
BİR TEŞEKKÜR…
BİR ÇAĞRI…
‘‘Namuslular da Namussuzlar Kadar Cesur Olsun!’’
“Kötü insanların zafer kazanması için gereken tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır!”
— Edmund Burke
MAKALENİN SESLİ ANLATIMI
Bir ülkenin kaderine yalnızca bakanlıklarda, emniyet müdürlüklerinde, jandarmada, savcılık makamlarında, mahkeme salonlarında sahip çıkılamaz.
Asıl sahiplik; milletin neye razı olduğu, neye itiraz ettiği ve doğru olanın arkasında ne kadar kararlılıkla durduğu yerde tecelli eder.
Türkiye bugün önemli bir eşikten geçmektedir.
Özellikle son dönemde, başta Adalet ve İçişleri Bakanlıklarımız olmak üzere devletimizin ortaya koyduğu güçlü iradeyle; kara para düzeneklerinden uyuşturucu şebekelerine, kumar ve yasa dışı bahis yapılanmalarından şike organizasyonlarına, fuhuş ve insan onurunu hedef alan sapkınlıklardan suç örgütlerine ve suç baronlarına kadar toplumun huzurunu, aileyi, gençliği, ekonomiyi, milletin sofrasını ve devlet otoritesini tehdit eden yapılara karşı ciddi ve kararlı bir mücadele yürütüldüğüne şahitlik ediyoruz.
MESELE SUÇLUYU YAKALAMAKTAN DAHA BÜYÜKTÜR!
Bu mücadele yalnızca birkaç suçlunun yakalanması meselesi değildir.
Mesele suçluyu yakalamaktan daha büyüktür: Mesele, suçun kendisine toplumda alan bırakmamaktır.
Mesele, sokaklarımızın korkuya mı, hukuka mı teslim olacağıdır.
Mesele; çocuklarımızın geleceğinin kimlerin eline bırakılacağı, alın terinin mi kara paranın mı; hukukun mu organize suçun mu; ailenin mi çürümenin mi güçleneceğidir.
Zira kara para yalnızca para değildir; ekonomiye sızan bir zehirdir.
Uyuşturucu yalnızca bir madde değildir; bir neslin geleceğini hedef alan büyük bir tehdittir.
Kumar yalnızca para kaybı değildir; aileleri dağıtan, gençleri borç ve bağımlılık girdabına sürükleyen bir bataktır!
Fuhuş, türlü sapkınlıklar yalnızca bireysel bir mesele! değildir; insan onurunu, aileyi ve toplumsal yapıyı içeriden kemiren bir çürümedir, kokuşmadır.
Suç örgütleri ve suç baronları ise gayrimeşru yollarla elde ettikleri para, nüfuz ve korku üzerinden, devletin meşru otoritesine alternatif bir güç alanı oluşturmaya çalışan gayrimeşru yapılardır.
Çünkü suçun ve suçlunun nihai hedefi yalnızca para kazanmak değildir; hukukun alanını daraltmak, korkunun alanını genişleterek toplum üzerinde hâkimiyet kurmaktır.
İşte bu nedenle bugün yürütülen mücadele yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda hukukun üstünlüğü, toplumsal huzur, aile, gençlik, ekonomik düzen ve devlet otoritesi meselesidir.
Bu önemli mücadeleyi kararlılıkla yürüten, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, başta saygıdeğer Adalet ve İçişleri Bakanlarımız olmak üzere; bu büyük sorumluluğu omuzlayan, gerektiğinde elini, yüreğini ve bütün varlığını milletimizin huzuru, devletimizin bekası ve ülkemizin geleceği için taşın altına koyan bütün kahramanlarımıza millet adına gönülden teşekkür ediyoruz.
Evet devletin görevi kanunu uygulamaktır.
Fakat kanunu etkili, kararlı ve tavizsiz biçimde uygulamak; irade, cesaret ve süreklilik ister.
Bu güçlü ve sarsılmaz iradeyi ortaya koyan Muhterem Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımızı sunuyoruz.
DEVLETİN MÜCADELESİ, MİLLETİN DE MÜCADELESİDİR!
Ancak burada unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek daha vardır:
Devletin mücadelesi, milletin desteğiyle güç kazanır.
Çünkü hiçbir devlet, toplumun bütün kesimlerinin desteği olmadan suçun ve kötülüğün bütün kanallarını tek başına kurutamaz.
Ve bugün çok acı bir gerçekle karşı karşıyayız:
Maalesef bugün namus yoksunu sapkın güruh! sokaklarda pervasızca birbirlerine cesaret verirken; namuslular oturdukları yerde birbirlerinden cesaret beklemektedir!
İşte bu durum mutlaka değişmelidir.
KARANLIK ÖRGÜTLENİYORSA, AYDINLIK NEDEN SEYRETSİN?
Kimin neye, ne kadar gücü yetiyorsa; hiç olmazsa eliyle, diliyle, kalemiyle, bilgisiyle, mesleğiyle, çevresiyle ve imkânıyla doğrunun yanında durmalıdır.
Bir doğru söz, bir paylaşım, bir haksızlığa itiraz, bir yanlış bilgiyi düzeltmek küçümsenmemelidir.
‘‘Bütün uyuyanları uyandırmak için bir uyanık yeter’’ ya da ‘‘Bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar’’ gerçeğinden hareketle bütün büyük değişimler; doğru zamanda doğru yerde duran insanların cesaretiyle başlamıştır.
Bu nedenle mesele yalnızca ne yaptığımız değil; doğrunun yanında durma cesaretini birbirimize ne kadar verebildiğimizdir.
Ve unutulmamalıdır ki:
Kötülük yalnız kötüler cesur olduğu için büyümez; iyiler sustuğu zaman büyür.
Bir ülkeyi kötülerin, suçluların cesareti değil, iyilerin sessizliği yıkar.
BUGÜN SUSMA ZAMANI DEĞİLDİR!
O hâlde bugün susma zamanı, geri çekilme zamanı, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” deme zamanı değildir.
Bugün; doğrunun yanında saf tutma, hakikati savunma, hukuka güven verme ve devletin meşru mücadelesine toplumsal destek olma zamanıdır.
Devletin yürüttüğü mücadeleye sahip çıkmak…
Suç ve suç örgütlerine karşı devlet otoritesinin yanında durmak…
Çocuklarımızın, ailelerimizin ve geleceğimizin yanında durmak…
İhtiyaç duyduğumuz en büyük ortak paydamız budur.
Çünkü bugün doğruların yanında durmazsak, yarın yanlışların daha fazla görünür ve daha fazla cesur olduğu bir toplumsal zeminde uyanacağız!
Bugünün sessizliği, yarının bedeli olacaktır!
O hâlde:
Namuslular da namussuzlar kadar cesur olsun!
İyiler de iyilikte birbirlerine omuz versin.
Doğru, yanlış kadar görünür olsun.
Hakikat, yalan kadar hızlı yayılabilsin.
Millet, devletinin ve kendi huzurunun yanında kararlılıkla dursun.
İşte o zaman hiçbir suç örgütü kendisini devletin üzerinde göremeyecek;
hiçbir suç baronu toplumun kaderine hükmedemeyecek;
hiçbir kara para düzeni gençlerimizin geleceğini satın alamayacak;
hiçbir uyuşturucu şebekesi bir neslin hayatını karartamayacak;
hiçbir gayrimeşru yapı korkuyu millet iradesinin üzerine çıkaramayacaktır.
Çünkü karşılarında yalnızca devlet değil, devletine sahip çıkan bir millet olacaktır.
DOĞRUNUN HAKLININ YANINDA DUR!
Bunun için bugün yapılması gereken bellidir:
Doğrunun, haklının, çocuklarının ve geleceğinin yanında dur.
Devletinin yanında dur.
Gücün neye, ne kadarına yetiyorsa onunla…
Elinle, dilinle, kaleminle, bilginle, vicdanınla, mesleğinle, sosyal medya imkânlarınla, çevrenle…
Ama mutlaka dur!
Çünkü bazen tarih, büyük makam sahiplerinin değil; doğru zamanda doğru yerde duran insanların cesaretiyle değişir.
Yeter ki devlet kararlı, millet uyanık olsun.
Yeter ki iyiler birbirine omuz versin.
Yeter ki namuslular da, namussuzlar kadar cesur olsun!
Çünkü bir ülkeyi yalnızca kanunlar ayakta tutmaz.
Kanunun arkasında duran irade, hakikatin arkasında duran vicdan ve doğru zamanda ayağa kalkan millet bir ülkenin istikbalinin en büyük teminatıdır.
Tarih, kötülüğün ne kadar gürültü çıkardığını değil; iyilerin ne zaman ayağa kalktığını hatırlar.
O hâlde bugün tarafımız bellidir:
Hakikatten, milletten, Türkiye’den yana…
Ve unutulmasın ki:
Karanlık ne kadar örgütlenirse örgütlensin, karşısında kararlı bir devlet ve cesur bir millet varsa, hiçbir suç düzeni bu milletin kaderine hükmedemez Vesselam.
Erol KAVUNCU
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube