
İnsan hayatı belirli kural, değer ve sistemler ile yürümektedir. Hiçbir düzenli, adaletli ve merhametli toplum, değerler ve kurallar olmadan hayatını düzenli bir şekilde sürdüremez. Ama, bu değer ve kuralların, toplumun tümü veya çok büyük bir bölümü tarafından içten kabul edilmesi ve yerine getirilmesiyle sistemler varlığını devam ettirebilmektedir.
Günümüzde resmi ve kurumsal olarak değerlerin bir hükmü yoktur!.. Yani, insanların gönülden ve samimi olarak kabul ettikleri kuralların varlığı, ancak resmi olmayan hayat alanında geçerli olurken, sistemlerin kuralları içinde değerlere maalesef yer verilmemektedir. Değerlerin, insan hayatında sağladığı en önemli rol, toplumu belli kavramlar içinde bir ilişki ve tavır içine sokmak ve böylece sosyal hayatı huzurlu ve ahenkli bir şekilde gerçekleştirmektir. Çünkü, herkes biliyor ki, bugünkü kanunlar, insanların kalben benimsemeleriyle varlıklarını sürdürmemekte, bazı legal güçlerin varlığı ile uygulanmaktadır. Bu durumda, resmi kuralların bir zorakiliği söz konusu olurken, onarın insani değerler açısından rolü, kişilerin ahlaki hassasiyetleri ölçüsünde gerçekleşebilmektedir.
Aslında insan toplumlarının, modernleşme ile birlikte, kalbi ve samimi kurallar üzerinde değil, akıl ile belirlenmiş, fakat gönüllere bir türlü yerleşmemiş resmi kurallar ile hayatlarını sürdürmeye çalıştıklarını göstermektedir. Fakat bu yapı, ne insanların bu alanda olumlu davranışlarına yol açmakta ve ne de, bu çalışmaları yürüten insanları verimli ve başarılı bir çalışmayı sürdürmeye imkan vermektedir.
Böyle bir sosyal yapı ve ilişkiler düzeni, insanların duygu ve fikir dünyasından uzak olduğu için, toplum tarafından benimsenememekte ve kendisinden destek görmemektedir. Sonuçta, kalben ve ruhen benimsenmemiş kurallar, insanlar tarafından isteksiz veya zoraki bir şekilde, şeklen benimsenmiş gibi görülmektedir.
Bu durum, sosyal hayatımızın birçok konusuna olumsuz etki yaparak, sosyal kuralların “fonksiyonsuz” bir hale gelmesine yol açmakta ve bunun neticesinde, toplumda birçok yanlış tutum ve hareketler gelişmeye uygun bir ortam bulmaktadır.
İnsan, duygu ve akıl sahibi bir varlıktır. Bu konuda hiç kimse, farklı görüşe sahip değildir. Fakat, insanlar neden duygu ve akıl dünyalarında bu kadar olumsuz, kötü ve tahrip edici tutum ve davranışlar içine girebiliyorlar?.. Burada, her iki faktörün de olumlu olabilmesi için, rol oynayacak “yönlendirici bir faktör” ün devreye girmediğini görüyoruz. O da, “değerler”dir.
Değerler, insanların iyi ve güzel davranışlar içine girebilmesi için, sahip oldukları dini, ahlaki kurallar olarak bilinmektedir. Her iki kavramın da tarih boyuncu, insanlığa yönelik olumsuz kuralları ve tutumları olmamıştır. Buna rağmen, Batı’da ve bazı Doğu ülkelerinde dini grupların, kendilerini toplum üstü görerek ve bazan da “tanrı adına” hareket ettiklerini söyleyerek, asıl görevlerini bırakıp, dünyevi kazançlara yöneldiklerini tarihi kayıtlardan biliyoruz. Aslında bu durum, Hz. İsa’nın havarilerinden Pavlus’un, Roma İmparatoru Sezar’ın isteğiyle, hayatın değil de, “dini işlerin sorumlusu” halinde kendini görmesiyle başlayan, hayatın ve değerlerin bölünmesi tutumu ile başlayan bir hadisedir.
Bu dönemden itibaren, Batı dünyasında din ve ahlak kaynaklı değerler, sadece manevi konular ve kilisenin ilgi alanındaki işler olarak görülmüş, insanların tutum ve davranışlarını olumlu hale getirecek “kurallar koyma” imkanı ortadan kalmıştır.
Halbuki din ve ahlak kaynaklı değerler, insanların dünya işleri ve ilişkilerinde onları daha ölçülü ve adaletli bir şekilde hareket etme konusunda son derece önemli bir yönlendirme yapabilmektedirler. Bu yüzden, değer ve kuralları sosyal sistem içerisine sokmadan, insan ve toplumu müsbet bir tutuma yöneltebilmeleri mümkün olamamaktadır.
Burada en kritik mesele, Seküler bir hayatın, değerlere imkan vermeyip, her türlü haksızlık, baskı ve tahribe yol açarken; değerlerin hayatı yönlendirmesine fırsat verilmeyerek, çok yönlü problemlerin ortaya çıkmasına ve sosyal sistemlerin insan üzerinde güçsüz bir hale gelmesine adeta izin verilmektedir!..
Kahramanmaraş’ta, sanal oyunlara bağımlı bir öğrencinin, insan öldürmeyi bir kahramanlık ve haz faktörü gibi görmesi, aslında sosyal sistemimizi etkisi altına alan kuralsızlığın ve insandışılığın en belirgin örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ve benzeri konuları, birtakım sathi tedbirler veya güvenlik eksikliği ile açıklamak, mümkün değildir. Asıl problemimiz, insanımızı değerler ile eğitememiş olmaktır. Bu yüzden ülkemizdeki toplumsal çözülme, en zayıf ve hassas alanımız olan, “çocuklar” üzerinde gerçekleşmiştir!..
Pakistan'da Göçmen Krizi Derinleşiyor: Bir Ayda 86 Bin Afgan Ülkesine Döndü Pakistan’ın Afgan göçmenlere yönelik…
SÜNNİLİK VE EHL-İ SÜNNET ÜZERİNE Uzun zamandır, özellikle Türkiye’de Sünnilik, iki ana karşıt akım arasında…
FAİZ YIKIM GETİRDİ Şimşek’in Enflasyonla Mücadele Programı Neden Çöktü? Haziran 2023 sonrası uygulamaya konulan ve…
7 GÜN İÇİNDE İTİRAZ EDEMEYİNCE TRAKTÖRÜ HACZEDİLDİ Sivas’ın Gemerek ilçesinde çiftçilik yapan Ali Özdemir’in, bankaya…
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: “CHP Başta Olmak Üzere, Belli Bir Kesim Tarafından Neden İstenmiyor?"…
Hakan Fidan'dan: İsrail’e Sert Suçlama Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’e yönelik dikkat çeken açıklamalarda bulundu.…