
YÖNETİCİ SİYASİ VE ASKERİ RİCALİN ÖNEMİ
Çanakkale zaferinin 111. yıldönümü kutluyoruz. Allah şühedamıza vadettiği âli makamları lütfeylesin. Rabbim merhum şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a da rahmet eylesin. Çanakkale zaferinin destanını yazmış, söylenebilecekleri dile getirerek tercümanımız olmuştur. Onun söylediği şu dizelerin üstünde, başka ne söyleyebiliriz:
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi…
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Niçin Şehidler Verdiğimizi Sorgulayamadık
Osmanlı ecdadımız on binlerce gencecik evladı ve aydınlarını bu savaşta toprağa vermiştir.
Çanakkale zaferi her yıl bütün devlet ve millet imkanları kullanılarak kutlansa yeridir. Yeridir de asıl ibret alınması gereken dersler de ihmal edilmemelidir. Maalesef bunu ihmal ediyor, yeni Çanakkale savaşlarının verilmemesi için alınması gereken dersleri milletimizin gündemine getiremiyoruz. Üstelik bu gün karşımızda Çanakkale’de müttefikimiz olan Almanya dahil bütün batı ülkeleri vardır. İngiliz aynı İngiliz’dir. Üstelik başımızda bir de Amerika belası var. Rusya da aynı Moskof’tur. Bütün İslam dünyasının bir Ukrayna kadar değer taşımadığı görüldü.
Evet dersler alınmalıdır. Bunun için sorular yöneltilmesi gerekir.
Biz niçin Almanya’nın yanında savaş girdik. Girişe mecbur kalışımızın asıl sorumluları kimlerdir?
Bizler Alman Mareşal Liman von Sanders’in kumandasında savaşacak millet miydik. Bu hale nasıl düşürüldük?
Çanakkale geçilmez yalanını niçin kendimize inandırmaya çalışıyoruz? Evet 1915 – 1918 yılları arasında destansı bir savunmamız var. 200 bini aşkın şehid verdikten sonra ne oldu da 1918 de İngiliz, Fransız ve italya donanması Çanakkale boğazını geçerek İstanbul’u beş yıl işgal altında tutabildi?
Tarihçi değiliz, görebildiğimiz kadarıyla baş sorumlular ve suçlular yeteneksiz ve muhteris siyasiler ve askeri rical olmuştur. Bir diğer anlatımla yönetici kesim.
Kuranımızın Mele’ dediği bu gibi kadrolar tarihi dönemler boyu batılların öncüleri ve peygamberlere karşı başlatılan karşıt mücadelenin de da savaşçıları olmuştur.
Halimiz Düşündürücüdür
Önemli bir sanayi kuruluşumuzu ziyaret eden inançlı genç parti başkanımıza problemlerimizi nasıl çözeceksiniz, diye sorulduğunda kolay demiş ve ilave etmiş:
Sol tandanslı bir genel başkan da “Merkez bankasını yönetimden bağımsız kılarak” işe başlayacaklarını- yani gerçekte Batı’ya ve Amerika’ya teslim olacaklarını- söylemişti.
Acı olan genelimizin tarih şuuruna sahip bilgili ve bilinçli inançlı insan yetiştirmenin önemini fiilen kavrayamayışımız, borca dayalı para sistemi ve faize müstenid ekonomiyle gelişebileceğimiz batılında ısrar edişimizdir.
Daha da acı üzüntü verici olanı ateist ve de deist olan AB kapısında onursuzca bekleyişte gelecek görmenin bütün siyasi ve askeri ricalin genel kabulüne mazhar oluşudur.
Allah milletimize ve özelde siyasi ve askeri ricalimize İslam’a dönüş basireti ve bilgece şahlanış ihsan eylesin.
Ümitsizlik haramdır. Sözlü ve fiili dualarımızla bekliyoruz. Allah kullarına merhametidir. O, “ol” derse her şey olur.
Sözü Rabbimize bırakalım:
“ Yaptıkları sebebiyle Biz bir ülkeyi/medeniyeti tarih sahnesinden silmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarını yöneticiler yapar emirler yöneltiriz. Onlar da kurduğumuz doğal dengeyi/İslamî düzeni düzeni bozarlar. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.” (İsra 16)
Ali Rıza Demircan
İSLAMİ HABER “MİRAT”
*Yakın Tarihte Gölgeye Düşen Hakikatler ve Cevat Paşa Misali*
Yakın tarihimizde bazı kahramanlıkların, başarıların veya kritik figürlerin “gizlenmeye çalışılması” ya da arka plana itilmesi, genellikle siyasi-ideolojik tercihler, resmi anlatının tekilleştirilmesi, kişisel husumetler, yeni rejimin meşruiyet inşası ve tarih yazımındaki seçicilik gibi sebeplere dayanır. Bu durum, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde sıkça görülür: Zaferler kutlanır ama bazı aktörler (özellikle eski rejime yakın olanlar, muhalif eğilimliler veya “yanlış” cephede görülenler) vurgulanmaz, hatta unutturulur.
Bu, tarih kitaplarında, resmi törenlerde ve eğitim müfredatında belirgindir.
Verdiğiniz örnek -Cevat Paşa (Çobanlı) ve Çanakkale Zaferi’ndeki rolü- tam da bu olgunun tipik bir tezahürüdür. Metninizde belirtilen hususlar büyük ölçüde tarihî gerçeklere dayanır, ancak bazı ifadeler (telgraf alıntıları gibi) kaynaklarda tam olarak doğrulanabilir niteliktedir. *Aşağıda, konuyu tahlil ederek açıklıyorum:*
Cevat Paşa’nın Çanakkale’deki Celîl Rolü
Cevat Paşa (1870-1938), Harp Akademisi’ni birincilikle bitirmiş, Abdülhamid Han’ın yaverliğinde bulunmuş, sonradan “Halaskâr” lakabıyla anılan bir kumandandır. 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevkii Kumandanı olarak tayin edilmiş, Alman Liman von Sanders Paşa’nın “düşmanı boğaz girişinde karşılayalım” ısrarına rağmen, kendi stratejik basiretiyle savunmayı boğazın orta ve dar kesiminde yoğunlaştırmıştır.
Zaferin en kritik unsuru, Nusret Mayın Gemisi‘nin 7-8 Mart 1915 gecesi Erenköy Karanlık Liman’a döktüğü 26 mayındır – bu emir doğrudan Cevat Paşa’dan gelmiştir. 18 Mart 1915’te İtilaf donanması (İngiliz-Fransız) bu mayınlar sayesinde ağır zayiat vermiş (üç zırhlı batmış, donanmanın üçte biri harap olmuş, 700’den fazla asker kaybedilmiş), Türk tarafı ise 115 şehitle zaferi kazanmıştır. Cevat Paşa, “Gittiler, geçemediler, geçemeyecekler” sözüyle tarihe mal olmuş, “18 Mart Kahramanı” unvanını almıştır. II. Abdülhamid Han zindanda bile “Cevat Paşa’yı tanırım, maiyetimde bulundu” diye iltifat etmiştir.
Sonraki Safha: Filistin Cephesi ve “Yanlış” Algısı
Zaferin ardından Cevat Paşa’nın yıldızı parlamış, Galiçya’ya, sonra 8. Ordu Kumandanlığı’na tayin edilmiştir. Lâkin 1918 Eylül’ünde Sina-Filistin Cephesi’nde (Nablus Muharebesi) Yıldırım Orduları Grubu çökmüştür. İngiliz taarruzu karşısında 7. Ordu (M. Kamal Paşa kumandasında) ric’at etmiş, bu da 8. Ordu’nun (Cevat Paşa) arkadan kuşatılmasına yol açmıştır. Ordu büyük ölçüde imha olmuş, Cevat Paşa da ağır eleştirilere maruz kalmıştır.
M. Kamal Paşa’nın 7 Ekim 1918 tarihli Halep’ten İstanbul’a çektiği telgrafta (kaynaklarda mevcut), Enver Paşa’yı “ahmak” diye nitelediği, Cevat Paşa’yı “ilk top sadâsında ordusunu bırakıp şaşkın tavuk gibi kaçan kumandan” olarak itham ettiği görülür. Mersinli Cemal Paşa da Dera’da M. Kamal’e “Üç ordu müşterek mukavemet gösterseydi bu perişanlık olmazdı” diye sitem etmiştir. Bu olay, iki kumandan arasında bir “yanlış anlaşılma” veya karşılıklı itham doğurmuştur.
Mütareke sonrası Cevat Paşa kısa süre Harbiye Nazırı (19 Aralık 1918 – 13 Ocak 1919) olmuş, sonra Genelkurmay Başkanlığı’na getirilmiştir. Ancak Milli Mücadele’ye tam katılmamış, 1922’de mebus seçilse de arka planda kalmış, 1924’te mebusluktan istifa edip Askerî Şûra Üyeliği’nde bulunmuştur. 1935’te yaş haddinden emekli olmuş, 1938’de vefat etmiştir.
Neden “Adem”e Mahkûm Edildi? Gizlenmenin Sebepleri
Cumhuriyet döneminde Cevat Paşa’nın (ve Nusret’in komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey’in) Çanakkale’deki rolünün unutulması veya gölgede kalmasının başlıca âmilleri şunlardır:
• Resmî Tarih Yazımının Tekilleşmesi – Zafer anlatısı, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa etrafında yoğunlaştırılmıştır. Cevat Paşa’nın zaferdeki mimarlığı, Alman komutan Liman von Sanders’in rolüyle birlikte “eski rejim”e bağlanarak arka plana itilmiştir.
• Ferdi Husumet ve Algı – Filistin ric’atindeki ithamlar (telgraf alıntıları gibi), yeni rejim kadrolarında “güvensizlik” oluşturmuş olabilir. Cevat Paşa’nın Abdülhamid yaverliği geçmişi ve mütareke dönemindeki nazırlığı, “eski düzen”le irtibatlandırılmıştır.
• İdeolojik Seçicilik – Cumhuriyet’in kuruluş narratifi, Osmanlı’nın son dönem zaferlerini bile “yeni kahramanlar” üzerinden anlatmayı tercih etmiştir. Cevat Paşa gibi figürler, “unutulmuş kahramanlar” kategorisine düşmüştür – tıpkı bazı diğer paşalar gibi.
• Vefa Eksikliği – Nusret mayınlarının döşenmesi gibi kritik hamleler, ferdi kahramanlık olarak değil, kolektif zafer olarak sunulmuştur. Bu, tarihî figürlerin silinmesine yol açmıştır.
*Netice-i kelam:* Yakın tarihimizde bazı hususların gizlenmesi, çoğu zaman “meşruiyet inşası” ve “tek anlatı” arzusundan kaynaklanır. Cevat Paşa’nın hikâyesi, bu trajedinin bariz misalidir: Çanakkale’yi geçilmez kılan deha, sonradan “adem”e mahkûm edilmiştir. Lâkin hakikat er geç zuhur eder; bugün bile tarihçiler ve araştırmacılar (Derin Tarih, Fikriyat gibi mecralar) bu rolü yeniden aydınlatmaktadır.
Ahmet Ziya İbrahimoğlu