
Kur’an-ı Kerim’in Zümer Suresi 36. ayetinde yer alan “Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar…” buyruğu, insan ruhunu kuşatan dünyevi kaygıların arkasındaki yapay mekanizmaları ifşa eder. Bu ilahi hitap, bireyin varoluşsal güvenliğini hedef alan otoritelerin ve hegemonik yapıların asırlardır kullandığı manipülasyonları aşarak, insanı fani korkulardan ebedi sığınağa davet eden güçlü bir dönüşüm çağrısıdır.
Siyaset felsefesi ve sosyoloji düzleminde iktidarlar, kitleleri kontrol altında tutabilmek için sıklıkla bir korku siyaseti inşa ederler. Günümüz modern devleti ve küresel sistemler; ekonomik krizler, işsizlik, geleceksizlik, dijital gözetim mekanizmaları ve ötekileştirme politikaları aracılığıyla bireyi sürekli bir güvensizlik sarmalında tutar.
Kapitalist-bürokratik yapılar, insanın temel ihtiyaçlarını piyasanın ve sistemin insafına terk ederek onu ontolojik bir yalnızlığa mahkûm eder. Bireye adeta şu mesaj enjekte edilir: “Eğer sistemin kurallarına körü körüne itaat etmezsen yalnız kalırsın, ezilirsin, aç kalırsın.” Ayette geçen “Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar” ifadesi, tam da bu sosyolojik gerçeğe parmak basar. İnsanın doğal aidiyetlerini ve içsel huzurunu hedef alan seküler ya da otoriter güç odakları, kitleleri kendi yapay otoritelerine bağımlı kılmak adına sürekli yeni korkular ve kriz senaryoları üretirler.
Sosyolojik açıdan korku, insanları rasyonel düşünceden kopararak yönetmenin en etkili aracıdır. Korkuyla terbiye edilen toplumlar, eleştirel iradelerini yitirir ve otoriter figürlerin arkasında hizaya geçmeye başlar. Birey, geleceğe dair duyduğu kaygılar yüzünden devletin veya sermayenin sunduğu adaletsiz yapıları boynu bükük bir şekilde kabullenmek zorunda kalır.
Ancak ayetin devamındaki “Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur” vurgusu, bu karanlık determinizme karşı ilahi bir meydan okumadır. Buradaki sapma, yalnızca teolojik bir tanım değil; insanın hakikatten, vicdani özgürlükten ve adaletten koparılarak zalimlerin çizdiği korku rotasına mahkûm edilmesidir. İnsan, yaratıcısına olan sarsılmaz aidiyetini unuttuğunda, beşeri otoritelerin kurduğu korku ağının esiri haline gelir.
Sonuç olarak; günümüz insanı, modern dünyanın labirentleri ve dayatılan yapay kaygılar arasında kıstırılmış durumdadır. Bu ayet, bireye tarihin her döneminde geçerli olan sarsılmaz bir pusula sunar: Hakiki güç ve sığınak, fani odakların ellerinde değil, ilahi adalettedir.
Devletlerin, liderlerin veya sistemlerin yarattığı korku duvarları, insanın içsel özgürlüğü ve Allah’a olan teslimiyeti karşısında geçicidir. Dünyevi korkuların esaretinden kurtulabilmenin yolu, bireyin kendi onurunu hatırlaması ve “Allah kuluna kâfi değil midir?” bilinciyle her türlü beşeri vesayeti reddetmesidir. Kalplerin ve toplumların hakiki huzura kavuşması, ancak bu sarsılmaz ilahi sığınağa yönelmekle mümkündür.