islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
31,3510
EURO
34,0021
ALTIN
2.096,30
BIST
9.097,15
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
12°C
İstanbul
12°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Az Bulutlu
12°C
Pazar Açık
15°C
Pazartesi Yağmurlu
14°C
Salı Hafif Yağmurlu
10°C

Birbirimize Güvenmemenin Toplumsal Bedeli

Birbirimize Güvenmemenin Toplumsal Bedeli
26 Ağustos 2017 08:35
A+
A-

İnsan ilk olarak doğduğu ailenin kimliğini alsa da içinde büyüdüğü toplumun değerleriyle kimlik kazanmaya devam eder. Bu kimlikler kendisine has bir kişiliği ortaya çıkarır ve oluşan bu kişilik üzerinden hayatını şekillendirecek kararlar alır. İnsanın toplum ile kurduğu ilişki de onun kişiliği üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Yapılan araştırmalar hayatta başarılı olanların genelde iyi ilişkilere sahip olduğunu, kendini başarısız görüp psikolojik problemleri olan insanların ise yaşadığı toplum ile sağlıklı bir iletişim kuramayanlar olduğunu ortaya koymaktadır.

Toplumlar da Hasta Olur

Toplumlar birbirinden farklı kişilik ve kabiliyetlere sahip olan bireylerden oluşur. O toplumun kalkınması ve ilerlemesi de bu bireyler arasında gerçekleşen iş yükü paylaşımı ile mümkündür. Bu ortak eylemi sağlayan ve devam ettiren en önemli referans fertlerin birbirine olan güven duygusudur. Fertler birbirine güvenmediği taktirde toplum bir amacı olmayan kalabalıklar yığını olmaktan öteye gidemez.

İnsanların psikolojisi olduğu gibi toplumların da psikolojileri vardır. Birbirine güvenmeyen fertlerin oluşturduğu toplum, psikolojik olarak hastadır. Toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran sosyal psikoloji bu konulara yönelerek güvensizliğin oluşturduğu yıkımları ele alır. Hasta toplum üretim ve gelişim için üstlenilmesi gereken riski göze alamaz ve dolayısıyla böyle bir ülkenin kalkınması da mümkün olmaz.

Toplumsal Güvensizliğin Bedeli

İnsan bir kimseye güvenmediğinde sadece onunla iş tutmak istemez. Ancak topluma güvenmediğinde hiçbir iş riskine girmek istemez. Ve kısa yoldan kazanıp hayatta kalmanın yollarını arar. Haksız kazanç, rüşvet, tefecilik, faiz, sayısal loto gibi haramlara ilişkin zaaflar bu toplumsal sorunun bir sonucudur. Bu da toplumdaki ekonomiyi ve gelişmeyi doğrudan etkiler.

Bugün birbirine güvenmeyen şirketler ve işverenler yüzlerce sayfalık sözleşmeler ile birbirinin şerrinden emin olmaya çalışmaktadır. Bu güven boşluğuiki tarafa da güvence verecek ayrı bir kurumları gerekli kılar. Banka gibi aracı kurumlar bu güven boşluğundan doğmakta, insanların birbirine borç verme hususundaki güvensizliğinden istifade etmektedir. Bu kurumlar ise yapılacak bir işi daha çok masraflı hale getirmeye ve durduk yere üçüncü bir ortağın oluşmasına neden olmaktadır. Ve yine adliyeler bu güvensizliğin çıkardığı krizlerin dosyalarıyla dolup taşmaktadır.

Toplumda hâkim olan bu güvensizlik, hizmet kurumlarını da etkileyerek torpil ve adam kayırma gibi haksızlıklara yol açar. Yöneticiler tanımadığı bir kabiliyet yerine tanıdığı ancak liyakati olmayan kişileri seçmek durumunda kalır. Bu da bir döngü halinde problemleri çoğaltır ve beklenen toplumsal ilerleme bir türlü sağlanamaz. Mutlu ülkeler ve şehirler araştırmalarında en mutsuz toplumların çoğunlukla aralarındaki güven ve itimadı yitiren toplumlar olduğu görülmektedir. Ve bu toplumun fertleri geleceğe umutla bakamamaktadır.

Güvensizliğin Kaynağı

İnsanların birbirine olan güvenini sarsan en büyük neden ya bir güven zedelenmesinden kaynaklanır ya da toplumda yaygın hale gelen yalan ve sözleşmeleri ihlâl bu atmosferi oluşturur. Toplumsal güvenin sarsılmasında en büyük vebal ise kendisine duyulan güveni zedeleyen ve suiistimal edenlere aittir. Çünkü bunların zedelediği güven başkalarına karşı temkinli olmayı gerektirmekte ve psikolojik olarak herkese şüpheyle yaklaşmaya neden olmaktadır. Ve bu da toplumun motivasyonuna büyük zarar verir.

İkinci olarak güvensizliğin kaynağı toplumda yaygın hale gelen yalan yanlış beyanatlardır. Peki insan niçin yalan söyler? Bu sorunun cevabı genelde şu iki zor durumdan kaynaklanmaktadır. Ya yaptığı bir yanlış eylemi gizlemek ya da bir menfaat kazanmak içindir. İnsanın, bu iki duruma düşmemek için sahip olması gereken en önemli ilke ise doğruluktur.

Güvenin En Büyük Teminatı Doğruluktur

İnsan bütün faaliyetlerinde doğru olanı yapma prensibini esas tutabildiği taktirde, bilerek ve isteyerek yanlış bir eylemde bulunamaz. Aynı şekilde doğruluğu ilke edinebildiği ölçüde bir menfaat kazanmak için yalana tenezzül etmez. Demek ki doğruluk bu iki durumda da en önemli koruyucu kavramdır. Ve güven duygusu, bu doğruluğun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla çocuklarımıza “yalan söylemeyin” demekten öte “hep doğru olanı yapın ki yalan söylemek durumunda kalmayasınız” ilkesini öğretmek gerekmektedir.

İslam’daki yalan söylememe, hırsızlık yapmama, yanlış beyanda bulunmama, kusurlu bir malın kusurunu saklamama gibi doğru olmayı tavsiye eden emirlerin arka planındaki maksada baktığımızda aslında Yüce Allah bu emirler ile bizim hayatımızı düzene sokmak istemektedir. İnsanların birbirine olan güvenini zedeleyen bu eylemlerin “günah”olması, Allah’ın rızasının gözetilmesiyle birlikte toplumun maslahatı içindir. Yüce Allah kullarına yönelik bu maslahatı gerçekleştirirken, toplumu ifsat eden bu günah sahiplerini büyük bir caydırıcılığı olan Cehennem ile korkutmaktadır. İnsanın insanı aldatmasını yasaklayan Allah böylece yarattığı kulunu diğer kulundan dini caydırıcılıkile korumaktadır.

Doğru Olmak Çok mu Zor!

Yanlış beyanların kökeni ya yanlış bir durumu saklamak ya da bir menfaat elde etmek ise bu iki zaafa düşmemek için hayatımızın her anında doğruluğu esas tutmamız gerekmektedir. Ancak bazen o yanlış ortaya çıktığında büyük bedellere neden olmaktadır. Ya da yalan söylenerek kazanılacak menfaat insanın bir ömür peşinde koştuğu çok önemli bir şey olabilir. İşte bu noktadaki zor kararlarımız, bizi biz yapan öncelik ve tercihlerimizmeselesini ortaya çıkarır.

İnsan yalan söyleyerek neyi saklıyorsa sakladığı o şeyi kendisini var eden ilkelerinden daha çok önceliyor demektir. Ya da neyi elde etmek için yanlış beyanda bulunuyorsa o şeyi yalan söylememek gibi hayati bir ilkeye tercih ediyor demektir. Halbuki Yüce Allah ayet-i kerimede çok zor durumda kalınsa bile yalan söylemeyip doğru olmaya çalışanın işlerini düzene sokacağını vadetmektedir:

 Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. (Ahzab 70-71)

Yüce Allah Ahireti Öncelememizi İster

Kur’an’ı Kerim’in birçok ayetinde dini ve insani ilkeleri çiğneyerek (ki her ikisi de aynı amacı gütmektedir) tercih edilen dünya hayatının aldatıcılığından bahsedilir ve tercihlerimizi ilahi rızaya göre yapmamız istenir:

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.” buyurur.(Fatır 5)

Buna rağmen bir menfaat elde etmek için yalan tercih edilerek Allah ve Resulü’nün yüzlerce kez uyardığı bir ilke çiğnendiğinde insanın şu soruyla yüzleşmesi gerekmektedir;

Yoksa dünyayı ahirete tercih mi ediyoruz?

Bu soruya verilen cevap yeni bir zor soruyu doğurmaktadır;

Gerçekten ahirete inanıyor muyuz?

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.