
Doç. Dr. Ahmet Özkan’ın Gulca, Kaşgar, Artuş ve Urumçi’de yaptığı gözlemler, Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da yürüttüğü sistematik asimilasyon politikasını bir kez daha gözler önüne serdi. İbadete kapatılan camiler, engellenen türbe ziyaretleri, kamusal alandan uzaklaştırılan Uygur Türkçesi ve aralıksız gözetim, bir milletin dinî ve kültürel hafızasının adım adım silindiğini ortaya koyuyor.

Yaklaşık bir hafta boyunca Doğu Türkistan’ı gezen Doç. Dr. Ahmet Özkan, bölgedeki izlenimlerini sosyal medya hesabından kamuoyuyla paylaştı. Seyahat masraflarını kendisinin karşıladığını belirten Özkan; Gulca, Kaşgar, Artuş ve Urumçi’de din, dil ve ibadet özgürlüğü bakımından son derece ağır bir tabloyla karşılaştığını aktardı.
Özkan’ın sahadan aktardığı gözlemler, Çin yönetiminin uluslararası kamuoyuna sunduğu “normalleşme” görüntüsünün ardında Uygur Türklerinin kimliğini hedef alan yoğun bir baskı düzeninin devam ettiğine işaret ediyor.
Özkan, ziyaret ettiği şehirlerde karşılaştığı tabloyu şu sözlerle özetledi:
“Gezdiğimiz şehirlerde dil, din ve ibadet özgürlüğü noktasında olumlu hiçbir şey göremedik.”
Özkan’ın aktardığına göre bölgedeki tabelalar büyük ölçüde Çinceye çevrilmiş durumda. Kamusal hayatta da Çincenin hâkim kılınması, Uygur Türkçesinin gündelik yaşamdan uzaklaştırıldığını gösteriyor. Bir milletin dili yalnızca haberleşme aracı değildir; onun hafızası, tarihi ve dünyayı kavrayış biçimidir. Uygur Türkçesinin görünürlüğünün azaltılması, Çin’in uyguladığı asimilasyon siyasetinin en belirgin unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Özkan’ın gözlemlerindeki en çarpıcı bölüm, camilerin durumu oldu. Akademisyen, gördükleri camilerin ya tamamen kapalı olduğunu ya da yalnızca belirli saatlerde turistik ziyarete açıldığını, buralarda ibadete izin verilmediğini söyledi. Bu tablo, camilerin ibadethane olmaktan çıkarılarak turistlere gösterilen tarihî yapılara dönüştürüldüğünü düşündürüyor. Böylece İslam’ın yaşayan bir inanç olarak toplumdaki varlığı sınırlandırılırken camiler de asli işlevlerinden koparılıyor.
Özkan’ın Gulca’daki ilk durağı Beytullah Camii oldu. Caminin çevresinin kapatıldığını belirten Özkan, yetkililerin kendilerine yapının restorasyonda bulunduğunu söylediğini aktardı. Bu nedenle camiye girilemedi.
Kaşgar’ın sembol yapılarından Heytgâh Camii’nin yalnızca belirli saatlerde turistik ziyarete açıldığı, namaz kılınmasına ise izin verilmediği belirtildi. Özkan, iki gün üst üste caminin kapısından çevrildiklerini, ancak üçüncü gün pasaportlarını göstermelerinin ardından sınırlı biçimde içeri girebildiklerini ifade etti.
Baskı yalnızca camilerle sınırlı değil. Doğu Türkistan’ın Türk ve İslam kimliğini temsil eden tarihî şahsiyetlerin türbelerine ulaşmak da çeşitli biçimlerde engelleniyor.
Özkan’ın verdiği bilgilere göre:
Tarihî ve dinî mekânlara getirilen bu kısıtlamalar, Uygur Türklerinin geçmişleriyle bağ kurmasını zorlaştıran daha geniş bir kültürel silme politikasının parçaları olarak değerlendiriliyor.
Özkan, seyahat boyunca birçok kez pasaport kontrolünden geçirildiklerini de belirtti. Bölge halkının kameralar, ses kayıt sistemleri, telefon uygulamaları ve internet kısıtlamaları aracılığıyla sürekli gözetim altında tutulduğu izlenimini edindiklerini kaydetti. Bu ağır denetim düzeni, insanların yalnızca hareketlerini değil; kimlerle görüştüklerini, nasıl ibadet ettiklerini ve dijital ortamda ne paylaştıklarını da kontrol etmeyi amaçlayan kuşatıcı bir sisteme işaret ediyor.
Doğu Türkistan’da ortaya çıkan tablo, sıradan güvenlik uygulamalarıyla açıklanabilecek nitelikte değil. Dilin kamusal alandan çıkarılması, camilerin ibadete kapatılması, tarihî mekânlara erişimin engellenmesi ve toplumun teknoloji aracılığıyla sürekli gözetlenmesi aynı hedefte birleşiyor: Uygur Türklerini dinlerinden, dillerinden ve tarihî kimliklerinden uzaklaştırmak. Bir millet yalnızca insanları öldürülerek yok edilmez. Dili unutturulduğunda, mabedi kapatıldığında, geçmişiyle arasındaki bağ kesildiğinde ve çocukları kendi kimliğine yabancılaştırıldığında da yok oluşun eşiğine sürüklenir.
Özkan’ın sahadaki gözlemleri, uluslararası kuruluşların daha önce yayımladığı raporlarla da örtüşüyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uygurlar ile diğer Müslüman topluluklara yönelik keyfî ve ayrımcı tutuklamaların kapsamının “insanlığa karşı suçlar başta olmak üzere uluslararası suçlar teşkil edebileceğini” bildirmişti. Raporda dinî özgürlüklere, azınlık dillerine ve özel hayata yönelik ağır kısıtlamalara da dikkat çekilmişti.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü de kitlesel gözaltı, siyasî telkin, dinî baskı ve yoğun gözetim uygulamalarını insanlığa karşı suç kapsamında değerlendiren raporlar yayımladı. Çin yönetimi ise bütün bu suçlamaları reddediyor; politikalarını terör ve aşırılıkla mücadele, meslek eğitimi ve bölgesel kalkınma gerekçeleriyle savunuyor.
Ancak Doç. Dr. Ahmet Özkan’ın doğrudan sahadan aktardığı kapalı camiler, susturulan dil ve kesintisiz gözetim manzarası, Doğu Türkistan’daki meselenin bir güvenlik politikası değil, bir milleti kendi kimliğinden koparmaya yönelik sistematik bir asimilasyon süreci olduğunu bir kez daha gösteriyor.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube