islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

Bu Çöküş İktidar Dahil Hepimizi Çökertir

Bu Çöküş İktidar Dahil Hepimizi Çökertir

Uğratıldıkları azap sonucu tarih sahnesinden sökülüp atılan ve günümüzde arkeolojik çalışmalara konu olan nice toplulukların çöküş sebeplerinden birine Aziz Peygamberimiz şöylece açıklık getirmektedir:

“Sizden önceki ümmetler örneğin İsrail oğulları günahlara daldıklarında bilginleri/erdemlileri onları menettiler ise de onlar  hak ve halk tanımaz isyanları ve zulümlerine devam ettiler. Ama bilginleri/erdemlileri  onlarla ilişkilerini sürdürmeyi, yiyip içmeyi  bırakmadılar. Kötülerle, kötülükleri içerisinde dayanışmayı ve kaynaşmayı sürdürdüler. Allah da onların kalplerini birbirine benzetti. Bu sebeple topluca  yıkıma uğradılar. İlahi azaba da mahkûm oldular.” (İ.Kesir Maide 5/78)

Geçmiş Unutulur Uyarılar Dinlenmez Oldu

1970 yılında Süleymaniye Camiinde başlayan İmam hatipliğim döneminde faizden rüşvete, tesettürden zinaya,  işçi haklarından işveren görevlerine kadar  hemen hemen bütün konulara el attık. Jakoben laik düzeni ve bu düzenle yapılan zulme konuşmalarımıza başkaldırdık. Seminerler verdik. Anadolu’yu konferanslarla dolaştık. Bizim ve bizler gibi nicelerin sağladığı katkılarla MSP iktidar ortağı oldu, AK Partisi de iktidar. Birileri kabul edemese de hakikat budur.

Son dönemlerde başarılara varis olan emeksiz yiyiciler çoğalınca yakın geçmiş unutulur oldu. İlgililer ve yetkililer de bu gibi  yalakalara rağbet etti. Uyarıda bulunanlar sevilmez olunca da Hakka çağrı ve Batıllardan sakındırma görevini yapanlar da azaldı. Netice de çöküş de hızlandı.

Böylesi İmkânları Bol  Ama Verimsiz Bir Dönem Görmedim

Tam elli yıldır hayatın içindeyim. Böylesine imkânları bol ama mânen kurak bir dönem görmedim. Kendi çocuklarının iktidarında  İslâm’ın gurbeti giderek arttı. Birkaç garibin dışında İslam’ı ananları, onun açısından hayat bakanları göremez olduk. Değerlerimizi savunanları da yalnız bırakır, üstelik ayıplar olduk. Yeni bazı örnekleri hatırlatalım:

Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı  Prof. Dr. Mehmet Karalı: ” Aile hayatına yönelik bazı politikaları YANLIŞ buluyorum. İyi bir çocuk yetiştirmek, iyi bir ev hanımı olmak Bakan ya da Başkan olmaktan veya Başarılı! bir iş kadını olmaktan çok daha elzemdir.” dediği için hücumlara maruz kaldı.

 İstifa etmek mecburiyetinde bırakıldı. Bizim diyebileceğimiz cenahtan hiç kimsenin gıkı çıkmadı.

16 Mart 2020 Habertürk’ün ana haber saatinde yaptığım konuşmada salgınlardan korunmak için çok yönlü önlemler almak gerektiğine dikkatleri çektim:

“ Başta gusül ve namaz abdesti, tırnak kesimi, su ile taharet olmak üzere vücut, elbise ve konut-iş yeri temizliğine değindim. Dinimizin alkollü içki yasağı ile organik/tayyip gıdalar yenilmesi emrini açıkladım. Bedensel temas olarak zinanın, eşcinselliğin, evlilik hayatında anal ve adet dönemi ilişkisinin haramlığını hatırlattım. Hastalık halinde tedavi olmamızın farz görevimiz olduğuna, karantina önlemlerine ve doğru kader anlayışımıza açıklık getirdim. Sosyal yardımlaşmaya vurgu yaptım. Namaz, oruç, zikir, tövbe ve duadan oluşan moral değerlerimize değindim.”

Konuşmamızın hiçbir bölümünde dinimizin önerip emrettiği bu kalıcı önlemlerle korona virüs arasında ilişki kurmadım…Aslında kurmalıydım .

Programcı olarak Veyis Ateş tebriklerini sundu, övgüler yağdırdı. Ama aradan birkaç saat geçmeden hurafeciler, seksüel prodüktörler, poposu taharetsizler, cenabet herifler, zinacılar ve eşcinseller devreye girdi, ehl-i hased de çıldırdı. Başını  Veyis Ateş ve sözüm ona medya ombudsmanı olan Faruk Bildirici’nin çektiği müfteriler üzerimize çullandı. Ama asıl önemli olanı, dinlediği konuşmamızdan ötürü beğenilerini dile getiren bir yetkilimize yapılan linç girişimini hatırlattığımda, tavır koyamadı, “nasıl olur? bile diyemedi de kem küm etmekle yetindi.

Devletle bir bağlantım, çıkar ilişkim ve  memuriyetim olmadığı için bana bir şey yapılamadı.

Son günlerde Ebubekir Sofuoğlu hocamızın Akit TV’deki konuşması gündeme geldi. Konuşması şöyleydi:

“Hedonist merkezli gelişen ‘Z’ kuşağı ile karşı karşıyayız. Ben 27 senedir üniversitede çalışıyorum, son birkaç senedir derslerin bu denli boş olduğunu görmedim. Derse devam yüzde 60-70 seviyesinden yüzde 30-40 civarına düştü. Efendim neymiş, üniversiteler şehirleri geliştiriyormuş. Yalan. Böyle bir şey yok. Üniversitelerin şehirleri geliştirdiğinin göstergesi ne olur? Laboratuvarlar artar, kütüphaneler artar, araştırma merkez ve enstitüleri artar. Gidin bakın üniversitelere. Bütün Türkiye’de üniversitelerin yerleştiği yerler Nişantaşı’na döndü. Nerdeyse fuhuş evleri. Gelin ben sizi apartları gezdireyim, komşularıyla konuşturayım, emlakçıları dolaşıp onları dinleyelim…” demiş.

Bizim hocalarımız/münevverlerimizin kamuya yönelik konuşurken Rabbimizin buyruğu üzere doğru ama açık seçik, yumuşak, muhatabın anlayacağı şekilde kolay ve anlaşılır, sevdirici ve düşündürücü bir dille konuşması gerekir.

Hepimizin yaptığı/yapabileceği hatalardan birini yapan hocamız istisnaların varlığına değinmeden  genelleme yaptılar. Bu bir hataydı ama ortada herkesin bilip değinemediği hakikatler de vardı.

 Bu hakikatler üzerinde yoğunlaşarak düşünülmesi gerekmez miydi? Bırakınız karşı mahallelileri, İstanbul Sözleşmesi’nin kabulünün ayıbını duymayan cenahımızın insanları da birbiri ardına kıyamet, kopardılar. Fatih Altaylı gibi bulunduğu yerden sökülüp atılması gereken birinin diliyle  hocamızın üniversiten  atılması bile gündeme getirildi.

Aleyhimize tavır koyanlara biz de tavır koyarız diyeceğim ama korkarım, İstanbul Sözleşmesi’ne evet diyenler bizi de gözden çıkarırlar.

Bilinçsiz Yüreksizlerimize Sunalım

Kolaya kaçalım da Ebubekir hocamız suçlayalım. Tamam suçlayalım da yürek sızısıyla gündemimize taşıdığı çuvallara sığdırılamaz hakikatleri ne yapacağız? Biz de İslâm’ın sırtından geçinen bizim sömürücülerimize soralım:

Eğitim sistemimizde ve Diyanet hutbelerinde tesettürsüzlük,[1] gözlerden uzak birliktelik, zina, eşcinsellik, içkili danslı eğlenceler gibi haramlar   öğretilip uyarıda bulunuluyor mu?
Kadına yönelik şiddetin bir bölümü sevgilileri tarafından üniversiteli kızlarımıza yönelik olarak işlenmiyor mu?
Sözlü ve yazılı medya, dizi filmlerimiz sevgili edinmeyi, flörtü ve  evlilik dışı  ilişkileri onaylayıcı ve zımnen teşvik edici bir dille sunmuyorlar mı?
Üniversiteli kız çocuklarımızın modaya uyarak teşhir ölçülerine varan yarı üryan giyimlerinden rahatsız olanlarımızı var mı? Çürümenin  İmam hatip okulları öğrencilerinde bile  başladığını, namaz kılmaz tesettürlerimizde de görüldüğünün farkında mıyız?
Aile gözetimden uzak illerde üniversiteli kızlarımızın içinde bulunduğu ahlâki tehlikeleri ve ne ölçüde sömürülüp şehvetperestlere peşkeş çekildiğini yüzde kaçımız dert ediniyor?

Sorularımızı çoğaltabiliriz?

Yıllardır gerçekleri haykıran Ebu Bekir hocamızın üslup hatası önemli de değindiği gerçekler önemsiz mi?  Hılaf-ı hakikat mi?[2]

Sebeplerine ilgisiz kaldığımız sonuçlara işaret edildiğinde  neden tam bir riyakârlıkla karşı çıkıyoruz?

Sözü Rabbimize bırakalım:

“Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler, aslında birbirlerinin dostu, müttefikidirler. Birbirlerinin haklarını menfaatlerini korurlar. Eğer siz de, öyle ittifaklar yapmaz, haklarınızı ve menfaatlerinizi koruyacak teşkilât ve otoriteye sahip olmaz, kamu görevlerini icrada müslümanlara yetki vermezseniz, ülkede, yeryüzünde temel hak ve özgürlükler tecavüze mâruz kalır, baskı, zulüm ve işkence doğar, büyük bir kargaşa ve dengesizlik baş gösterir. (Enfal 8/78)

Yazarın diğer yazılarını aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.mirathaber.com/author/alirizademircan/

[1] Diyanetin bir tesettür hutbesi dahi okutturmadığını yazdığımda bir yalaka beni yalanlamaya kalktı. Meğer iki yıl önce bir hutbe okunmuş. Kendim Cuma kıldırdığım için atlamışım. Okunan hutbeyi bulup okuduğumda daha bir utandım. Çünkü o hutbeye tesettür hutbesi  demek için yalancı şahitler gerekiyordu.

[2] Makalemi bitirirken Üniversitelerimizdeki cinsel tacizlere bir yenisinin daha eklendiğini, cinsel suçların mânevi tahrikçilerinden  biri olan Hürriyet’ten öğrendim.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.