
Geçen gün bir dost meclisinde bir baba, kızını herkesin duyacağı şekilde uyardı. Anlık bir hatası üzerine uzun uzun nasihat etti. Kızın yüzü, yaptığı hatadan çok babasının tavrı karşısında düştü. Mahcubiyeti giderek öfkeye dönüştü. Baba ise sözlerini kızına bakarak değil, bize dönerek bitirdi:
“Hep anlatıyoruz işte…”
O an kıza üzüldüm. Çünkü belki de örtülmesi gereken bir hatası, herkesin önünde yeniden açılmıştı. O, nasihatten çok hatasının ilanını dinlemişti.
Sonra babaya üzüldüm.
Çünkü bana öyle geldi ki o sırada kızına değil, bize konuşuyordu. Sanki kızının yaptığı yanlıştan kendisini ayırmaya çalışıyor, “Ben görevimi yapıyorum.”, “Ben duyarsız bir baba değilim.” demek istiyordu.
Belki yanılıyor olabilirim. İnsanların kalbini Allah’tan başka kimse bilemez. Ama o sahne beni uzun süre düşündürdü.
Acaba biz de zaman zaman çocuklarımızla konuşurken aslında onları değil, çevremizdeki insanları mı muhatap alıyoruz?
Çocuğumuzu düzeltmeye çalışırken gerçekten onun kalbine mi sesleniyoruz, yoksa kendimiz hakkında bir şey mi anlatıyoruz?
Bu sadece toplum içinde yapılan uyarılarla ilgili de değil.
Çocuğumuzun başarılı olmasını istememiz…
Güzel ahlaklı olmasını istememiz…
İyi okullarda okumasını istememiz…
Bütün bunlar elbette anne babanın en tabii arzularıdır.
Fakat insan bazen kendi kalbine şu soruyu sormalı:
Ben bunu gerçekten evladım için mi istiyorum?
Yoksa onun başarısında kendime ait bir pay mı arıyorum?
Onun güzel ahlakı Allah’ın rızasına yaklaşsın diye mi beni sevindiriyor, yoksa “Ne güzel çocuk yetiştirmiş.” denmesi mi hoşuma gidiyor?
İşte bu sorular beni ihlas üzerinde yeniden düşündürüyor.
İhlası çoğu zaman namazla, oruçla, sadakayla birlikte anıyoruz.
Oysa insanın niyeti sadece ibadetlerinde ortaya çıkmıyor. Evlat yetiştirirken de, eşiyle konuşurken de, birine nasihat ederken de niyet insanın ameline eşlik ediyor.
Belki de ebeveynlik, ihlasın en çok sınandığı alanlardan biri.
Çünkü çocuk, üzerinde en fazla emek verdiğimiz varlık. Onun üzerinden övülmek de mümkün, eleştirilmek de. Böyle olunca bazen farkına varmadan çocuğun iyiliği ile kendi itibarımız birbirine karışabiliyor.
İşte tam burada Kur’an’ın insana açtığı ufuk üzerinde yeniden düşünmeye ihtiyaç duyuyorum.
Kur’an, insanı sadece yaptığı işle değerlendirmiyor. Amelin arkasındaki yönelişi, kastı, niyeti de sürekli gündemde tutuyor. İnsanlar davranışı görür. Allah ise o davranışı doğuran niyeti bilir.
Aynı cümle iki farklı niyetle söylenebilir.
Aynı uyarı iki farklı kalpten çıkabilir.
Birinde gerçekten çocuğunu kazanma arzusu vardır, diğerinde ise kendini haklı çıkarma ihtiyacı.
Dışarıdan bakıldığında ikisi de aynı görünür. Fakat Allah katında aynı değildir.
Belki çocuk da bunu bizim sandığımızdan daha iyi hissediyordur.
Çünkü çocuklar sadece söylenen sözü değil, o sözün kendilerine hangi kalpten ulaştığını da sezerler.
Bu yüzden belki de kendimize şu soruyu sormaya cesaret etmeliyiz:
Çocuğumu düzeltmeye çalışırken gerçekten onun iyiliğini mi gözetiyorum?
Yoksa fark etmeden kendimi mi savunuyorum?
Bozuk Saatte Günde Bir kez Doğruyu Gösterir Her Konuşmasında Saçmalayan Gazeteci ''Fatih Altaylı'' Bu sefer…
YURT DIŞINDAKİ VATANDAŞLAR POLİTİKASINDA SÖYLEM VE REALİTE ÇELİŞKİSİ: ANAYASA’NIN "YURDA DÖNÜŞ" RUHUNDAN YABANCI ÜLKE VATANDAŞLIĞI…
ALİYEV REJİMİ: OKULLARDA BAŞÖRTÜSÜNE YASAK GETİRDİ “Gardaşlık” maskesi arkasına saklanan İlham Aliyev yönetimi, İslam’a ve…
Borsa Vurgunu İddialarına Sert Tepki: Hesabı Mutlaka Sorulmalı Gazeteci-yazar Ersin Çelik, borsa ve yatırım fonlarındaki…
GİMDES Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer Vefat Etti. Ömrünü Helal Gıda Davasına Adadı Türkiye’de helal gıda…
Mustafa Kemal’i Kendi Sözlerinden Neden Daha Fazla Dinleyemiyoruz? Bir siyasi lideri, bir devlet adamını veya…