islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3990
EURO
53,3011
ALTIN
6.812,59
BIST
14.783,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

DEPREMDEN GÜVENDE OLABİLİR MİYİZ?

DEPREMDEN GÜVENDE OLABİLİR MİYİZ?
A+
A-

(Önceden Bilinebilir mi?)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Deprem; yer küremizde meydana gelen tabiî bir olay, yer hareketi ve olduktan sonra bütün duyu organlarımızla bildiğimiz hiçbir kimse tarafından inkâr edilemez fizikî bir olaydır.

Her şeyde olduğu gibi bu meselede de yaş ve kuru her türlü bilgiyi içerisinde barındıran sözlerin en güzeli ve sağlamı olan yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e müracaat ederek bu konu hakkında ondan bazı şeyleri öğrenmeliyiz. Çünkü Kur’an-ı Kerim sadece ahirete ait meselelerde değil, dünyevî olan her türlü ilimde ve fende dahi rehberimiz ve delilimizdir. Her bir fenne dair meselenin muhtevası tafsilî (detaylı) olarak değil, icmalî (özet) olarak onda mevcuttur.

Eğer Kur’an-ı Kerim, insanlığa inmeye başladığı günden kıyamet sabahına kadar beşeriyete gerekli olan bilgilerin tamamını içerisinde detaylı bir şekilde barındırsaydı elimizde mevcut olduğu üzere altı yüz sahife değil belki de binler, yüz binler, hatta milyonlarca cilt kitap olması gerekirdi. Bu sebeple her bir bilgi kitabımızda şifreli bir şekilde yani, çekirdekler halinde adeta preslenmiş şifrelenmiş bir şekilde mevcuttur.

Sözü hiç uzatmadan yaş ve kuru her şeyin içerisinde bulunduğundan (En’am, 6/59) zerre kadar şüphe etmediğimiz yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de depremin ne zaman olacağının bilenemeyeceğinden şifreli bir şekilde bahseden âyetleri kısaca ele alarak inceleyeceğiz. Eğer Kur’an-ı Kerim bu bilgiyi 1400 sene önce şifreli, rumuzlu bir şekilde değil de alenen zikretseydi asırlar boyunca insanlar bu âyetlerle istihza edecek ve Kur’an’a hakaret edeceklerdi.

اَفَاَمِنَ الَّذينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ

“Peki (peygambere) kötülüklerle tuzak kuranlar, Allah’ın, kendilerini yere batırmasından emin mi oldu(lar)?” (Nahl, 16/45)

اَفَاَمِنْتُمْ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ

“Yoksa O’nun, kara tarafında sizi yere batırmasından emin mi oldunuz?” (İsra, 17/68)

ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُ

“Gökte olanın sizi yere batırmasından emin mi oldunuz? Bir de bakarsınız ki o (yer) sarsılıyordur!” (Mülk, 67/16)

Bütün bu cümlelerin; (امن) masdarı ile kurulması ve ısrarla depremle güven (emniyet) kelimesi olumsuz manada bir arada zikredilmesi gösteriyor ki; deprem denilen, (خسف) tabiî olayın ne zaman olacağı insanlar tarafından tam olarak bilinemez ve tehlikesinden emin olunamaz. Zaten insanın yarın başına neler geleceği (ne kazanacağı) “mugayyebât-ı hamse” denilen sadece Allah’ın bildiği bir şeylerden birisi olduğu için (Lokman, 31/34), ileriye dönük bir bilgiye sahip olunması en azından şimdilik mümkün görünmemektedir. Şimdi ise ilmî olarak (Fizik, Coğrafya, Jeoloji) bilim adamlarının tespitlerini ele alarak depremin bilinip bilinemeyeceğini ele alacağız. İlk önce depremi tanımalıyız.

Deprem Nedir ve Nasıl Oluşmaktadır?

Uzmanlara göre depremler, yerkabuğundaki fay hattı adı verilen kırıklarda meydana gelir. Bu fay hatları, kayanın kırılgan özelliğe sahip olmasından dolayı yüksek basınç altında sıkışma, gerilme veya bükülerek kırılmasıyla oluşur. Deprem gerilme levhaların kademeli hareketi sonucunda yerkabuğunun değişik noktalarında meydana gelir.

Depremler sismik dalgalar üreten bir sismik olay olup doğal olarak meydana geldikleri gibi madencilik, çatlatma ve nükleer silah denemeleri gibi insan faaliyetleriyle de tetiklenebilir. Jeolojik faylar tarafından, volkanlar, heyelanlar ve diğer sismik olaylarla da meydana gelebilirler.

Depremin Büyüklüğünün ve Zamanının Tespit Edilmesi:

Depremin büyüklük şiddetinin ilk defa ölçüldüğü tarih 1935 ‘tir. Amerikalı sismolog Charles Richter kendi ismini verdiği bir aletle depremin şiddetini bu tarihte ölçebilmiştir. Demek ki, bu tarihten önce meydana gelen depremlerin büyüklüğü hakkındaki bilgi tahmine dayanır. Hayvan ve insanların iskân etmeye uygun olduğu kabul edilen, litosfer diye isimlendirilen toprak tabakası kalınlığı 33 kilometre civarındadır. Bu toprak tabakasının yer küresine oranı oldukça küçüktür.

Bunu bir örnekle izah edecek olursak; normal bir elmanın çapı 7 cm, kabuğu ise takriben 0,35 mm civarındadır. Elmanın kabuğunun elmaya oranı %0,5 tir.   Bu da yaklaşık olarak, 12.750 kilometre olan dünyanın çapının, yani dünyanın içerisinde yanardağlardan yola çıkılarak tahmin edilen ve varsayılan içerisindeki magma tabakasının yer küreye oranı kadardır. Yani biz canlılar dünya denilen misafirhanemizde bir ateş topunun üzerinde emniyetsiz bir şekilde seyahat ediyoruz. Fizikçiler ve coğrafyacılara göre her an yere batabiliriz. Zaten Rabbimiz bize: “Pek te emniyette değilsiniz” diye ferman buyurmasıyla onlardan farklı bir şey dediği yok.

Uzmanlar depremin oluşumunu içeride bulunan magma tabakasının sürekli hareket etmesinden dolayı üst katı tabakayı zaman zaman ve yer yer kırması ve bu kırılmadan dolayı yeryüzünde hareketlenme ve yıkım olması şeklinde tarif ediyorlar. İçerisinde birçok soru barındıran ve tamamen tahmine ve öngörüye dayanan bu tarifin, ilmî verilerden uzak olduğunu şahsî tahminden öteye gidemeyeceğini kullanılan ifadelerden rahatça anlayabiliriz. Çünkü insanlar bugün itibarıyla yer kabuğunun fizikî mahiyetini öğrenmek adına sondaj yaparak, 12 km derinliğe ancak inebilmiştir. Oradan aşağısı hakkında söylenilen bütün sözler bilimsel değil; varsayım, teori, spekülasyon, kanı ve ön sezidir. Yer küremizin çapının ise 12.000 km olduğu kesindir. (Binde bir mesafeye ancak inilebilmiş)

Şu durumda binde biri incelenmiş bir şey hakkında %100 kesin bilgi sahibi olunduğunun iddia edilmesi gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü 10 katlı bir apartmanın yüksekliğinin yanında iki parmak kalınlığındaki telefon şarj cihazının kalınlığının oranı ne kadar ise bizim içerisine nüfuz ettiğimiz mesafenin toplam mesafeye oranı odur. Bu kadar cüzi bilgiyle yer küremizin içerisindeki hareketler hakkında kesin ve net konuşmanın ne kadar isabetli olacağını ilim erbabına havale ediyoruz.

Sondaj Yaparak Fay Hattı Tespit Etmek?

Kolonoskop adı verilen fiberoptik kamera ve monitör içeren bir cihazla iç organlardaki hastalıklar teşhis edilebilmekte mide ve kalın bağırsak ameliyatları yapılabilmektedir. Yerin altındaki hareketliliği araştırmak için aynı yöntem ve sistemi kullanarak yerkabuğunun altına inmek ve orada olup biteni gözlemek şimdilik mümkün değil. Evet, su, petrol ve diğer maden sondajlarındaki gibi sondaj vurarak yerin altındaki fayların tespit edilmesi çok ama çok zordur. Hem  de bu sondajı binlerce farklı yere vurmak gerekecektir.

Bununla birlikte sondaj burgusunun, yani matkabının sondaj esnasında etrafında oluşan kaya ve toprak parçacıkları sondaj bacasının etrafını sıvama şeklinde kapatacağı için orada mevcut (olduğu iddia edilen) fay hattını kapatacaktır ve görülmesine mâni olacaktır. Bu sebeple çok derinlere sondaj yaparak orada bir fay hattı görüntülemek şimdilik mümkün değildir.

Fay Hatları İddiası?

Günümüzde fay hattı haritaları, uzmanları tarafından şu şekilde çizilmektedir. Tarih boyunca meydana gelen depremler tespit edilmektedir. Bu depremlerin oluş yılları ve yıkım şiddetleri, coğrafî merkezleri ayrı ayrı tespit edilerek deprem meydana gelen o yerler arasına ayrı ayrı tonlarda depremlerin büyüklüğüne göre renkli kalemlerle farazî bir hat çekilerek bu çizgi ve hatlar: “Kuzey Anadolu fay Hattı” veya başka bir isim adı altında adlandırılmaktadır. Bu sebeple fay hattı denilen şeyler daha önce deprem olmuş yerlerdeki farazî, varsayım üzerine kurgulanmış haritalardır.

Fay hatlarının, çatlamış bir tabakta oluşan ve tabak kırılıncaya kadar genişleyen ve nihayetinde kırılan bir çatlağa benzetilmesi ve bu hat ve çatlakların insanlara bu şekilde hayal ettirilmesi fahiş bir hatadır. Çünkü çatlamış bir tabağın kenarlarından çatlağa doğru hiçbir baskı olmamaktadır.

Fakat zeminden başlayarak 300 kilometreye varan derinlikteki bir fay hattının etrafındaki binlerce değil, yüz milyarlarca ton ağırlığındaki toprağın ve taşın depremle (hakikaten çatlayan) fay hattına uygulayacağı baskı ve kenar kuvvet, fay hattını görünmez hale getirip tamamen yok edebilecek bir kuvvettedir ve de etmektedir. Bunun aksini hangi fikir ve şuur sahibi iddia edebilir? Yani bir yerde deprem esnasında oluşan fay hattı yerin derinliklerine kadar devamlı olarak kalamaz, yandaki kuvvetli baskı ile derhal kapanır.

Bu durumda bizler, yer küremizin altındaki varlığını kabul ettiğimiz magma tabakasının onun üzerindeki orta kist tabakasına ve orta tabakanın da bir üst tabaka olan bizim iskân ettiğimiz yer kabuğuna nerede, ne zaman, nasıl tepki vereceğini, nereye hangi kuvvetle baskı yapacağını, nerenin ne kadar nasıl kırılacağını henüz tam olarak bilemiyoruz.

Yer Altı Görüntüleme Teknolojisinde Son Durum Nedir?

Günümüzde mevcut teknolojiyle tomografi benzeri görüntü alabilen bir cihaz ile yer altından detaylı ve tam teferruatlı çok derinlerden detaylı görüntüler alınması bugünkü teknolojiyle henüz mümkün olmamaktadır. Şimdi bu teknolojilerde kısaca bahsedeceğiz.

GPR denilen bir cihaz elektromanyetik dalgalar yayarak yer altındaki nesnelerden ve katmanlardan yansıyan sinyalleri analiz etmektedir. Bahsettiğimiz bu cihazla Yer Altı Radarı (Ground Penetrating Radar) farklı yoğunluktaki malzemelerden farklı şekilde geriye yansıma olabilmekteyiz. Böylelikle yer altındaki yapıları, boşlukları, farklı derinliklerdeki görüntüleri çekebiliriz. Fakat bu cihazlarla çok derinlerden görüntü alınamamaktadır.

ERT denilen diğer bir cihazla, Elektrik Direnç Tomografisi (Electrical Resistivity Tomography) yerin derinliklerine yerleştirilen elektrotlarla yere elektrik akımı gönderilerek ve farklı noktalardaki potansiyel farklar ölçülür. Yerin altındaki farklı malzemelerin elektrik direnci farklı olduğu için, bu ölçümler yeraltı yapısı hakkında bilgi alınabilmektedir. Ayrıca yerin manyetik alanındaki değişimleri ölçen Manyetometreler ile yer altındaki manyetik özelliklere sahip nesneleri ve bu nesnelerin zamanla kaymaları tespit edilebildiği için depremin etkisiyle yer kabuğu ve içerisindeki kaymalar bu sistemle tespit edilebilmektedir.

Sismik Sitem denilen yöntemle genellikle derin katmanlardaki petrol ve doğal gaz, maden rezervlerinin görüntülenmesi mümkündür.  Sismik Sistem yönteminde yer altına ses dalgaları gönderilmektedir. Gönderilen dalgalardan yansıyan ve kırılan dalga boyları analiz edilerek yer altının yapısı hakkında bilgi elde edilebilmektedir. Bu yöntemle çok daha derinlerden bilgi elde etme imkânına sahibiz. Bu yöntemle deprem anındaki fay çatlaklarından haberdar olma imkânımız var.

Bütün bunlara istinaden diyoruz ki; insanlar olarak uzay boşluğunu frekans göndererek ölçebildiğimiz, hücrenin en küçük yapıtaşının içerisine girebildiğimiz halde bugünkü teknoloji ile maalesef henüz depremin meydana gelmesini ve geliş zamanını tam olarak tespit edebilmiş değiliz. Bu sebeple deprem uzmanlarımız sosyal medyada, bilhassa televizyonlarda fikirleriyle çatışmakta amansızca ve acımasızca kör döğüşü yapmaktadırlar.

Sonuç:

Evet, ilmi ezelî ve ebedî olan Cenâb-ı Hak, ezelî kelamında mealen: “Semavat ve Arzın sultanının yer yüzünü sarsarak sizi yere batırmasından emin olmayın, olmamalısınız ve olamazsınız”[1] buyurmasıyla bize, bu yaşlı hanemizde evin temellerinden gelen seslere, gıcırtılara ve sarsıntılara tam olarak ilmen vâkıf olamayacağımızı haber vermektedir ki hakikaten de şu an öyledir. Bugün insanlığın deprem felaketine karşı yapabileceği şey şudur: Şimdiye kadar olmuş en şiddetli depreme dayanabilecek şekilde binalarımızı yapmalıyız. Çünkü, Bataklığın kenarında bir evi olan ve bu evde ömür boyu iskâna mecbur bırakılan, evini taşımaya ve hiçbir yere göç etmesine müsaade edilmeyen, bataklığı kurutmaya da gücü yetmeyen bir kişinin yapacağı tek şey; sivrisineklerle mücadele ederek onların eve girmemesi için tedbir almasıdır. Selametle.

Süleyman MALKOÇ

İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE- 

[1] Nahl, 16/45; İsra, 17/68; Mülk, 67/16.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.