Gündem

Çöküşü durdurup yükselişe geçme zamanı

Çöküşü durdurup yükselişe geçme zamanı

Kemal Tahir, Osmanlı İmparatorluğu’nun henüz çökmediğini, çöküşün halen devam ettiğini yazmıştı. Gerçekten de, Türkiye Cumhuriyeti yeni bir devlet olarak değil yeni bir rejim olarak kuruldu. Başta TBMM ve ordu olmak üzere Osmanlı kurumlarının tamamı Cumhuriyet’te devam etti. İstanbul bürokrasisi sadece yer değiştirdi, Ankara’ya taşındı. Osmanlı devlet yapısındaki çürüme dahi aynen Cumhuriyet’e aktarıldı. Cumhuriyet, Osmanlı’dan önemli bir tartışmayı da tevarüs etti: Ülkenin istikameti ne olacak?

 

Kemal Tahir, Osmanlı İmparatorluğu’nun henüz çökmediğini, çöküşün halen devam ettiğini yazmıştı.

Gerçekten de, Türkiye Cumhuriyeti yeni bir devlet olarak değil yeni bir rejim olarak kuruldu. Başta TBMM ve ordu olmak üzere Osmanlı kurumlarının tamamı Cumhuriyet’te devam etti. İstanbul bürokrasisi sadece yer değiştirdi, Ankara’ya taşındı. Osmanlı devlet yapısındaki çürüme dahi aynen Cumhuriyet’e aktarıldı.

Cumhuriyet, Osmanlı’dan önemli bir tartışmayı da tevarüs etti: Ülkenin istikameti ne olacak? Osmanlıcılık mı, Ümmetçilik mi, Türkçülük mü? Cumhuriyet elitleri bu tartışmayı bıçakla keser gibi kesip attılar; yeni rejimin istikameti “Türkçülük ve Batıcılık” olacak dediler. Çankaya sofrasında sabaha karşı alınan bir kararın eleştirilmesi, tartışılması mümkün değildi. Bu istikamet derhal ülkenin tamamına dayatıldı.

Çökmeyen, henüz çökmekte olan ve fertleri “ulus” değil “ümmet” ruhu taşıyan bir imparatorluğun Türkçülük gibi sınırlandırıcı, Batıcılık gibi toplumun dokusuyla uyuşmayan bir istikamete girmesi doğal olarak reaksiyonla karşılaştı. Sadece Kürtler, Araplar değil, Türkler de bu ceberut şablonculuğa itiraz ettiler. Geride bıraktığımız 103 yıl, bu ilk düğmesi yanlış iliklenen dar elbisenin ürettiği sorunların, arızaların tartışılması ve kavgasıyla geçti.

Türkler ve Kürtler, birlikte, dayanışma halinde baskıya direndiler. Kürtlerin, devletin “ulusçu” kimliği nedeniyle daha ağır fatura ödediği yadsınamaz bir gerçek ancak Türkler, “kara Türkler”, muhafazakâr, dindar Türkler de bu ulusçu yaklaşımı onaylamadı. 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi, 2002’de AK Parti’nin tek başına seçilmesi ve aradaki tüm çok partili dönemlerde aynı mefkurenin iktidarda olması, Cumhuriyet’in istikametini dönüştürmeye yönelik itirazlardı. Bu dönüşüm, en köklü ve en sağlıklı şekilde 24 yıllık AK Parti dönemlerinde gerçekleştirildi.

Şimdi sorumuz şu: Hâlâ çökmekte olan Osmanlı Devleti’ni ve onun bakiyesi olan toprakları “devletçik” veya “özerklik”, “federasyon” vs. adı altında daha da küçük parçalara ayırıp çöküşü tamamlayacak mıyız? Yoksa devleti, devletleri dönüştürüp çöküşü durduracak mıyız?

Coğrafyayı minik parçalara ayırıp kolay lokmalar mı yapacağız, başta petrol olmak üzere ümmetin zenginliğinin Batı tarafından sömürülmesini izleyecek, hatta onlara alan mı açacağız, yoksa ittifakları büyütüp farklı sınırlar içinde farklı halkların güç birliğini mi sağlayacağız?

Hiç kuşkusuz, aklın, mantığın, daha da ötesi “İslâm kardeşliğinin” gereği, bölünmek, ayrışmak değil, birleşmek olacaktır. Bu bir hayal değildir, ütopya değildir. Bu “yeni Osmanlıcılık” da değildir. Bu, tarihin de, bugünün de, jeopolitiğin de gereğidir. Coğrafyamızdaki her Müslümanın, Müslüman olmanın bir gereği olarak savunması, uğruna yaşaması, uğruna ölmesi gereken ideal de sadece budur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem kendisinin hem de miras aldığı siyasi geleneğin özü de tam olarak budur. Erdoğan’ın, 2025’te Kızılcahamam’da yaptığı manifesto niteliğindeki konuşmayı hatırlayalım: “Türk, Kürt, Arap eğer bir aradaysa, birse, beraberse işte o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır. Ayrıştıklarında, bölündüklerinde, uzaklaştıklarında ise mağlubiyet, hezimet, hüzün vardır.”

Türk ve Kürt, 103 yıl boyunca, çöküşü durdurmak, ayrışmayı önlemek için omuz omuza birlikte direndiler. Bugün her iki tarafta da, coğrafyanın zenginliklerini Batı’ya peşkeş çekmek için bölünmeyi savunanların aksine, hâlâ çok sayıda Türk ve Kürt aynı ideali taşımaktadır.

Türkiye bizim ortak vatanımız, devlet ortak devletimizdir. Yapılması gereken, 103 yıl boyunca olduğu gibi, devleti ayrıştırma değil devleti dönüştürme mücadelesi olmalıdır. 103 yılda bu uğurda önemli mesafe de kat edilmiştir.

Suriye’de geçen yılki devrimin ardından geçtiğimiz hafta da ABD/İsrail uzantısı terör örgütüne ağır darbe vuruldu. Erdoğan’ın siyaseti, Türkiye’de devleti dönüştürürken, Suriye’de “İslâm İttifakı” idealine inanmış yeni bir devlet inşa etti. Şimdi Türkiye’nin ve Suriye’nin Türkleri, Kürtleri, Arapları arasındaki sınırlar kalkıyor; müstakil iki devletli ama tek milletli bir ittifak doğuyor.

Türk, Kürt ya da Arap, hepimize düşen bu ittifakla heyecanlanmak, umutlanmak, dua etmek ve sağlam durmaktır. Çöküşü durdurabilirsek, yeni bir sevgi medeniyetini de hep birlikte kurabiliriz. Başka seçeneğimiz de yok zaten.

Aydın Ünal / Yeni Şafak

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

Recent Posts

  • Gündem

Hüseyin Bozkurt, İmamoğlu, Benden 8 Milyon Dolar Rüşvet Aldı

İmamoğlu Davasında 8 Milyon Dolarlık Rüşvet Beyanı Medicana Hastaneleri'nin Sahibi ''Hüseyin Bozkurt'' Ekrem İmamoğlu, Benden…

5 saat ago
  • Genel

İsrail Basınında MIZRAK Alarmı!

İsrail Basınında MIZRAK Alarmı: "Türkiye Doğrudan Vuruş Menziline Aldı" Tel Aviv merkezli analiz platformu Nziv,…

6 saat ago
  • Avrupa

Brüksel’in Türkiye Düşmanlığı

Yunanistan Sürükledi, AB Yine Arkadan Vurdu: Brüksel’in Türkiye Düşmanlığı Bitiş Çizgisini Aştı! Türkiye ile Libya…

6 saat ago
  • Genel

Bedir Mutabakatı İmzalandı

Dört İslam Ülkesinden Güç Birliği: Bedir Mutabakatı İmzalandı Türkiye, Endonezya, Katar ve Pakistan, savunmada iş…

7 saat ago
  • Gündem

Kapitalizmin Mabetleri: İbadetimiz Alışveriş, Kıblemiz Vitrin mi?

Kapitalizmin Mabetleri: İbadetimiz Alışveriş, Kıblemiz Vitrin mi? İnsanlık tarih boyunca kutsal mekânlar inşa etti. Kimi…

7 saat ago
  • Genel

FRANSA’DA OLANLAR NEYİN NESİ?

FRANSA’DA OLANLAR NEYİN NESİ? Bir zamanlar Avrupa’nın en müreffeh ülkelerinden biri olarak gösterilen Fransa’da halk…

8 saat ago