
İslam ümmetinin bugün yaşadığı krizlerin önemli bir kısmı, bilgi eksikliğinden değil, bilginin doğru istikamette kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Geçmiş dönemlerle kıyaslandığında dinî bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaydır. Tefsirler, hadis kaynakları, ilmî sohbetler ve eğitim içerikleri birkaç dokunuşla insanların önüne gelmektedir. Buna rağmen Müslümanların zihninde ciddi bir dağınıklık ve hayatlarında gözle görülür bir istikametsizlik bulunmaktadır.
Bu durum üzerinde dikkatle düşünmek gerekir. Çünkü mesele sadece bilginin bulunup bulunmaması değildir. Asıl mesele, bilginin hikmetle buluşup buluşmadığıdır.
Kur’an-ı Kerîm’in inşa etmeyi hedeflediği insan tipi, yalnızca çok şey bilen bir insan değildir. Bilgiyi yerli yerince kullanan, hak ile bâtılı birbirinden ayırabilen, olayları vahyin ölçüleriyle değerlendirebilen ve öğrendiğini hayatına taşıyabilen bir şahsiyettir. Bilginin insanı Allah’a yaklaştırması, ahlâkını güzelleştirmesi ve adalet duygusunu güçlendirmesi beklenir. Eğer bilgi bunları üretmiyorsa, insanın zihnini doldurmasına rağmen kalbini hikmetle doldurup hayatını Allah’ın istediği doğrultuda dönüştüremiyorsa, orada ciddi bir eksiklik var demektir.
Kur’an’da hikmet büyük bir nimet olarak takdim edilir:
> “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona gerçekten çok hayır verilmiştir.” (el-Bakara, 2/269)
Hikmet, yalnızca doğru bilgiyi bilmek değildir. Doğru bilgiyi doğru yerde, doğru zamanda ve doğru yöntemle kullanabilmektir. Bir meselede hakikati görebilmek kadar, onu nasıl ifade edeceğini bilmek de hikmettir. Bir yanlışa karşı çıkarken adaleti koruyabilmek, bir hakkı savunurken merhameti kaybetmemek de hikmettir.
Bu sebeple hikmet, ilmin meyvesidir. Bilgi kök ise hikmet onun ürünüdür. Meyve vermeyen bir ağacın eksikliği nasıl fark edilirse, hikmete dönüşmeyen bilginin eksikliği de aynı şekilde fark edilir.
Her dönemde pek çok yanlış olmuştur. Ancak insanların en çok zorlandığı dönemler, yanlışların doğru gibi sunulduğu dönemlerdir.
Bugün birçok kavramın anlamı değiştirilmektedir. Adalet adına adaletsizlik yapılabilmekte, özgürlük adına insanın nefsine esir olması teşvik edilebilmekte, maslahat adına temel ilkeler göz ardı edilebilmektedir. Bazen birlik ve beraberlik söylemi, hakikatin üzerini örtmenin gerekçesine dönüşebilmekte; bazen de hakikati savunma iddiası, insanları kaba ve kırıcı bir dile sürükleyebilmektedir.
Oysa Kur’an’ın öğrettiği yol bunların hiçbiri değildir.
Hakikat açık ve nettir. Ancak onu temsil eden müminin dili hikmetli olmalıdır. Tavizsiz olmak, sert ve kırıcı olmak anlamına gelmez. Merhametli olmak da hakikatten vazgeçmek demek değildir.
Nitekim Allah Teâlâ, Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn’u Firavun’a gönderirken:
> “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.” (Tâhâ, 20/44)
buyurmuştur.
Burada dikkat çekici olan husus şudur: Muhatap Firavun’dur; fakat istenen üslup yumuşaklıktır. Bunun anlamı, hakikatin onu kabul etmeye en uzak görünen insanlara bile hikmetle ulaştırılmasıdır.
İlim, insana sadece ayrıcalık değil, aynı zamanda sorumluluk yükler. İnsan, bildiği ölçüde mesuldür.
Bu sebeple ilim ehlinin görevi yalnızca bilgi aktarmak değildir. İnsanlara istikamet göstermek, kavramları yerli yerine oturtmak, hak ile bâtıl arasındaki sınırları korumak da onların vazifesidir.
Tarih boyunca ümmeti ayakta tutan âlimler sadece eser yazan insanlar olmamışlardır. Gerektiğinde hakikati dile getiren, gerektiğinde bedel ödeyen ve hayatlarıyla anlattıklarını doğrulayan şahsiyetler olmuşlardır.
Bilgi ile amel arasındaki bağ koptuğunda ise toplum yönünü kaybetmeye başlar. İnsanlar sahih rehberlik yerine sloganların, popüler söylemlerin, bağlamından koparılmış bâtıl yorumların ve tevillerin peşinden sürüklenirler.
Kur’an’ın üzerinde en çok durduğu ilkelerden biri adalettir. Adalet yalnızca mahkemelerde uygulanacak bir hukuk prensibi değildir. Ailede, ticarette, eğitimde, siyasette ve sosyal ilişkilerde hayatın tamamını kuşatan bir ölçüdür.
Kur’an müminlere şöyle seslenir:
> “Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa adaleti titizlikle ayakta tutun.” (en-Nisâ, 4/135)
Bu âyet bize adaletin taraflara göre değişen bir tercih değil, ilâhî bir yükümlülük olduğunu göstermektedir. Kendi yakınlarımızın hatalarını görmezden gelirken başkalarının yanlışları karşısında öfkeye kapılmak adalet değil, tarafgirliktir. Hikmet de adalet de böylesi bir yaklaşımı kabul etmez.
Bugün Müslümanların önemli görevlerinden biri, İslam’ın temel kavramlarını yeniden Kur’an ve sünnet ışığında anlamaktır.
Tevhid sadece Allah’ın varlığına inanmak değil, hayatın bütün alanlarında O’nun hükmünü esas almaktır.
Takvâ sadece bireysel ibadet hassasiyeti değil, aynı zamanda kul hakkından, zulümden ve haramlardan da titizlikle sakınmaktır.
Davet, insanları herhangi bir gruba veya şahsa değil, Allah’ın yoluna çağırmaktır.
Ümmet; sadece hamasî nutuklarla hatırlanan, duygusal reflekslerle sahiplenilen yahut müşterek acılar etrafında geçici olarak birleşen bir kalabalık değildir. Ümmet, vahyin inşa ettiği akîde etrafında kenetlenmiş; mesuliyeti, sevinci ve hüznü ortak, kıblesi bir, gayesi bir, derdi bir olan büyük bir iman kardeşliğidir. Irkı, coğrafyayı, dili, mezhebi ve siyasî aidiyetleri aşarak Allah’ın ipine sımsıkı sarılan; adalet, merhamet ve hakkaniyet esasları üzerinde yükselen şuurlu bir birlikteliktir. Ümmet bilinci, yalnızca mazlumların acısına üzülmek değil; onların yükünü omuzlamak, yalnızca İslam’ın izzetini talep etmek değil; o izzeti ayakta tutacak fedakârlığı göstermek, yalnızca birlikten söz etmek değil; nefsî asabiyetleri terk ederek hakikat etrafında birleşebilmektir. Bu sebeple ümmet, kuru bir slogan değil; imanla yoğrulmuş müşterek bir dava, müşterek bir sorumluluk ve müşterek bir istikamet şuurudur.
Bugün ümmetin ihtiyacı yalnızca daha fazla bilgi değildir. Bilgiyi hikmete dönüştürecek bir bilinçtir. Çünkü hikmet, ilmi hayata taşıyan köprüdür. Adaleti ayakta tutan ölçüdür. Daveti güzelleştiren üsluptur.
Müslüman, modern dünyanın kavramları karşısında kimlik bunalımına düşmemeli; aynı zamanda kendi geleneği içerisinde ortaya çıkan yanlışları da sorgulamaktan kaçınmamalıdır. Vahyin ölçülerini merkeze alan, adaleti her durumda koruyan, merhameti elden bırakmayan ve hakikatten taviz vermeyen bir şahsiyet inşa etmek zorundayız.
Çünkü ilim hikmetle buluştuğunda insanı dönüştürür. Hikmet adaletle birleştiğinde toplumu ihya eder. Ve ümmet, ancak vahyin rehberliğinde şekillenen böyle bir bilinçle yeniden istikamet bulabilir.
Trabzonspor 59 yaşında hakkında son gelişmeler. Trabzonspor, 59. yaşını coşkuyla kutladı. Kentteki kutlamalar, taraftarların yoğun…
Ertuğrul Özköke cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma hakkında son gelişmeler. Ertuğrul Özköke hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma…
Yunanistanda iki yangın söndürme helikopteri çarpıştı. Olay sonucunda can kaybı ve yaralanmalar yaşandı.
Galatasaray 3-3 Rennes (Hazırlık maçı) hakkında son gelişmeler. Galatasaray 3-3 Rennes maçında heyecan dolu anlar…
Galatasaray - Rennes maçı canlı izlemek için doğru yerdesiniz. GS RENNES hazırlık maçı şifresiz yayın…
İmamoğlundan AKP'ye geçen belediye başkanlarına tepki hakkında son gelişmeler. İmamoğlu, AKP'ye geçen belediye başkanlarına sert…