islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5402
EURO
54,8887
ALTIN
6.232,80
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Parçalı Bulutlu
31°C
Çarşamba Açık
32°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C

DÜNYADAN CEHENNEM ATEŞİNE YAKIT TAŞIYANLAR: KUR’ÂN VE SÜNNET IŞIĞINDA ZULÜM, KUL HAKKI, HARAM KAZANÇ VE TEVBENİN HAKİKATİ

DÜNYADAN CEHENNEM ATEŞİNE YAKIT TAŞIYANLAR: KUR’ÂN VE SÜNNET IŞIĞINDA ZULÜM, KUL HAKKI, HARAM KAZANÇ VE TEVBENİN HAKİKATİ

Dünyadan Cehennem Ateşine Yakıt Taşıyanlar
KUR’ÂN VE SÜNNET IŞIĞINDA ZULÜM, KUL HAKKI, HARAM KAZANÇ VE TEVBENİN HAKİKATİ

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (et-Tahrîm, 66/6)

“Öyleyse, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının…” (el-Bakara, 2/24)

Giriş

Kur’ân-ı Kerîm’in tasvir ettiği cehennem, insan idrakini sarsan dehşet sahneleriyle doludur. Fakat bu tasvirler arasında iki ilâhî beyan vardır ki, üzerinde tefekkür edildikçe insanın yüreğini sarsar: “Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateş…”

Ateşin yakıtı normalde odun veya kömürdür. Kur’ân ise cehennem ateşini tarif ederken insanı doğrudan kaynağın kendisi olarak gösterir. Bu sarsıcı hakikat bize şunu fısıldamaktadır: Allah’ın gazabına uğrayanlar yalnızca ateşe atılan çaresizler değil; aynı zamanda o ateşi tutuşturan ve harlayan yakıtın ta kendisidir.

Bu korkunç akıbet bir anda ortaya çıkmaz; insan cehenneme boş ellerle gitmez. Dünyada işlenen her zulüm, dökülen her haksız kan, yenen her haram lokma, gasp edilen her kul hakkı, söylenen her yalan, edilen her iftira ve ilâhî sınırları hiçe sayan her cüret; insanın ebedî ikametgâhına önden gönderdiği bir yüktür. İnsan, farkına varmadan kendi elleriyle dünyadan cehenneme odun taşımaktadır.

Ne hazindir ki insanoğlu; birkaç dakikalık öfkesi uğruna bir ömür boyu pişman olacağı günahlara girmekte, birkaç kuruşluk menfaat için mukaddes hakları çiğnemekte ve geçici lezzetler için ebedî hayatını tehlikeye atmaktadır. Nefis günahı küçük, şeytan ise tevbeyi uzak gösterdikçe sırtındaki yükün ağırlaştığını fark edemez.

Oysa ilâhî adaletin terazisinde hiçbir amel zayi olmaz. O gün ne makam konuşacaktır ne servet ne de alkışlar… Konuşacak olan yalnızca iman, amel ve adalet-i ilâhiyyedir.

Bu satırlar, kimseyi itham etmek için değil; önce kendi nefsimizi, ardından bütün insanlığı Kur’ân’ın aynasında muhasebeye davet etmek için kaleme alınmıştır. Şimdi Kur’ân’ın, Sünnet’in ve tarihin şahitliğinde şu hayati sorunun cevabını arayalım.

İnsan, dünyadan cehennem ateşine hangi amelleriyle yakıt taşımaktadır?

1. Cehennem Ateşinin Yakıtı Olmak Ne Demektir?

Müfessirler, ayetlerde geçen “taşlar” ifadesinin putları ve ateşi şiddetlendiren maddeleri kapsadığını belirtirler. Ancak beyanın en sarsıcı ciheti “insanlar” kelimesidir. İnsan burada ateşten kaçan bir mağdur değil, ateşi besleyen bir unsur olarak resmedilmiştir.

Bu durum mecazî bir korkutma değil, ilâhî adaletin değişmez kanunudur. Kur’ân amelleri ekilen tohuma benzetir; tohum toprağa düşer düşmez görünmez ama vakti gelince mutlaka filiz verir. Ameller de öyledir; hiçbir iyilik kaybolmadığı gibi hiçbir kötülük de buharlaşıp gitmez. Her amel sahibini bekleyen bir neticeye dönüşür.

İslâm âlimlerinin, “Cennet de cehennem de dünyada kazanılır” buyurmaları bundandır. İnsan cennetin anahtarını da cehennemin zincirini de kendi eliyle örer. Allah Teâlâ kimseye zulmetmez; kul, nefsine zulmeder:

“Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.” (Âl-i İmrân, 3/117)

Bir kibrit çöpü koskoca bir ormanı küle çevirebildiği gibi, küçümsenen bir günah da insanı ebedî hüsrana sürükleyebilir. Nitekim Resûlullah (ﷺ), önemsenmeyen küçük günahların birikerek insanı helâke götüreceği hususunda ümmetini ikaz etmiştir.

Öyleyse insan cehenneme ne taşımaktadır? Zulmünü, kibrini, hasedini, faizini, rüşvetini, yalanını, kul haklarını ve tevbesiz bıraktığı cürümlerini… İşte bu sayfalar, tevbe kapısı henüz açıkken kalpleri uyandırmak için bu ağır yükleri teşrih masasına yatırmaktadır.

2. Zalimler: Cehennem Ateşine İlk Yakıtı Taşıyanlar

Kur’ân-ı Kerîm’de en ağır dille kınanan cürümlerin başında zulüm gelir. Çünkü zulüm sadece bir hukuksuzluk değil, ilâhî nizama ve adalet fikrine başkaldırıdır.

Zulüm yalnızca muktedirlerin işlediği bir suç değildir. Babanın evladına haksızlığı, işverenin işçisinin alın terini gasbetmesi, hâkimin adaletten sapması, tüccarın hilesi, mirasçının hakkı çalması ve komşunun komşusuna eziyeti de zulümdür. Hakkı sahibinden esirgemek veya hak etmeyene zarar vermek zulmün farklı tezahürleridir.

Kur’ân’ın önümüze koyduğu ibret levhaları nettir. Gücüne ve ordusuna güvenip ilahlık taslayan Firavun, ihtişamlı saraylarına rağmen Nil’in sularında boğulmaktan kurtulamamıştır. Bugün adı ihtişamın değil, kibrin ve helâkin sembolüdür. Servetini ilâhî bir emanet değil kendi dehasının eseri sayan Kârûn, böbürlenmesinin bedelini hazineleriyle birlikte yerin dibine geçirilerek ödemiştir.

Bu kıssaların mesajı aşikârdır: Zulüm ve kibir dünyada geçici bir galebe sağlayabilir; ancak adalet-i ilâhiyye karşında hiçbir güç ayakta kalamaz. Nice tahtlar yıkılmış, nice saraylar harabeye dönmüş; fakat mazlumun ahı ve hakikatin sesi baki kalmıştır.

Resûlullah (sav.) bu dehşetli akıbeti şöyle haber verir:

“Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklar olacaktır.” (Buhârî, Müslim)

Akıllı insan, sadece başkasının zulmüne uğramaktan değil, kendi eliyle bir başkasına zulmetmekten de titizlikle sakınır. Mazlumun bedduası ile Allah arasında perde yoktur.

3. Haksız Yere Cana Kıyanlar

İnsan hayatı, Cenâb-ı Hakk’ın dokunulmaz kıldığı en mukaddes emanettir. Bir cana haksız yere kıymak, bütün bir insanlık nizamına kastetmektir:

“Kim, bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarması dışında haksız yere bir insanı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur…” (el-Mâide, 5/32)

İnsanlık tarihinin ilk cinayeti Kâbil’in kıskançlığıyla işlendi. O günden beri dökülen her haksız kan, vicdanlarda açılan derin bir yaradır. Resûlullah (sav.), kötülüğe öncülük etmenin vebalini şöyle beyan buyurur:

“Haksız yere öldürülen her canın günahından bir pay, Âdem’in ilk oğluna verilir. Çünkü öldürme yolunu ilk o açmıştır.” (Buhârî, Müslim)

Kur’ân-ı Kerîm, kasten cana kıyanların uğrayacağı azabı en şiddetli ifadelerle ihtar eder (en-Nisâ, 4/93). Günümüzde cinayet sadece silahla işlenmemektedir. Terörü ve nefreti körükleyenler, fitne çıkararak cemiyetleri kana bulayanlar, suça zemin hazırlayanlar da bu ağır vebalden paylarını alırlar.

İslâm’ın gayesi hayatı söndürmek değil, yaşatmak ve yüceltmektir. Her vicdan sahibi insan kendisine sormalıdır: Ben yaşatanlardan mıyım, yoksa diliyle, kalemiyle veya sükûtuyla ölümün ve şiddetin yayılmasına hizmet edenlerden mi?

4. Kul Hakkı: Ateşi Körükleyen Ağır Vebal

İslâm’da günahlar sadece Allah ile kul arasında kalmaz. Bir de kulların birbirleri üzerindeki hakları vardır ki, bunlar samimi bir pişmanlığın yanında ancak hak sahibiyle helalleşmekle telafi edilebilir.

Hz. Peygamber (ﷺ), ashabına “Müflis kimdir?” diye sorduğunda; ashap, malı mülkü olmayan kimse cevabını verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü (ﷺ) hakiki müflisi şöyle tarif etti:

“Benim ümmetimin gerçek müflisi; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelir. Fakat şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, şunu dövmüştür. Sevapları bu hak sahiplerine dağıtılır. Sevapları yetmezse, onların günahları buna yüklenir; sonra da cehenneme atılır.” (Müslim)

Ömrü ibadetle geçmiş bir kimsenin; kırılan gönüller, gasp edilen haklar ve saçılan fitneler sebebiyle müflis durumuna düşmesi ne dehşetli bir azaptır!

Kul hakkı sadece hırsızlık değildir. İşçinin alnının teri kurumadan hakkını vermemek kul hakkıdır. Mirasta kardeşin payına el koymak kul hakkıdır. Rüşvetle hakikati ters-yüz etmek, emniyet ve emanete hıyanet etmek kul hakkıdır. Gıybetle bir müminin haysiyetini çiğnemek, iftirayla şerefini lekelemek kul hakkıdır. Tüyü bitmemiş yetimin ve kitlelerin hakkı olan kamu malını israf ve suiistimal etmek kul hakkıdır.

Bazen tek bir imza yüzlerce ailenin rızkını çalar; bazen sosyal medyadaki şuursuz bir paylaşım masum bir insanın hayatını karartır. İnsan bunları unutabilir ama adalet-i ilâhiyye unutmaz.

5. Haram Kazanç: Ateşi Büyüten Görünmez Yakıt

İslâm’da mesele yalnızca ne kadar kazandığın değil, nasıl kazandığındır. Helâl lokma kalbe nur, ibadete şevk verir; haram lokma ise vicdanı köreltir ve duaların önüne perde çeker. Nitekim Efendimiz (sav.), üstü başı toz içinde ellerini semaya açıp dua eden fakat yediği, giydiği ve beslendiği haram olan bir adamı misal vererek, “Böylesinin duası nasıl kabul edilsin?” buyurmuştur.

Kur’ân bilhassa şu dört haram kazanç kapısını şiddetle meneder:

Faiz: Emeğin değil, sömürünün kazancıdır. Toplumda merhameti bitirir, borçluyu ezer ve kardeşliği zedeler.
Rüşvet: Adaletin satılmasıdır. Haksızı haklı yapmanın, liyakati çiğnemenin vebâlidir.
Hile ve Hırsızlık: Ölçüde, tartıda, devlette ve ticarette dürüstlüğü terk etmektir. Dürüstlüğün bittiği yerde bereket de biter.
Yetim Malı: Kur’ân, yetim malı yiyenlerin aslında “karınlarına ateş doldurduklarını” (en-Nisâ, 4/10) haber verir. Haram lokma daha dünyadayken manevî bir ateşe dönüşmektedir.

Mahşer gününde sorulacak ilk sorulardan biri şudur: “Malını nereden kazandın, nereye harcadın?” Kasa doldurmak kolaydır; ancak haramla dolan bir vicdanla huzur-ı ilâhîye çıkmak imkânsızdır.

6. Ateşi Büyüten Dil ve Kalemin Mesuliyeti

Bedenin hiçbir uzvu dil kadar hayra ve şerre vasıta olamaz. Bir söz gönül inşa eder, bir söz aile yıkar; bir söz insanı rızaya ulaştırır, bir söz cehennemin dibine sürükler.

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu kaydetmeye hazır bir gözetleyici bulunmasın.” (Kāf, 50/18)

Yalan, emniyet duygusunu yok eder ve insanı kötülüğe sürükler.

İftira, masum insanların haysiyetini katleden en çirkin cürümdür. Hz. Âişe Validemize (ra) atılan iftira (İfk Hadisesi), iftiranın bir cemiyeti nasıl sarsacağını gösteren tarihî bir derstir.

Gıybet, Kur’ân’ın ifadesiyle “ölü kardeşinin etini yemek” kadar tiksindirici bir manevî cinayettir.

Dijital Dünyanın ve Kalemin Mesuliyeti:

Bugün dil sadece ağızdaki organ değildir; klavyedeki bir tuş, ekrandaki bir dokunuş da dilin hükmündedir. Yalan bir haberi yaymak, bir linç kampanyasına ortak olmak amel defterine birer vebal olarak yazılır.

Eskiler “Kılıç yarası kapanır, dil yarası kapanmaz” demişlerdir. Buna eklemek gerekir: Kalemin ve medyanın açtığı yara, bazen kılıçtan daha derindir. Yazarın, gazetecinin, akademisyenin ve sosyal medya kullanıcısının kelimeleri ya cemiyete nur taşır ya da cehenneme yakıt…

7. Tevbe: Taşıdığımız Yükü Rahmete Dönüştüren Kapı

Kur’ân-ı Kerîm günahın dehşetini bildirdiği kadar, rahmetin enginliğini de müjdeler:

“De ki: Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar…” (ez-Zümer, 39/53)

İnsanın en büyük felaketi günah işlemesi değil; günahı kanıksaması, küçümsemesi ve tevbeyi ertelemesidir. Şeytan insanı önce “Bir defadan bir şey olmaz” diye kandırır, sonra “Nasıl olsa ileride tevbe edersin” diye avutur, en sonunda ise “Sen artık bağışlanmazsın” diyerek ümitsizliğe düşürür.

Oysa Efendimiz (sav.), “Günahtan tam dönen kimse, hiç günah işlememiş gibidir.” (İbn Mâce) buyurarak ümit kapısını ardına kadar açar. İslâm’a amansız düşmanken ilâhî nurla adalet timsali olan Hz. Ömer (ra) veya Uhud’un acısını samimi tevbesiyle rahmete dönüştüren Hz. Vahşî (ra) bu hakikatin canlı şahitleridir. İnsan geçmişinin mahkûmu olmak zorunda değildir. Yeter ki kul haklarını ödesin, samimiyetle Rabbine yönelsin.

Sonuç

Dünya ebedî hayatın tarlasıdır. İnsan bu dünyadan asla eli boş ayrılmaz; ya cennete uzanacak bir yolun taşlarını döşer ya da cehenneme varan bir güzergâhın odununu taşır.

O büyük gün geldiğinde ne servet konuşacaktır ne şöhret ne de mazeretler… Mazlum zalimden, yetim hakkını yiyenden, iftiraya uğrayan iftiracıdan hakkını alacaktır. Teraziyi kuran da hesabı gören da Hâkim-i Mutlak olan Allah’dır.

Bugün henüz vakit varken;
Mazlumla helalleşmek mümkündür,
Haramı terk etmek, kul hakkını ödemek mümkündür,
Gözyaşıyla samimi bir tevbe edip ilâhî rahmete sığınmak mümkündür.

Rabbimizden niyazımız; bizlere hakkı hak bilip uymayı, bâtılı bâtıl bilip kaçınmayı nasip eylemesidir. Ellerimizi zulümden ve haramdan korusun; ömrümüzü cehenneme yakıt taşıyan bir hüsrandan, cennete rahmet taşıyan bir kulluğa tebdil eylesin.

Âmin…

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.