
Bir zamanlar insanlığa yön veren, ilim üreten, şehirler kuran, adalet dağıtan ve çağlar açıp çağlar kapatan bir ümmet… Bugün ise çoğu zaman başkalarının yazdığı tarihi okuyan, başkalarının ürettiği teknolojiyi kullanan, başkalarının fikirlerini tartışan bir topluluk…
Peki ne oldu?
Müslümanlar neden tarih yazmayı bıraktı?
Aslında soru belki de şöyle sorulmalıdır:
Kur’an’ın “şahit ümmet” olarak tanımladığı bir toplum nasıl oldu da kendi zamanının seyircisi hâline geldi?
Kur’an, Müslümanları sadece ibadet eden insanlar olmaya değil; yeryüzünü imar eden, adaleti ayakta tutan, ilim üreten ve insanlığa örnek olan bir ümmet olmaya çağırır.
“Böylece sizi orta (denge sahibi) bir ümmet kıldık ki insanlara şahit olasınız…”
(Bakara, 2/143)
Şahit olmak; sadece görmek değil, yaşamak, örnek olmak ve yön vermektir.
Hz. Muhammed (sav), cahiliye toplumundan yirmi üç yılda dünya tarihinin yönünü değiştiren bir nesil yetiştirdi..
Hz. Ebû Bekir döneminde devlet ayakta tutuldu.
Hz. Ömer döneminde adalet, dünyanın konuştuğu bir yönetim anlayışına dönüştü. Kudüs fethedildi, Mısır İslam topraklarına katıldı, devlet teşkilatı kuruldu.
Hz. Osman döneminde Kur’an mushaf hâline getirildi.
Hz. Ali döneminde yaşanan fitnelere rağmen ilim geleneği devam etti.
Sonraki yüzyıllarda…
Bağdat’taki Beytü’l-Hikme‘de dünyanın dört bir yanından eserler tercüme edildi.
Endülüs‘te Kurtuba geceleri sokak lambalarıyla aydınlatılırken Avrupa’nın birçok şehri karanlığa gömülüydü.
İbn Sina tıp alanında yüzyıllarca okutulan eserler yazdı.
El-Harezmî cebirin temellerini attı.
Birûnî astronomi, matematik ve coğrafyada çağını aşan çalışmalar yaptı.
İbn Heysem optiğin kurucularından biri kabul edildi.
Mimar Sinan yalnızca camiler değil; mühendislik harikaları inşa etti.
Fatih Sultan Mehmed sadece İstanbul’u fetheden bir komutan değildi; aynı zamanda matematik, coğrafya ve felsefeyle ilgilenen bir devlet adamıydı.
Bunlar tesadüf değildi.
Çünkü o dönemlerde ilim, ibadetin; çalışma, kulluğun; üretmek ise sorumluluğun bir parçası olarak görülüyordu.
Bugün ise büyük ölçüde farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Birbirimizle uğraşıyoruz.
Enerjimizi küçük tartışmalarda tüketiyoruz.
Farklı mezhep, cemaat, grup ve siyasi kimlikler üzerinden ayrışıyoruz.
Okuma oranlarımız düşüyor.
Araştırma kültürümüz zayıflıyor.
Üretmek yerine tüketiyoruz.
Bilgiyi üretmek yerine paylaşmayı marifet sanıyoruz.
Çocuklarımızın eline kitap vermekten çok ekran veriyoruz.
Medeniyet iddiasında bulunuyoruz ama medeniyet inşa edecek ahlakı, disiplini ve çalışma azmini yeterince ortaya koyamıyoruz.
Bugün “medeniyet” kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır.
Medeniyet; yüksek binalar yapmak değildir.
Medeniyet; sadece geniş caddeler açmak değildir.
Medeniyet; modayı takip etmek değildir.
Medeniyet; gösteriş değildir.
Bir toplumun sokakta nasıl giyindiği, hangi markaları kullandığı veya hangi tüketim alışkanlıklarına sahip olduğu tek başına medeniyet ölçüsü değildir.
Medeniyet; ilimdir.
Medeniyet; adalettir.
Medeniyet; emanete sahip çıkmaktır.
Medeniyet; insan yetiştirmektir.
Medeniyet; ahlaktır.
Medeniyet; tarih yazacak eserler bırakmaktır.
Bir toplumun büyüklüğü tükettiğiyle değil, ürettiğiyle ölçülür.
Geride bıraktığı binalardan çok yetiştirdiği insanlar onu geleceğe taşır.
Kur’an’ın ilk emri tesadüf değildir:
“Oku!”
(Alak, 96/1)
İlk emir savaşmak değildir.
İlk emir zengin olmak değildir.
İlk emir tartışmak değildir.
İlk emir okumaktır.
Başka bir ayette ise Rabbimiz şöyle buyurur:
“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
(Zümer, 39/9)
Ve yine:
“Allah, içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.”
(Mücadele, 58/11)
Kur’an’ın ortaya koyduğu medeniyet anlayışı; bilgi, hikmet, adalet ve sorumluluk üzerine kuruludur.
Bugün dünya tarihini değiştiren insanlar, yaşadıkları dönemin imkânlarını bahane etmediler.
Onlar, sorumluluk aldılar.
Yazdılar.
Ürettiler.
İnşa ettiler.
Fedakârlık yaptılar.
Biz ise çoğu zaman yapılanları eleştiriyor; fakat yeni bir şey ortaya koymakta zorlanıyoruz.
Oysa tarih, seyredenleri değil; harekete geçenleri yazar.
Evet.
Ancak bunun yolu sloganlardan değil, çalışmaktan geçiyor.
Çocuklarımızı ilimle buluşturmaktan…
Ahlakı yeniden merkeze almaktan…
Kur’an’ı sadece tilavet edilen değil, hayata yön veren bir rehber hâline getirmekten…
Üniversitelerde, laboratuvarlarda, kütüphanelerde, atölyelerde, adalet mekanizmalarında ve sosyal hayatta örnek olmaktan…
İslam medeniyeti geçmişte insanlığa umut olmuştu.
Yarın da olabilir.
Fakat bunun için geçmişle övünmek yetmez.
Yeni İbn Sinalar yetiştirmek gerekir.
Yeni Birûnîler yetiştirmek gerekir.
Yeni Mimar Sinanlar yetiştirmek gerekir.
Ve her şeyden önce Kur’an‘ın istediği “şahit ümmet” olma sorumluluğunu yeniden kuşanmak gerekir.
Medeniyet, kendiliğinden ortaya çıkmaz.
Medeniyet; imanla başlayan, ilimle büyüyen, ahlakla olgunlaşan ve adaletle ayakta duran uzun bir yürüyüştür.
Bugün Müslümanların önündeki en büyük görev, geçmişin ihtişamını sadece anlatmak değil; geleceğin tarihini yazacak nesilleri yetiştirmektir.
Çünkü tarih, kendisinden önce yazılanlarla övünenleri değil; yaşadığı çağa iz bırakanları hatırlar.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Trumptan Netanyahunun Kazma Dağının vurulması talebine yanıt hakkında son gelişmeler. Trump, Netanyahu'nun Kazma Dağı'nın vurulması…
BM Genel Sekreteri Guterres, Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi Antropoloji Laboratuvarı’nı ziyaret etti. Bu ziyaret, kayıp…
İran: Savaşta 230 milyon metreküp gaz üretim kapasitesi kaybedildi hakkında son gelişmeler. İran, mevcut savaş…
AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı. Hava…
AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı. Hava…
İsrail'in 2 Mart'tan bu yana Lübnan'a düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısı 4 bin 333'e ulaştı. Bu…