Makale

DİN, “ÎTİDAL”E ÇAĞRIDIR

Îtidal” kavramı, herşeyi yerli yerine koymak anlamı taşıyan “adl/adalet” kelimesiyle aynı köktendir. Kelimeyi “her şeyi denge noktasında tutmak” şeklinde de açıklamak mümkündür. Her şeyin denge noktası olan çizgi, Kur’ân’da “sırât-ı müstakîm” yani dosdoğru yol olarak anılmıştır. Bu dinin mensupları hem “sırât-ı müstakîm” üzerinde olmak hem de insanları “sırât-ı müstakîm”e çağırmakla yükümlüdürler. Öyleyse yeni din dilinin çağrısı her türlü “ifrat[1] ve “tefrit”ten[2] uzak “fıtrat”la uyumlu bir “îtidal” çağrısıdır ve bu da Kur’ân’da “orta yolu izleyen bir ümmet” yani “ümmetün vasatun” şeklinde ortaya konulmuştur: “Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki [hayatınızla] tüm insanlığın huzurunda hakîkatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın.[3] Bu gerçeklik Hz. Peygamber tarafından da “Her şeyin hayırlısı orta yol üzere olanıdır” şeklinde ifade edilmiştir.

Îtidale riâyet, dinin ferdî, sosyal, evrensel bütün boyutlarda esas aldığı ve ısrarla istediği bir yaklaşımdır. Sağlıklı fert, huzurlu toplum ve mutlu bir dünya, îtidale saygı ile inşa edilir. Kur’ân’ın bu konuda koyduğu prensip şudur: “Hem dünyada hem de âhirette iyilik ve güzellik…[4] Kur’ân literatüründe dünya; madde, beden ve geçicinin; âhiret ise rûh, sonsuzluk ve ebedînin sembolüdür. O halde din, bu iki kategoriye giren her şeyden nasiplenmeyi, onların her birinin paylarını korumayı istemektedir. Bu aynı zamanda “Tevhid” ilkesinin de zorunlu bir sonucudur.

Îtidalden sapma, önce insanı oluşturan unsurların haklarını ihlâl etmekle başlar. İnsan; rûh ve beden birleşiminden oluşmuş bir varlıktır. Din, bu varlık yapısının gereklerini yerine getiren düzenlemeler getirmelidir. Eğer, “melek insan” hayali ile insanın madde ve bedenine ilişkin hakları görmezlikten gelinirse bu bir ifrattır. Bunun tam tersi olarak insanı sadece madde/beden gören ve onun rûhî yapısına hiç hak tanımayan yaklaşımlar da tefrittir. Bu nedenle yeni din dili, insanın terkibinde yer alan madde ve rûha aynı anda haklar tanıyarak, bu aslî yapıdaki bozulma ve sapmaları önlemelidir. Kur’ân bu dengeyi şöyle açıklar: “Öyleyse, Allah’ın sana verdiklerinden yararlanarak yalnızca âhiret yurdunda [iyi bir yer tutmanın] yolunu ara; bu arada, pek tabii, bu dünyadaki nasibini de unutma.[5]

İnsanın yapısında yer alan hiçbir şey varlıkları itibariyle yani temel prensip olarak kötü değildir. Kötülük, bunların ifrata ve tefrite kaçan kullanımları hâlinde ortaya çıkan bir durumdur. İnsan benliğindeki unsurların îtidal üzere kullanılması, başka bir deyimle haklarının verilmesi fıtrata uygun insan tipini ve fıtrata uygun karakteri ortaya çıkarır ki, mutlu bir dünya için gerekli olan da budur. Fıtrata uygun karaktere Kur’ân “sıbgatullâh” yani Allah’ın fırçasıyla çizilen karakter demektedir: “İşte Allah’ın boyası! Allah’tan daha güzel boyası olan kim vardır? Biz yalnız ona kulluk ederiz![6]

Îtidalin bozulması, bazen de kişinin topluma veya toplumun kişiye yenik düşürülmesiyle ortaya çıkmaktadır. İslâm, bir îtidal çağrısı olarak ne kişiyi inkâr eder, ne toplumu; ne kişinin haklarını topluma yedirir, ne toplumun haklarını kişiye. Onun getirdiği ölçüler, bu iki yapıyı uyumlu bir biçimde bağdaştırır ve onları mutlu bir dünyanın kurulmasında, birlikte yürüyen değerler olarak devreye sokar. Böyle olunca da dünyada sınıf çatışması, kişi devlet didişmesi görülmez. Îtidalden sapma, hak sahibine hakkını yeterince vermemekle olabileceği gibi; muhataba, lâyık olduğundan fazlasını vermekle de olabilir. Din, bu iki hâli de dengenin bozulması ve zulüm olarak görür. Çünkü zulüm, şeyleri ait oldukları yerin dışına koymaktır, adaletse bunun tam tersini yapmaktır.

Îtidalden sapmanın bir başka görünümü de ilim veya dinden birine üstünlük ve ağırlık vermektir. İslâm’a göre ilim mutlaktır ve din ilmi, dünya ilmi gibi ayırımlar yapmak yersizdir. Bütün evren Allah’ın âyetlerinden oluşur. Kur’ân nasıl bir kitapsa, evren de bir kitaptır; hatta insan da bir kitaptır. Kur’ân, kendisinin âyetlerle dolu olduğundan bahsettiği gibi diğer iki kitabın da âyetlerle dolu olduğunu söylemektedir. Bu âyetlerin hepsini incelemek ve araştırmak ise Kur’ân’ın istekleri arasındadır. İşte bu âyetler arasında Kur’ân hiçbir ayrım yapmaz ve onları tetkik edenlerden birinin diğerine üstünlüğünü onaylamaz. Buna göre, her ilim aynı derecede saygıya lâyıktır ve insanın mutlu bir dünyayı inşası için ilimler arasında dengeyi kurması şarttır.

Îtidal prensibinin en önemli belirişlerinden biri de, “ekonomik ahlâk” olarak da ifade edilebilecek olan “harcamada denge” noktasıdır. İslâm, dünya nimetlerinden yararlanmayı, bir ilâhî istek olarak tespit eder. Allah, bütün güzellikleri ve nimetleri kulları için yaratmıştır. Bunları değerlendirmek Allah’a güvenin ve yine O’na şükretmenin bir belirtisi olmaktadır. Bunu engelleyen, Allah’a isyan hâlindedir. Çünkü bütün evren insanın emrine verilmiş, bütün nimetler insan için var edilmiştir. İnsan bunlardan yararlanacak ve Allah’a şükredecektir. Ancak bu kullanım ve yararlanmada aşırılığa giderek nimete tapıcılık illetine tutulmak kötüdür. İslâm, nimetleri terk ile onlara tapmayı aynı görür ve iki illetten kaçmalarını mensuplarına öğütler. Bu gerçeklik Kur’ân’da şöyle ifade edilmiştir: “Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.[7]

Îtidalin bir başka görünümü de “cinsel hayat” alanı ile ilgilidir. Din, cinselliği terke karşıdır ama bu dengenin korunması için her türlü cinsel azgınlık ve sapmayı da kontrol altına almak ister.  Bu konuda îtidali korumak için bir yandan evlenmeyi teşvik ederken, öte yandan bu imkânı kullanmayarak anormal yollara sapanlara da ağır cezalar verir. Cinsel hayatın saptırılması ile ortaya çıkan dengesizlik, insan neslini dejenere ederek hayata en yıkıcı pusuyu kurmaktadır.

Buraya kadar yazılanları özetlersek; din, orta/vasat bir toplumu yani aşırılıklar karşısında âdil bir denge gözeten, hem zevk ve safahatı hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkânlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluğu hedefler. Bu minval üzere insanlara hayatın her cephesinde dengeli ve ölçülü olma çağrısı ile uyumlu olarak hayatlarının bedenî ve maddî yönüne çok fazla ağırlık vermemelerini öğütler. Ama aynı zamanda insanın bu “bedenî hayat” ile ilgili ihtiyaç ve isteklerinin ilâhî irâdenin eseri, bu nedenle de meşru olduğunu kabul eder. Şüphesiz, İslâm’a özgü olan bu dengeli davranış, doğrudan Allah’ın birliği ve bütün hilkatin temelinde yatan amacın tekliği kavramından doğmaktadır.

NECMETTİN ŞAHİNLER 

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

[1] Herhangi bir konuda aşırı gitme, ölçüyü kaçırma, aşırılık.

[2] Herhangi bir konuda geride kalmak ve yeterli ölçüde olamama durumu.

[3] Bakara/143: “Ve kezâlike cealnâküm ümmeten vasatan li tekûnû şühedâe ale’n-nâsi ve yekûne’r-resûlü aleyküm şehîden.

[4] Bakara/201.

[5] Kasas/77: “Vebteğı fîmâ âtâkellâhü’d-dâre’l-âhırate ve lâ tense nasîbeke mine’d-dünyâ.

[6] Bakara/138.

[7] A’râf/27; İsrâ/29; Furkân/67.

Recent Posts

  • Gündem

Rusya Dışişleri: Savaş Petrol için Çıkartıldı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…

5 saat ago
  • Gündem

Tahran’da: Cuma Namazında Yaşasın Türkiye Sesleri

Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri   TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…

7 saat ago
  • Gündem

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…

7 saat ago
  • Gündem

Papa XIV. Leo’dan, Trump’a Sert Mesaj

Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…

8 saat ago
  • Gündem

YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ

‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…

9 saat ago
  • Makale

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!”

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…

10 saat ago