Maurice Jarre gerçekten iki ay boyunca çölde bir çadırda yalnız mı yaşadı? Yıllardır anlatılan bu hikâyenin hangi kısmı gerçek, hangi kısmı efsane?
Bazı film müzikleri vardır; filmi izlerken duyarsınız ve sahne bittiğinde müzik de biter. Bazı müzikler ise filmin kendisini aşar. Yıllar geçer, oyuncuların yüzleri unutulsa bile o melodi hafızalarda yaşamaya devam eder..
“Çağrı”nın müziği işte böyle bir eser.
1976 yılında Mustafa Akkad‘ın yönettiği The Message, Türkiye’de bilinen adıyla Çağrı, İslam’ın doğuşunu ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatının ilk dönemlerini sinemaya taşıdı. Filmde Efendimiz’in (s.a.v.) doğrudan gösterilmemesi gibi son derece hassas bir anlatım yöntemi tercih edildi. Bu anlatımın en önemli unsurlarından biri de hiç şüphesiz müzikti. Filmin müziklerini Fransız besteci Maurice Jarre hazırladı ve eser, 1978’de En İyi Özgün Müzik dalında Oscar’a aday gösterildi..
Peki bu müzik nasıl ortaya çıktı?
İşte burada yıllardır anlatılan çarpıcı bir hikâye karşımıza çıkıyor.

Anlatılanlara göre Mustafa Akkad, Çağrı filminin müziklerini yapması için Maurice Jarre‘a teklif götürdüğünde Jarre işi kabul etmek için özel bir şart ileri sürdü: Çölü hissetmek istiyordu.
Türkçe kaynaklarda yıllardır aktarılan hikâyeye göre Jarre, yaklaşık iki ay boyunca çölde bir çadır kurarak yalnız yaşadı ve filmin atmosferini anlamaya çalıştı. Hatta bazı anlatımlarda, çölün sessizliğini dinlediği, İslam coğrafyasının müzikal dokusunu araştırdığı ve bu süreçte eserini şekillendirdiği ileri sürülüyor.
Fakat burada önemli bir ayrıntı var:
Bu iki aylık çöl hikâyesini kesinleşmiş bir tarihî gerçek olarak sunmak doğru değil.
Çünkü araştırıldığında bu iddiayı doğrudan doğrulayan güçlü bir birincil kaynak bulmak zor. Buna karşılık Jarre‘ın Ortadoğu müziklerini araştırdığı ve bölgenin müzikal kültüründen yararlandığı yönünde daha sağlam bilgiler bulunuyor. Arapça kaynaklarda da Jarre’ın Ortadoğu’ya yaptığı seyahatlerden, Kahire‘de ezanları ve bölgesel müzikleri dinlediğinden söz ediliyor.
Yani belki de “çölde iki ay” hikâyesinin arkasındaki gerçek, anlatıldığı biçimden daha genişti.

Maurice Jarre sıradan bir film müziği bestecisi değildi. Arabistanlı Lawrence ve Doktor Jivago gibi dev yapımların müziklerine imza atmıştı.
Mustafa Akkad‘ın Jarre’ı seçmesi de tesadüf değildi.
Akkad, Çağrı‘yı sıradan bir film olarak görmüyordu. İslam’ın Batı’da yanlış tanınmasına karşı bir köprü kurmak istediğini söylüyordu. Nitekim daha sonraki anlatımlarında, Müslüman olarak Batı’da yaşadığı için İslam’ı doğru anlatmayı bir görev olarak gördüğünü ifade etti.
Böylesine büyük bir projenin müziği de filmin ruhuna uygun olmak zorundaydı.
Jarre‘ın yaptığı tam olarak buydu.
Batı‘nın senfonik müziğini, Doğu‘nun melodik ve ritmik dünyasıyla buluşturdu. Ortaya yalnızca bir sinema müziği değil, bugün milyonlarca insanın zihninde İslam tarihini çağrıştıran bir ses dünyası çıktı.
Albümde “The Message”, “Hegira”, “Building the First Mosque”, “Entry to Mecca”, “The First Martyrs” ve “The Faith of Islam” gibi parçalar yer aldı. Müzik Jarre tarafından bestelenip yönetildi ve Londra Senfoni Orkestrası tarafından icra edildi.
Bugün “Çağrı”nın müziğini dinlediğimizde çoğumuz sadece güzel bir melodi duyuyoruz.
Fakat o melodinin arkasında, farklı bir medeniyeti ve coğrafyayı anlamaya çalışan bir besteci, dünyaya İslam’ı anlatmayı hedefleyen bir yönetmen ve yıllarca süren büyük bir sinema mücadelesi bulunuyor.
Belki Maurice Jarre gerçekten iki ay boyunca çölde bir çadırda yaşadı.
Belki de bu hikâye zaman içerisinde biraz büyütülerek anlatıldı.
Fakat değişmeyen gerçek şu: Jarre, “Çağrı” için sıradan bir film müziği üretmedi.
Çölün sessizliğini, Mekke’nin heybetini, hicretin hüznünü, mücadelenin gerilimini ve İslam’ın yayılışındaki büyük dönüşümü orkestranın diliyle anlatmaya çalıştı.
Ve belki de bu yüzden, filmin üzerinden yarım asır geçmesine rağmen o ilk nağme duyulduğunda insanın zihninde aynı görüntü beliriyor:
Çöl… Mekke… Medine… Ve tarihin en büyük dönüşümlerinden birinin sessiz başlangıcı…
Çünkü bazı müzikler kulağa değil, hafızaya yazılır.
KISA BİR YORUM
Maurice Jarre’ın Müslüman olup olmadığına dair kesinleşmiş ve güvenilir bir bilgi bulunmuyor. Ancak şu bir gerçek ki Jarre, Çağrı için sıradan bir film müziği hazırlamamış; İslam tarihini ve filmin geçtiği coğrafyanın atmosferini anlamaya yönelik ciddi bir hazırlık sürecine girmiştir. Nitekim yıllardır aktarılan anlatılarda, müziği hazırlarken İslam tarihini anlatan kitaplardan yararlandığı ve çöl atmosferini bizzat hissetmeye çalıştığı belirtiliyor.
Belki de bu yüzden Çağrı‘nın müziğini dinlediğimizde yalnızca bir orkestranın sesini duymuyoruz. Sanki yüzyıllar öncesinden bir ses yükseliyor; Mekke’nin sokaklarına, çölün sessizliğine, hicret yollarına ve İslam’ın ilk yıllarına doğru insanı içine alan bir yolculuk başlıyor. Jarre’ın bestesi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dönemini birebir yaşatıyor demek elbette mümkün değildir; fakat müziğin insanda böyle bir atmosfer ve duygu oluşturduğu inkâr edilemez. Belki de büyük bir sanat eserinin gücü tam burada ortaya çıkıyor: Görmediğimiz bir zamanı bize hissettirebilmek.
Ve bugün Maurice Jarre hayatta değil. Fakat yarım asır sonra bile onun nağmeleri insanları hâlâ aynı yolculuğa çıkarabiliyor.
İSLAMİ HABER “MİRAT”