islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

DEĞER ANLAYIŞIMIZ KUR’AN’LA NE KADAR UYUMLU?

DEĞER ANLAYIŞIMIZ KUR’AN’LA NE KADAR UYUMLU?
24/05/2025 09:26
A+
A-

“Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, kıymet, üstün niteliğe”[1]  değer denilmekte; “amaç  değerler” ve “araç değerler”  olmak üzere iki kısma  ayrılmaktadır.  Hayatın temel amaçlarını gösteren değerlere amaç değerler; bu amaçlara insanı ulaştıran her türlü etkinlik, çaba ve gayretlere de  araç değerler  denilmektedir.  Diğer bir ifade ile amaç değerler, insan hayatındaki hedefleri; araç değerler ise insanı bu hedeflere götüren yolu ve vasıtayı ifade eder. Ayrıca değerlerin, konularına göre bilimsel, sosyal, ekonomik, estetik, siyasî ve dinî değerler olmak üzere sınıflandırıldığı  da bilinmekte ve  bunlar arasında dinî değerlerin, insan hayatında ayrı bir yere ve öneme sahip olduğu   görülmektedir. Özellikle  İslâm dininin  ana kaynağı olan Kur’an’da  dinî değerlerden  başka bilim, sosyal ve ekonomik hayata dair araç değerlerin  de  yer alması ve  bu konulara dair önemli  mesajların  verilmiş olması  bunun bariz bir göstergesidir.

Bundan dolayı da Kur’an ile insan arasında ikili bir ilişki, söz konusudur. Bu ilişkilerden ilki Kur’an’ın insanı muhatap alması ve ona  hitap etmesi; ikincisi  ise  insanın bilgi elde etmek için Kur’an’a yönelerek onu okuması ve anlama çabası içinde olmasıdır.  Daha açık bir ifade  ile Kur’an’ın muhatabı insandır, dolayısıyla dinin muhatabı da  insandır  ve bundan da insanın din için değil, dinin insan için olduğunu anlaşılmaktadır. Nitekim Kur’an, kendisini tanıtırken  insanlar için  hidayet, öğüt, rahmet ve şifa; doğru yola ulaştıran  bir mehdi ve  hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran furkan olduğunu ve  bu nedenle de insanlara[2], müminlere[3], muttakilere[4] ve muhsinlere [5]  yol gösterdiğini  ve  onları muhatap aldığını   söylemektedir.

Din, insan için ise, insan kim içindir?  Sorusu akla gelebilir:  Bu sorunun cevabı da  Kur’an’da şöyle  verilmektedir:

“Onlara  bir musibet  geldiğinde, ‘Biz elbette Allah için varız. Dönüşümüz muhakkak ki O’na olacaktır’ derler.” [6]

“Muhakkak ki Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”[7

“Muhakkak ki Ben Allah’ım, Ben’den başka tanrı yok! O hâlde Bana ibadet et ve Beni anmak için dosdoğru namaz kıl.”[8]

Bu ayetler, insanın Allah için var edildiğini ve bu nedenle de rızasını kazanmak için O’nun gösterdiği yoldan gidilmesi gerektiğini ifade eder. Zira Allah için yaşayan, Allah rızası  için  iş yapar ve  yaptığı  her işte O’nun rızasını  amaçlar.  Bu bilince sahip olan insan,  hasbîdir ve  asla hesabî değildir.  Zira Allah rızası onun için bir amaç, onu bu amaca götüren iman, ahlak, ibadet ve hukuk kuralları ise bir araçtır. İnsan, ancak bu araç değerler sayesinde Allah’ın rızasını kazanabilir ve  bunların haricindeki  araçlar  ise insana Allah rızasını kazandırmaz ve O’na ulaştırmaz.   Zira Allah Teâlâ, din olarak İslâm’ı seçtiğini ve ona razı olduğunu söylemektedir.[9]

Ayrıca Kur’an, ibadetlerin  de bir araç, takvanın/ ahlâkî değerlerin ise ibadetler için  amaç olduğunu  söyler. Daha açık bir ifade ile ibadetlerdeki temel amacın da  takva olduğunu   açıklar. Şayet yaptığı ibadetler Müslümana takvalı/ahlaklı olmayı sağlamıyorsa, niyetinde ve samimiyetinde bir noksanlık veya bir  sorun  var demektir. Zira  oruç, namaz  ve kurban ile ilgili  ayetlerde ve Kur’an’ın  genel muhtevasında takvanın ibadetler için bir amaç olduğu  açıkça ifade edilmektedir.

Takva, bilindiği gibi korunmak, sakınmak ve haramlardan uzaklaşmak  anlamlarına gelmekte ve  “Def-i mazarrat, celb-i menâfiden evlâdır”  Mecelle kaidesi de bunu  açıklamakta ve  Hz. Peygamber’in, “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim”[10]  sözü de  bunu ifade etmektedir. Bu nedenle Hz. Musa hukuk, Hz. İsa sevgi ve Hz. Muhammed de ahlak peygamberi olarak bilinmekte ve tanınmaktadır. Kur’an’ın verdiği genel  bilgi ve mesajlardan anlaşılan  budur ve Müslümandan da bu bilgi ve mesajlara uygun  bir  davranış beklenmektedir.

Buna rağmen bazı Müslümanların ibadetleri, takvaya  ulaştıran bir araç olarak değil de, bir amaç olarak  algıladıkları ve bu nedenle de  takvaya ve ahlâkî erdemlere gereken önem ve  değeri vermedikleri; ibadetleri   bir hayat tazı olarak değil de ödenmesi gereken  borç olarak algıladıkları  ve bu nedenle de  helal-haram demeden  mal biriktirdikleri ve  rahatlıkla kul hakkı yedikleri görülmektedir. Bundan daha vahimi ise bu kişilerin, ibadetlerini yerine getirmekle günahlarından  ve işledikleri  haramlardan ve özellikle kul hakkından kurtulacaklarını sanmış olmalarıdır. Zira bu kişiler, yedikleri kul hakkını ödemedikçe ve hakkını yediği insanlardan da   helallik almadıkça, işlediği günahlardan ve  kul hakkından kurtulamayacaklarını ya bilmemekte ya da bu bilgiyi göz ardı etmektedir. Böyle bir anlayış ve yaşam tarzına sahip olan kişilerin,  ayrıca toplumu olumsuz yönde etkilediklerini, ahlaki çöküntüye ve çürümeye sebep olduklarını; deizm ve ateizm gibi din karşıtı düşüncelere kapı araladıklarını da unutmuş görünmektedirler. Ne var ki onlar, bunu önemsemese ve unutmuş görünse de Allah asla unutmamaktadır.

Bu anlayış ve davranışa sahip olan kişiler için Mehmet Akif şöyle der:

“Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın
Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatin!
Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut
Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put

Bu nedenledir ki Allah Teâlâ, “nefsini Tanrı edenleri”[11] şiddetle kınamakta ve şöyle demektedir:

“(Ey Peygamber!) Sen, kendi heva ve hevesini/kötü arzularını tanrı edinen, Allah’ın (doğru yola girmeyi reddettiği için) kendisini saptırdığı, kulağının ve kalbinin üzerine mühür vurduğu, gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi böyle birini Allah’tan sonra kim doğru yola ulaştırabilir? Hâlâ düşünmüyor musunuz?

Hz. Peygamber de,

Mümin, başkasıyla hoş geçinen ve kendisiyle hoş geçinilen kişidir. İnsanlarla güzel geçinmeyen ve kendisiyle güzel geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.” [13]

“Kardeşini güler yüzle karşılamak şeklinde olsa bile, hiçbir iyiliği küçük görme.”[14]

“Sizden biri, kendisi için istediğini (Müslüman) kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.” [15] Der ve iman ahlak ilişkisine  dikkat çeker.

Prof. Dr. Celal Kırca

İSLAMİ HABER “MİRAT”   -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

[1] TDK Türkçe Sözlük, Ankara 2005, s.483.

[2] Bakara, 2/185.

[3] Neml,27/2.

[4] Bakara, 2/2.

[5] Lokman,31/3.

[6] Bakara,2/156.

[7] En’am, 6 /162.

[8] Taha,20/14.

[9] Maide, 5/3.

[10] İmam Mâlik, Muvatta, Husnü’l Hulk, 8.

[11] Furkan,2/43.

[12] Casiye, 45/23

[13] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/400.

[14] Buharî, İman, 4-5.

[15] Buhari, İman, 7.

 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Recep OĞUR dedi ki:

    Yine çok güzel ve çok anlamlı bir yazıyı kaleme almışsınız hocam. Konu gerçekten çok hassas. Dini ve Kur’an-ı Kerim’i anlamamakta hala çok inat ediyoruz. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi dini vecibeleri bir hedef olarak belirlemişiz. Onları da sadece fiziki (şekli) bir uygulama olarak icraya çalışmışız. Bir adım daha ötesine geçmekte zorlanmışız, pek de çaba harcamamışız. Bu şekli uygulamalarımıza bir ruh, bir anlam katamamışız. Kıldığımız namaz ya camide, ya da evdeki seccadede kalmış, hayatımızın içine, davranışlarımıza katamamışız. Sorgulanacak çok şeyimiz var sanırım. Kaleminize sağlık hocam. Saygılar.

  2. Recep OĞUR dedi ki:

    .Konu gerçekten çok hassas. Dini ve Kur’an-ı Kerim’i anlamamakta hala çok inat ediyoruz. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi dini vecibeleri bir hedef olarak belirlemişiz. Onları da sadece fiziki (şekli) bir uygulama olarak icraya çalışmışız. Bir adım daha ötesine geçmekte zorlanmışız, pek de çaba harcamamışız. Bu şekli uygulamalarımıza bir ruh, bir anlam katamamışız. Kıldığımız namaz ya camide, ya da evdeki seccadede kalmış, hayatımızın içine, davranışlarımıza katamamışız. Sorgulanacak çok şeyimiz var sanırım. Kaleminize sağlık hocam. Saygılar.

  3. KEMAL METE dedi ki:

    Allah razı olsun sayın hocam.
    Gerçekten de ibadetler, güzel ahlak için birer araç.
    Ahlaksız bir müslüman düşünülemez.
    Öyle birinin imanına şüphe ile bakmak lazım velhasıl.

  4. Faruk Saban dedi ki:

    (Furkan 25/70)
    Ama kim tövbe eder /dönüş yapar, inanıp güvenir ve iyi işler yaparsa, Allah işte onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah daima bağışlayan ve ikramı bol olandır[*].

    [*] Taha 20/82. Bu ayetin Tevrat’taki benzeri şöyledir: “Ölecek olan günah işleyen kişidir. Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. Doğru kişi doğruluğunun, kötü kişi kötülüğünün karşılığını alacaktır. Kötü kişi işlediği bütün günahlardan döner, buyruklarıma uyar, adil ve doğru olanı yaparsa, (ahirette) kesinlikle yaşayacak, ölmeyecektir.  İşlediği günahlardan hiçbiri ona karşı anılmayacaktır. Doğruluğu sayesinde yaşayacaktır.” (Hezekiel 18/20-22)
    Süleymaniye Vakfı Meali

    Selam ve saygılarla değerli hocam ideal ve olması gereken müslüman tavrını net anlattınız,Toplumda yaygın olan kul hakkını kul bağışlamasa Allah bağışlamaz algısı ve buradaki ayet veya başka ayetlerde ise rabbimizin tevbe edenlerin tövbesini kabul müjdesini” Kul hakkı” bağlamında nasıl değerlendirmek gerekecek?Allah teala şirk hariç nasıl olsa günahları affeder iyimserliğe yönelmiş bir anlayışla günahı hafife alma gibi bir anlayışa da zemin hazırlamaz mı,Tabi tevbe edip kendini davranışlarını ıslah eden veya tövbeyi,pişmanlığı tam yaşamış kendini salih amele yöneltemeden hak vâki olup ahirete irtihal eden insan günah işlememiş gibi mi görülebilir mi?
    Kaleminize dilinize sağlık

  5. Kemal Türksoy dedi ki:

    Sayın hocam,
    Bugünki makalemiz de her zamanki gibi çok güzel olmuş. Sizin çalışmanız olan norm-form yaklaşımı Bu makalenizde de göze çarpıyor. Amaç
    değerler araç değerler… Biz toplum olarak dinin anlatımında ve yaşantısında bazı hususları yanlış yaptık. Namazı bir borç ödemesi gibi değerlendirip, ölen kişinin namaz borçlarının ıskatını oruca kıyasla; keffaretini ödemek sureti ile çözebileceğimizi içtihat ettik. Namazı bir meditasyon, ruhi arınma, takva ritüeli olarak;İslam toplumuna iyi insan yetiştirme aracı olarak görmedik. Makalenizde belirttiğiniz gibi amaç değer takvadır. Namaz ve oruç araç değerlerdir. İyi insan yetiştirme ritüelleridir.
    İslam toplumu en kısa sürede dini eğitim sistemini değiştirmelidir. Putperest Bali’de insanlar güzel davranışları ile, güvenliğin sağlandığı, suç unsurunun sıfırlandığı bir ada olarak insanımızın gönlünü kazanırken; müslüman Endonezya suçun yoğun yaşandığı, güvenliğin olmadığı bir ülke olabiliyor. Biri müslüman diğeri putperest… İslam ülkeleri ile Avrupa, Kanada gibi ülkelerde de durum aynı… İslamı yaşayan ülke insanları bu islam anlayışları ile deist ve ateistleri çoğaltırken sizin gibi alımlerimizin; mes’elenin çözümünü, değerlerimize biçtiğimız yaklaşımdan kaynaklandığını haykırması takdire değer… Keşke bu tesbitinizi, devleti yönetme makamında bulunanlar da okusa da;amaç değerlerimiz ile araç değerlerimizi temel eğitimden başlayarak müfredata alsa. Diyanet bunu işlese… Toplumumuzun bütün birimleri bu yaklaşımla çözüm üretse… Kaleminize sağlık… Mevlam sizleri başımızdan eksik etmesin. Konuşan Türkiye çözümü bulacaktır…

  6. Muhammed Bahaeddin Yüksel dedi ki:

    Makalede ifade edildiği gibi gerçekten de etrafımızda ibadetini aksatmadan yapan nice inşa.nlar var ama bu kişiler çok rahat bir şekilde başkalarının hakkını, hukukunu gasp edebiliyor, yalan söyleyebiliyor, ihanet ve vefasızlık gibi nice ahlak dışı hasletler sergileyebiliyor. Şimdi Hz. Peygamberi Müslümanlara, Müslümanları ise insanlara şahit tutan, yani İslam’ın birey ve toplum bazında ahlaklı insan ve toplum nasıl olur, buna şahit tuttuğu Müslüman prototipi bu müdür. Maalesef ve üzülerek ifade edeyim ki bugün Müslümanlar İslam’ın kendilerine tavsiye ettiği ahlaki erdem ve ufuktan fersah fersah uzaktadır. Şiirinde Mehmet Akif’imiz de bunu söyledi, kıymetli hocam da makalede bu hastalığımıza işaret buyurdular. Kur’an ile şifa bulmak dileğiyle…

  7. Hasan UNKUN dedi ki:

    Teşekkür ederim muterem hocam.Her bir makalenizi kalbi bir hazla okuyorum ve hikmet pınarınızdan yudumluyorum.Allah razı olsun.
    Müsadenizle farklı platformlarda paylaşabilirmiyim.

    DİN insanın fıtratını yüceltmek içindir.Her şey insan içinken,insan Allah içindir.İtikad’dan amele,amelden ahlâk’a Din insan içindir.Araçlar amaçlar için vardır.Bütün amaçlar Allâh’ın rızasını kazanmaya bağlıdır.Bütün iyiliklere karşı en güzel vefa,en güzel duâ gönülden Allah razı olsun diyebilmektir.
    Hocam Allah sizden razı olsun.
    Selam ve saygılarımla…

  8. Fatih Sarigül dedi ki:

    Çok güzel bir yazı. Hocam müstefid olduk. Yüreğinize kaleminize sağlık. Afiyetler diliyorum

  9. Recep uzun dedi ki:

    Selam üstat “ İslâm dininin ana kaynağı olan Kur’an’da “ tespitiniz hadis inkarcılarına kapı aralar gibi duruyor.İslamın temel (ana) kaynağı Kuran ve sünnet desek nasıl olurdu.