kaldıran Kuzey Amerika yerlilerinin soykırımıdır. İlk olarak Plymouth kolonisinde açlık ve hastalıktan yok olmak üzere olan İngilizler, bunlar da insan diyerek büyük hata yapan çevredeki yerlilerin şefkati ve merhametiyle kurtulmuş, giderek güçlenmiş, bölgeye yayılmış, ardından katliamları başlatmıştır. İngiliz İmparatorluğu 1763 yılında imzaladığı Paris anlaşmasıyla yerlilere karşı katliamları ve toprak hırsızlığını sona erdirmiştir.
Ancak o zamana kadar kendini İngiliz gören Amerikalılar buna karşı çıkmış, yerli katliamı ve toprak ele geçirmenin en doğal Hristiyanlık hakları olduğundan yola çıkarak İngiltere’nin bu anlaşmasına karşı birleşmiş, despotluğa karşı hürriyet savaşı denen Amerikan Bağımsızlık Savaşı ardından elde ettikleri devletle Paris anlaşmasını yok saymıştır. Yeni devlet, ABD, yerlilere katliam öngören, onları katledip, topraklarından atıp, soykırıma uğratıp büyümeye dayalı bir strateji izlemiştir.
Soykırım ABD’nin kurulmasından bu yana sürmüş, hala düşük yoğunlukla devam etmekte, son kalan topraklar, son konuşulan diller bitince bütün kalıntıları ortadan kaldırılmak istenmektedir. Amerikan Yerlileri tek bir halk değildir. Birbirlerinden çok büyük farklar gösteren, aralarında hiçbir ortak yön olmayan yüz elli kadar dili konuşan uluslardı. Vahşi kabileler değildi. Hollywood filmlerinde İzlediğimiz vahşi, kahpe, göçebe, ilkel, acımasız Amerikan yerlileri de gerçeği yansıtmamaktadır. Bunlar, evlerinden yerlerinden sürülmüş, halkının çoğu katledilmiş, bilinçli biyolojik savaşa maruz bırakılarak çok zayıflatılmış, distopya sonrası, felaket sonrası halklardır.
Pek çok Amerikan yerlisi şehirlerde, sabit binalarda yaşamaktaydı. Arkeologlar Mississippi bölgesinde büyük çaplı Avrupa şehirlerine benzer Amerikan yerlisi şehirleri buldular. Bugün pek çok Amerikan kenti yerli isimleri taşır. Bunlar aslında isimlerini ‘kabilelerden’ değil, eskiden orada bulunan şehirden almıştır. Kısaca ABD ve Kanada, koca bir kıta dolusu sayısız ulusu katliamla yok etmiş ülkelerdir. Rusya da çok benzerini Türklere ve daha az nüfuslu Kuzey Avrasyalılara yapmış, onların topraklarını ellerinden almış, Hristiyanlığı tesis etmiştir.
Aslında soykırım Batı için yeni değildir. Bütün Greko-Romen Batı kültürü, bu kültürün temeli destan Odiseus, soykırımı ve işgalcileri yücelten bir metindir. Deniz Halkları denen, Bronz Çağı uluslararası ticaret medeniyetlerini yağma ve katliamlarla ortadan kaldıran vahşiler büyük ihtimalle bunlardı; az bilinen bu noktaya Nolan son filminde değinmiş. Sezar ve Roma da soykırım medeniyetidir, batı Avrupa’nın halkı olan ve Orta Anadolu’ya kadar yayılmış Keltleri soykırım ve ruhban sınıf Druidleri yok ederek silmiştir. Aynısını Cermenlere uygulamak istemişlerse de Cermenler direnmiş, Batı Roma çökmüştür. Cermenler sonradan, yukarıda bahsedilen Franklar adı altında bu uygulamalara devam etmişlerdir.
Soykırım, katliam, zorla din değiştirtmek Müslümanlarca, Timur gibi Müslümanı Müslümana kırdıran istisnaları bir yana bırakılırsa, bizim kitabımızda olmamıştır. Onlar için ise doğaldır. Nitekim bu zihniyetle büyümüş Avrupalı Yahudiler de, Filistin’de soykırımı normal görmekte, güle oynaya katliamları kutlamakta, katliamcılara oy yağdırmaktadır.
Bu gerçekleri Batıyatapar zihniyette büyüyen gençliğimize ayrıntılı olarak anlatmak için müfredata, filmlere, dizilere, bölümlere, enstitülere yansıtmamız, vahye ve hakka dayalı İslamiyet dininin güce dayalı diğerlerinden ne kadar farklı olduğunu anlatmamızda yarar vardır.