Makale

EKONOMİ KİMİN İÇİN VAR?

EKONOMİ KİMİN İÇİN VAR?

Ekonomi denince çoğu insanın aklına faiz, banka, kredi, yatırım, enflasyon, borsa, sermaye gibi bir sürü teknik kelime geliyor. Fakat bütün bu kavramların arasında asıl insanı kaçırmamak gerekiyor.

Çünkü ekonomi dediğimiz şey, sonuçta insan için vardır. Ekonomi insanın ihtiyaçlarını karşılamak, hayatını kolaylaştırmak ve toplumda refahı sağlamak için vardır.

Bugün bize sürekli şunu söylüyorlar: İnsanların ellerindeki paralar boşta durmasın, bankalara yatırılsın, bankalar da bu paraları işletmelere ve yatırımlara aktarsın. Böylece ekonomi büyüsün, üretim artsın, herkes kazansın.

Bunların içinde elbette doğru taraflar vardır. Tasarrufların üretime ve yatırıma dönüşmesi, ekonominin gelişmesi açısından önemlidir. Fakat mesele bundan ibaret değildir.

Asıl sormamız gereken soru şudur: Bu ekonomik düzen zengini daha da zenginleştirirken fakiri ekonominin çarkları arasında eziyor mu?

İnsanları sürekli borçlandırıyor mu? Kazandığından fazlasını harcamaya mı teşvik ediyor? İhtiyacı olmayan şeyleri satın almaya mı yönlendiriyor? Parası olanın daha da güçlendiği, dar gelirlinin ise sürekli borçlandığı bir düzen mi oluşturuyor?

İşte burada İslâm’ın ortaya koyduğu ölçüler önem kazanıyor.

Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

«“Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin.” (el-Bakara, 2/188)»

Yani para kazanmak serbesttir ama her yoldan para kazanmak serbest değildir.

Ticaret yapabilirsiniz, üretim yapabilirsiniz, yatırım yapabilirsiniz, şirket kurabilirsiniz, mal alıp satabilirsiniz. Fakat insanları kandırarak, sömürerek, haksız kazanç elde ederek veya faiz yoluyla başkasının ihtiyacını fırsata çevirerek kazanç elde edemezsiniz.

Kur’ân’ın bu konudaki ölçüsü bellidir:

«“Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.” (el-Bakara, 2/275)»

Dolayısıyla bir uygulamanın adına “finansal araç”, “yatırım modeli” veya “ekonomik mekanizma” demek, onun İslâm açısından otomatik olarak meşru olduğu anlamına gelmez. Önce yapılan işlemin gerçekte ne olduğuna bakmak gerekir.

Çünkü isimler değişebilir ama gerçek değişmez.

Bir başka mesele de servettir.

İslâm, insanın mal sahibi olmasını yasaklamaz. Zengin olmayı da başlı başına kötü görmez. Helâl yoldan kazanılan servet meşrudur. Fakat insana şunu da hatırlatır:

“Bu malın tamamı senin keyfine göre kullanacağın sınırsız bir güç değildir.”

Sahip olduğumuz mal üzerinde haklarımız olduğu gibi sorumluluklarımız da vardır.

Bu nedenle zekât vardır, sadaka vardır, infak vardır, vakıf vardır. Çünkü toplumda imkânı olanla olmayan arasında hiçbir bağ kurulmazsa servet zamanla belli ellerde toplanır ve ekonomik güç, toplumu sömüren kişisel imparatorluklara dönüşür.

Kur’an-ı Kerîm bu tehlikeye dikkat çekerek şöyle buyurur:

«“Ta ki o mal, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın.” (el-Haşr, 59/7)»

Burada mesele zengin insanların mal sahibi olması değildir. Mesele, toplumdaki ekonomik gücün sürekli aynı ellerde toplanması ve bunun zamanla başkaları üzerinde bir tahakküm aracına dönüşmesidir.

İslâm’ın ekonomik anlayışında güçlü olanın güçsüzü ezmesi kabul edilemez.

Tüccar kazanacak, işçi kazanacak, üretici kazanacak, yatırımcı kazanacak. Fakat herkes kazanırken başkasının hakkını çiğnemeyecek.

Mecelle’nin meşhur kaidesi de bunu çok güzel ifade eder:

«“Zarar ve mukabele bi’z-zarar yoktur.”»

Yani kimseye zarar vermeyeceksin, uğradığın zarara da haksızlık ederek karşılık vermeyeceksin.

Bugün ekonomik başarıyı çoğu zaman sadece rakamlarla ölçüyoruz.

Şirketin cirosu ne kadar?

Banka hesabında ne kadar para var?

Ne kadar kâr ettin?

Kaç evin, kaç araban, kaç yatırımın var?

Oysa İslâm başka sorular da soruyor:

Bu parayı nasıl kazandın?

Kimin hakkına girdin?

Kazandığın para seni nasıl bir insana dönüştürdü?

Kazandığından ihtiyaç sahibi fakirlere ne kadar zekât verdin?

Servetin topluma ne kattı?

İşte mesele tam olarak burada.

Ekonominin büyümesi elbette önemlidir. Üretimin artması, insanların iş bulması, gelir seviyesinin yükselmesi, ticaretin gelişmesi elbette güzeldir. Fakat bütün bunlar insanı ezerek, aileleri borçlandırarak, haksız kazancı normalleştirerek ve serveti belli ellerde toplayarak gerçekleştiriliyorsa burada sadece “ekonomik büyüme” deyip geçemeyiz.

Çünkü insan, ekonomik tablonun bir rakamından ibaret değildir.

Onun ailesi vardır, onuru vardır, emeği vardır, hakkı vardır.

Bu yüzden İslâm’ın bize öğrettiği temel anlayış şudur:

Mal değerlidir ama insan maldan, mülkten daha değerlidir.

Para bir araçtır; amaç değildir.

Zenginlik bir imkândır; üstünlük ölçüsü değildir.

Ekonomi insanın hizmetinde olmalıdır; insan ekonominin kölesi hâline gelmemelidir.

Sonuçta mesele çok basit:

Daha çok kazanmak değil, helâl kazanmak.

Daha çok tüketmek değil, ihtiyaç kadar tüketmek.

Sadece zenginleşmek değil, zenginliği bir sorumluluk olarak görmek.

Çünkü gerçek refah, banka hesabındaki sıfırların sayısıyla ölçülmez.

İnsanın kazandığı paranın helâl olması, gönlünün huzurlu olması, ailesinin ve toplumun bundan fayda görmesi ve kazancının onu Allah’tan uzaklaştırmak yerine onu Allah’a yaklaştırması asıl meseledir.

Kısacası:

Ekonomi insan için olmalıdır. İnsan ekonomi için değil.

Bir toplumun gerçek zenginliği, sadece cebindeki parayla değil; adaleti, ahlâkı, dayanışması ve insanına verdiği değerle ölçülür.

Kadir Bekil

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

  • Defalarca yazdık ve dedik ki, ülkemizdeki absürd düzen ve sistem PARLEMENTERLERE, BANAKACILARA VE HR DEVİRDE SIRTINI İKTİDARA DAYAMIŞ OLAN PARTİ MANKURTLRIANA çalışıyor ! Bu kesimlerin Cumhuriyet tarhi boyunca hiç zarar ettikelri görülmemiştir. Sadece Ecevit'in başında olduğu bir hükümet zamnında bazı Bankaların içi politika kalonorları tarafından boşaltılmıştı !.. Anlayacağımız o ki, ülkemizdeki ekonomi varsa-yoksa bunalr için var ! Ger,iye kalan kesimlere her devirde sabır ve şükremek tavsiye ediliyor ! Özellikle de son 24 yıllık iktidarımız dar gelirililerimize bu işi Farz-ı Ayn'mış gibi yapıyor ve emeklilerimze zam söz konusu olduğunda da "Size verilecek para hazinede yok!" deniliyor ! Oysa, müslüman olsun, gayr-ı muslim olsun hiç bir yönetim devlet hazinesini bir kesime "para yok", diğer başka kesimelre "para var" şeklinde kesinlikle tasarruf edemez ! Hazinede para yosa, yaherkese yoktru, yahutta herkese vardır ! Öyle bazıalrı a var, emeklielre yok şeklinde bir keyfi ve absürd uygulama asla yapılamaz diyorum.

Recent Posts

  • Genel

SURİYE ORDUSUNDAKİ HAYBER SLOGANINA TEPKİ

İSRAİL MERKEZLİ ALMA’DAN SURİYE ORDUSUNDAKİ “HAYBER” SLOGANINA TEPKİ İsrail merkezli Alma Araştırma ve Eğitim Merkezi,…

4 saniye ago
  • Makale

RABBİNİN ADIYLA OKU: HAYATI VAHYİN ÖLÇÜSÜYLE ANLAMAK

RABBİNİN ADIYLA OKU: HAYATI VAHYİN ÖLÇÜSÜYLE ANLAMAK “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96/1) Kur’an’ın insanlıkla yeniden…

13 dakika ago
  • Makale

MEHDİ HADİSLERİ

MEHDİ HADİSLERİ Gerek siyasi rekabet ve mücadelelerde gerekse kelami/itikadi görüş ayrılıklarında hadislerin istismar edildiği malum.…

22 dakika ago
  • Gündem

İktidarın Aile Politikasıyla İstihdam Hedefi Çelişiyor mu?

KADIN İSTİHDAMI ARTACAK AMA GENÇLER NASIL EVLENECEK? İktidarın aile politikasıyla istihdam hedefi çelişiyor mu? Cumhurbaşkanı…

42 dakika ago
  • Gündem

Erdoğan: Filistin Davası Gönüllerde Büyümeye Devam Edecek

Erdoğan: Filistin Davası Gönüllerde Büyümeye Devam Edecek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi ziyaret eden Filistin…

46 dakika ago
  • Genel
  • Gündem
  • manşet

YILLAR SONRA YENİ BİR UMUT; TERÖRSÜZ TÜRKİYE

YILLAR SONRA YENİ BİR UMUT; TERÖRSÜZ TÜRKİYE Terörsüz Türkiye sürecinin hukuki altyapısını oluşturması hedeflenen ve…

1 saat ago